Bir Kaşık Yemekle Bir Bebek Doyar | Karamandan.com - | Karaman Haber

Bir Kaşık Yemekle Bir Bebek Doyar | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ağustos 2019 Çarşamba
Bir Kaşık Yemekle Bir Bebek Doyar

Her sabah olduğu gibi bu sabahta erkenden kalktı elini yüzünü yıkadı üzerini giyindi. İşyerinin yolunu tuttu.

Yol kıpırtısız sağında solunda kimsecikler yoktu.  Küçük tek sıra evleri geçti hızla yolun karşısındaki durağa geldi.  Durakta bekleyen arkadaşları hepsi birer yıkıntıya dönmüş ıssız sessiz öksüzler gibi bakışıyorlardı.  Bazıları ölü rengini almış, bazıları da ayakkabılarına yan basmış, bazılarının ayakkabıları da yan basmaktan yüzleri eğilmiş, bazılarının ki yırtık uçları, bazıları da terlikli, yine de büyük bir bağlılıkla o ayakkabıları her birinin ayaklarını koruyordu.  Terlikler ki o kıdemli aceleci terlikler daha hızlı ve kıvrak hareketlerle daha çok acı çekmiş gibi ayaklarında yılların terliği gibi duruyordu.

Erkenden işe gitmek ve geç vakitte işten dönmek.

Başını kaldır da bak öyleyse nereden nereye geldiğini anla. Bu kadar yıl sonra yüreğinin kilidini aç da öyle konuş nereden nereye derken kendini de acımaklı gösterme o yüreğindeki acılar senin olsun sevinçleri anlat bize, ‘’Sen neşeden haber ver derdi herkes tanıyor.’’

Geçmiş geçmişte kalmıştır canın acıyorsa hiç de zorlama kendini, içinden neşeyi çıkarmak için, ‘’Evet ben de öyle yapıyorum şu günler, ne neşe ne dert bol uyuyorum. Uyku benim tek derdim imiş gibi uyumak istiyorum.’’  ‘’Uyu öyleyse.’’ ‘’Uyuyorum ama yine de her gece rüyamda fabrikayı görüyorum. Bisküvi topluyorum, paketliyorum çünkü benim dünyam iki bisküvi arası, başka dünyam yok. Olmadı. Sadece bisküvi benim dünyam ömrüm boyunca yaşadığım gördüğüm, tek şey de petibör hep o birinci fırında başka da bir şey görmedim. Görmüyorum da ama onu toplamak da ayrı bir zevkti. Neden? Diye soracaksan ben petiböre tek tek dokunarak toplardım onu topladık sıra da onu yiyecek olanları onu benden sonra tutacak elleri düşünürdüm sonra onu toplarken onunla alacağım ihtiyaçlarımı düşünürdüm. O petibörler benim elbisem oluyordu karnımı doyuran aşım oluyordu. Şunu da bilin ki bir insanın kendi elinin emeğini yemeden daha zevkli bir şey de yoktur.  Gerçek tat elinin emeğini yediğinde aldığın tattır, zevktir.’’

Uyanmıştı, yatağından kalktı hava yolu ile bisküvi kokusunu kokladı içine çekti o bisküvi yollarında yürümüyordu artık hava yolu ile gelen kokuyu koklamaktaydı. ‘’Omuzlarımda hala o bisküvin yükü var hissediyorum.’’ 

Hani şu yemekhanede yemek seçen beğenmeyen kızlar vardır bilir misin onları?  Anasının evinden yiyemeyeceği yemeği yer onda bile ‘’Benim sevdiğim yemek bu değil,’’ der beğenmezler ben de tam o tip kızların masasına oturur onların tabaklarındaki yemekleri toplar kendi tabağımda yerdim. Ben yemek seçmem bütün yemekleri de yerim özellikle gece çıkan çorbaları, dökülmesin çöpe gitmesin, bir kaşık çorba çünkü ‘’Bir kaşık çorba ile bir bebek doyar,’’ bu da o yıllarda benim bulduğum bir slogan cümle ‘’Bir kaşık yemekle bir bebek doyar.’’ Gece vardiyalarında yemek esnasında yemekhanede ayrıca bir sessizlik olur işçi kızlar melekler gibi inerler sakin ve seri sıraya girerler beklerler. Kızlar düşünüyor ne düşünüyor? Bu günde mi tavuk çorbası? Diyor bir tanesi bir diğeri de keşke her gün tavuk çorbası olsa da yesem tavuk çorbasını seven ve sevmeyen ikisi aynı sırada biri birinin tabağında birbirlerine yemek servis ederken kaşık sesleri duyulur. O sırada açlık kardeşlik, paylaşma, sevgi hepsinin gizli sesleri de duyulur. Anlayana. Sen bir ses duydun mu? Ben duymuyorum. O melek kızlar sürmeli gözleriyle beyaz başörtüleriyle ellerinde boş kaşık yanlarındaki boş sandalyeye arkadaşlarını buyur ediyorlardı.  ‘’Şu tavuk çorbasından bir kaşık da sen al dökülmesin günah,’’ kaşığını uzattı arkadaşı bir kaşık çorba almak için baktı ki arkadaşı hiç dokunmamıştı yemeğe açtı üstelik. Yememişti. O anda arkadaşının gözlerindeki açlık hissini de gördü. Yüzü ondan sapsarı kesilmiş, ondan kuvvetten düşmüş, ondan yaz günü dahi soğukta kalmış gibi üşüyorlar. Kızlardan bir tanesinin dua sesi duyuldu. ‘’Amin.’’ Dedi yanındakiler. 

Konuşan kadın, cefakar vefakar kadın birden sustu havadan gelen kokuyu burnuna çekti bak yine mis gibi kokuyor. Yeni çıktı fırından mis gibi petibör, finger.

Bak bu hava bu koku bana bisküviyi hatırlatıyor ve hava hala bisküvi kokuyor. Bana bundan sonra mezarlığın yolunu gözlemek düşer her gün ibadet etmek secdeye kapanmak ama yine de başımı her secdeye eğdiğimde ve kaldırdığımda o bisküvi kokusun duyuyorum zaman geçiyor ve o koku geçmiyor. Bu koku tamamıyla onun ruhuna egemen olmuştu onunla yemek yiyor onunla ibadet ediyordu.

Bisküvinin ben de çok hakkı var. Sanırım ona karşı bir vefa borcum var. Sanırım hepimiz de de var.  Bize çok iyiliği dokundu olgunlaştırdı bizi. Bisküvi işçiliği için hepimiz aynı yolda farklı yollar üzerinden gelmiş olsak da aynı amaca doğru geliyor aynı kapıdan giriyor aynı kaptan yemek yiyorduk sonuçta 

Bir düşünün isterseniz kafanızı elleriniz arasına alıp,
Düşünüyordu.

Her yer sessiz herkes uykuda iken o kokuyu içine çekmek bisküvinin varlığına şükretmek,   ceplerindeki para onun karanlık günlerinde aydınlığı olmuştu onunla aydınlanıyor merdiven çıkıyordu. Şükür Rabbime şükür onunla ateş yaktım yemek yaptım onunla yürüdüm hala da yürüyorum. Ömrüm sonbahar oldu bisküvi bana yol gösteriyor. Ben de onun bana verdiği güvenle hala yürüyorum.

Neden? Çünkü yemeğim hazırdı bana sadece tencereyi ateşe koymak ve ateşten indirmek kalmıştı.

Nurten Kılıç

Okunma : 850