Altıgende Mimari | Karamandan.com - Karaman Haber

Altıgende Mimari | Karamandan.com - Karaman Haber

09 Ağustos 2020 Pazar
Altıgende Mimari

Tarihin içinde kaybolmuş uygarlıkların bilgisinin bugüne ulaşmasını sağlayan önemli noktalardan birisi de arkeolojik ve sanat değeri olan mimari yapı ve kalıntılardır. İnsanların yaşadıkları nasıl mazisini oluşturuyorsa, kültürlerin mazisini de ortaya koyduğu eserler oluşturur. Kültürlerin ortaya koyduğu bu eserler arasında mimari en mühim unsurlardandır. 

Şehirler, caddeler, sokaklar, binalar kendi kültürümüze göre inşa edilmediği zaman benliğimizi kaybetmeye başlıyoruz. Kadim bir camide aldığımız huşuyu yeni yapı betonarme camilerde alamıyoruz. Rengârenk çiçeklerin yer aldığı bahçeli evlerin bulunduğu sokaklarda yürürken aldığımız keyfi bahçesi yüksek duvarlarla ve jiletli tellerle çevrili modern sitelerin arasından geçerken alamıyoruz. Taze çekilmiş Türk kahvesi kokan çarşılarda gezerken aldığımız hoş kokuyu her türlü mal ve hizmetin bulunduğu AVM’lerde alamıyoruz.

Bundan dolayı mekteplerimiz de kendi değerlerimize göre bir mimariye sahip olmadığında; kapısı, penceresi, merdiveni, boyası kültürümüzü yansıtmadığında, kapısından içeri girenler ilmin kapısından içeri girdiğini hissetmediğinde, mektebin havasını soluyanların tüyleri diken diken ayağa kalkmadığında, binaya giren insanların içinde bir saygı ve bir ciddiyet oluşmadığında, hizmet veren mektep binası amacına hizmet edecek hüviyete kavuşmamış demektir. Mektebin bahçesindeki çiçekler ve süslemeler estetik halde değilse, mektebin koridor duvarlarında yer alan levha çerçevelerin hiçbir sanatsal değeri yoksa, sınıflar koğuşları andırıyorsa, ders ve teneffüs saatlerini belirten zil zevksiz bir melodi ses seviyesi de kulakları tırmalıyorsa; o mekânda eğitime birçok eksikliklerle başlanmış demektir.  

Amacına en iyi şekilde hizmet edecek ve mimari tarzıyla adından bahsettirecek mektep binalarımızın yapılamaması eğitim işini tam anlamıyla kavrayamadığımızı gösteriyor. Birbirine benzeyen tarzlarda yapılan binalarda; gençler birbirine benzetilmiş şekilde tahsil görerek tek tipte yüzlerce kişi mezun ediliyor. Üretim bandından dökülen fabrikasyon mallar gibi… Farkını ortaya koyamayan mimari yapı içinde okuyan gençler ortaya bir fark koyamazken bu binalarda maarif işiyle uğraşan eğitim kadrosu da ortaya farklı bir şeyler koyamıyor. İçinde bulundukları yapı onlara ilham vermediği gibi üretme yeteneklerini de kısırlaştırıyor.

Mimarisi yıllar sonra da insanlara şevk veremeyecek ve yüz senelik ömrü olmayan yapıların içinde verilen eğitim de ne insanlara şevk verir ne de uzun soluklu olur. Yarı boyuna kadar yağlı boya ile boyanmış duvarları, köşeli mimari hatları, zemin katta bulunan sınıfların pencerelerine takılan demir parmaklıkları, bina girişindeki zindanı andıran zevksiz demir kapıları, ses yalıtımı yönünden sorunlu duvarları, gün ışığından en iyi şekilde istifade etme amacı taşımayan mimari çizimleri… Okullarımız; ülke genelinde binlerce şubesi olan, toptan fiyatına perakende satış yapan ve rafların diziliş sırası bile her şubede aynı olan mağazalara dönmemesi gerekir.   

“Türk mektep bina üslubu diye karakterler taşıyan ve milli ruhumuzun bütün çizgilerinden taşıran bir üslup tanımıyorum. Hâlbuki memleketimizde bulunan yabancı mekteplerinin her birinin ayrı ve pek karakteristik üslubu göze çarpıyor. Mekânını yapamadığımızdan bellidir ki, işin ruhunu bilmiyoruz. Mektebi ruhta idrak etseydik, mekânda da yerinde getirebilirdik” dedi, Nurettin TOPÇU. 

Mektep binalarımız belli zaman aralıklarında, belli kişilere hizmet veren kapalı bir mekân olmaktan çıkıp; sosyal projeler ortaya koyan, okuma salonlarıyla, sohbet odalarıyla, deneysel faaliyetleriyle, spor müsabakalarıyla bulunduğu mıntıkanın halkına hizmet veren ve kapısı halka her zaman açık olan, halkla bütünleşen bir toplanma alanı olmalıdır. Sadece öğrencilere değil; eğitimin diğer önemli kolu olan velilere de hizmet edebilmelidir.

“Mektebe gelince; o artık ne mabet, ne yuva, ne de ocaktır. Sadece ders odalarının bütününden ibaret bir devlet dairesidir” dedi, Nurettin TOPÇU.

Gelişmeyi gaye edinen, kültürümüzü yaşatmaya çalışan, ilme önem veren, güzel ahlakı yayan, siyaset ve ideolojiden uzak şekilde insanlara hizmet veren mekteplerin çoğalması için karakteristik özelliklere sahip binalarımızın da çoğalması gerekmektedir. 

“İnşa etmekle inşaat yapmak arasındaki farkı bilmek gerek” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz.

Güzel; güzelin içinde çoğalır… Her ne kadar bataklıklarda gül yetiştirmeye çalışıyor olsak da…

Okullarımız karakterli bir mimari yapıya sahip olduğu gibi bulunduğu coğrafyanın şartlarına uygun, ihtiyaca göre donanımlı tasarlanmış, ferah ve iç açıcı bir iç mimariye sahip, güneş ışığını enerjiye dönüştürecek sistemi olan, etrafında talebeleri olumsuz etkileyecek alanların olmadığı, musluklarından kaliteli içme suyu akan, bulunduğu iklime göre dış ve iç bahçesi olan, duvarları donuk olmayan renklere boyanmış olan, yatay mimarisi az katlı yüksek çatılı olup hareket alanı geniş ve güvenlik zafiyeti vermeyecek şekilde tasarlanmış alana sahip olan ve yönetimin belli bir alana değil okulun her katına dağılmış şekilde planlanması gerekir. 

“Fazla bir şey istiyorum ama olmayacak bir şey istemiyorum” dedi, Berat DEMİRCİ.

Ruhsuz binalarda ruhları inşa etmek mümkün değildir! Mekânı amaca göre inşa edilmeyen yerlerde hedefe ulaşmak da mümkün değildir! 

Bir de şöyle düşünün! Komadan çıkan insanın ilk sorduğu soru neden “Ben neredeyim!” olur?

Hoş mekânların da bir ruhu vardır. Ruhları hoş edip cuşa getiren mekânlar da vardır.

“Ruhsuz binaların içinde” dedi, meczup ve şöyle devam etti: “Ruhlar nasıl inşa edilsin”.

Düzenleme : 25 Kasım 2019 10:43 Okunma : 997