“Bana Üflersen Ben Dirilirim…” | Karamandan.com - Karaman Haber

“Bana Üflersen Ben Dirilirim…” | Karamandan.com - Karaman Haber

25 Şubat 2020 Salı
“Bana Üflersen Ben Dirilirim…”

Bu, Hz. Mevlana’dan, Mevlevilik’ten veya günün anlam ve önemine binaen yazılmış bir yazı değildir.

Bu, içinde bulunduğumuz binlerce yıllık kültürümüze uyum sağlayamayıp; nasıl bu kültürle övünüp aksini yaşamaya devam ettiğimiz, bu kültüre bir şeyler katmayarak günümüzü gün ettiğimize yine bir yazıyla gönderme yapma eylemidir.

Dini ve milli bayramlarda; kültürümüzün bir değeri olan özel günlerde, kültürümüzün parçası olmayıp kutladığımız özel günlerde ve yine her güne bilmem ne günü diyerek değer atfedilen o günleri kutlayarak paylaşımlar yaptığımız o günlerin o günlerden sonra seneye o güne kadar o manadan uzak yaşamaya devam ederken… 

Eğer bir toplum herhangi bir şeye değer verip, değer verdiğini göstermiyorsa o değer gün gelir elinden kayar gider. Kendisinin elinden düşmezse, 20-50 yıl sonra gün gelir çocuğunun elinden düşer, hiç olur gider. Kültür kincidir, intikamını alır, kendini yok eder!

“Amaaan yaşayıp ne kadar daha yaşayacağım” diyen, gününü kurtaran, her kim varsa şuursuz bir bireydir. Şuursuz bireylerle bizim binlerce yıllık kültürümüzün işi olmaz!

14 gün önce Dünya Engelliler Günü kutlandı (Bana göre Dünya Özel İnsanlar Günü olmalı ya, neyse…) Yarın çıkın bakın, kaç kişi kaldırıma, özel insanların sarı parkuruna araba park etmiş bir sayın! İşin artistliğine gelince sosyal mecralardan günü kutlaması kolay! Eylem nerde, eylem!

Mevlana denince akıllara hemen hoş görü gelir!

Yarın çıkın sorun, gençlerimizden kaç tanesi tanıyor?

Kaç tanesi Karaman’da yıllarca yaşadığını, burada evlendiğini, annesinin burada yattığını biliyor?

Kaç gencimiz, klasik Türk müziğinin en baba formunun Mevlevî Âyin formu olduğunu biliyor?

Gençlerimizi geçtim kaç orta yaşlı birer Türk müziğinin, âyinlerin farkında?

O âyinlerin her mısrasının Mevlana’ya ait olduğunu kaç kişi biliyor?

Kaç kişi bu güftelerin manası için gecelerini vermiş?

Güne gelince, “17 Aralık!” Google’dan bi’ hiç Mevlana ile alakası olmayan bir söz bul, bunu sayfanda paylaş, geç (!)

Hadi bütün bunları geçtim, özetle hoş görü olarak kodladığımız bu özel güne özgü bir davranış ya da davranışlara herhangi bir yerlerde denk gelsek, şahit olsak ona da razı olacağız!

Bizim millet olarak en kötü alışkanlığımız, bazı şeyleri sadece 30 güne, 1 güne, hatta 5 vakte sığdırıp, tüketip daha sonra yüzlerine bile bakmamız! Bazı şeyleri sadece yapmak için yapmamız! Diyelim ki, şehirde bir tiyatro etkinliği yaptık! Eğer etkinlik sonunda izleyenlerin çoğu değil bakın, 1 kişisinin bile kafasında yeni bir kapı açmamışsak, bu boş, yalnız günü kurtaran, geçiştiren bir etkinliktir. İşte bizim türü her ne olursa olsun bu örnekteki gibi halka ve topluma faydası dokunmayan içi boş, şova dönük işlerden vazgeçmemiz, binlerce yıllık bir kültürün içinde yaşayan halka değer verip bu kültürün kalitesinde işlerle onları ve özellikle gençlerimizi eğitmemiz gerekir.

İşin özü, bizim silkinmeye ihtiyacımız var! Her ne ise şikayet, o şikayeti konuşmayı bırakıp evvela karşı bir manevi davranış sergilemek ya da yararlı maddi, elle tutulur -şeyler- üretmemiz gerekmektedir. Hatta birey olarak o şikayet edilen şeyi yapmamak ilk aşamada yeterli olacak, bizleri sonuca götürecektir!

Yazının başlığına dönersek, her Mevlevi Âyîn’in içinde; güftesi ister Divan-ı Kebir’den, ister Mesnevî’den alınsın içerisinde şu beyitler mutlaka olur:

Sultân-ı menî sultân-ı menî
Ender dil ü can îmân-ı menî
Der men bi-demî men zinde şevem
Yek cân çi şeved sad cân-ı menî

[Sultânımsın, sultânımsın;
cânımda, gönlümde imânımsın.
Bana üflersen ben dirilirim.
Bir cân da nedir? Yüz cânımsın.]

Düzenleme : 17 Aralık 2019 15:27 Okunma : 1129