Karamandan.com

Karamandan.com

23 Eylül 2019 Pazartesi
ADA SAHİLLERİNDE ÜÇ GÜZEL GELİN
Talin (Estonya), Riga (Letonya) Klaipeda (Litvanya).
Kategori : Köşe Yazıları
10 Eylül 2019 18:19
 
ADA SAHİLLERİNDE ÜÇ GÜZEL GELİN

Talin (Estonya), Riga (Letonya) Klaipeda (Litvanya).
Kâmil UĞURLU

Denilir ki, bâzı şehirleri bir kitap gibi okuyabilirsiniz. Hatta kendisine duyarlılıkla yaklaşanlara ilham veren şiirler gibi, şehirleri de okumak, onun köşe-bucaklarında, binalarında, yol ve meydanlarında, zaman içinde orada yaşanmış tarihin izlerini üç boyutlu olarak izlemek, sezmek mümkündür. “Bâzı şehirlerin niceliksel özelliklerini aşan ve insanoğlunun tarihi serüvenini, hiç olmazsa bu serüvenin belli bir yönünü, bir boyutunu veya dönemini yansıtan kolektif ruhu keşfedebilirsiniz.”[1]

Ahmet Davutoğlu, “mekânlara sinen bu ruhu, orada yaşayan veya yaşamış geçmiş insanların tabiatını ve onların diğer insanlardan ayrıldığı diğer özelliklerini anlamak için iyi bir malzemedir” der. Sonra bir misal verir: İnsan psikolojisinin dönemsel özelliklerini en iyi anlatan edebiyat ürünleri, bu sebeple şehirler üzerinden yazılmıştır. Dostoyevski ve Gogol’ün eserlerinde St. Petersburg, Dickens’da Londra, Balzac’da Paris, Mahfouz’da Kahire, Y. Kemal’de A.H.Tampınar’da, S. Ayverdi’de İstanbul bir roman kahramanı gibi görev üstlenirler ve öteki kahramanlarla birlikte hareket eder ve yaşarlar.

Bu tesbitin doğruluğu elbette tartışılmaz. Hatta bir medeniyetin doğuş yükseliş ve düşüşün çizgilerini, bu çizginin dönemeçlerini, kırılma noktalarını yine şehirlerde izlemek mümkündür.

Şehirlerin yaşayan canlı organizmalar olduğunu söyleyenlerin dayandıkları önemli nokta bu olmalı..

*    *    *

Baltık denizi sahillerinde, adları dünya gündemine sık gelmeyen, bu sebeple de az bilinen üç ülke vardır. Buraları eskiden, orta ve lise sınıflarında gençlere “Kuzeyin üç gelini” diye anlatırlardı. Ve adlarındaki yakınlık, benzerlik ve âhenk sebebiyle de onların Ruslara “gönülsüz giden üç gelin-kızkardeş” olduklarını söylerlerdi. Sovyetlerin dağılmasından sonra bu üç gelin serbest kaldılar ve şimdi kendi başlarının çâresine bakmaya çalışıyorlar.

Baltık Denizi, ağzı Danimarka yarım adasıyla kapatılmış, böylece “İç Deniz”e dönüşmüş büyük bir Haliç’tir. Suyu her zaman soğuk, gri veya karanlık ve daima ürpertili bir denizdir. İlk görenleri tedirgin edecek kadar kasvetli bir ortamı vardır. Havada, Ağustos’ta bile ağırlığını insanların omuzlarına yükleyen siyah bulutlar dolaşır. Kuzey Buz Denizi’ne komşu bir denizdir ve onları İskandinav yarımadası ayırır.

Ziyaretçilere, yabancılara kasvetli gelen bu ortam oradaki insanlar arasında normal kabul edilmekte, hatta sevilmektedir. Sebebini şöyle anlatıyorlar: Birincisi bu denizin dibi, dünyanın amber deposudur. Amber, bizim kehribar olarak bildiğimiz, elimize tesbih eylediğimiz, deniz veya toprak altında milyon yıl kalıp sıkışmış, reçinedir, bilindiği gibi. Bu malzeme bu bölge halkları için önemli bir gelir kaynağıdır. Her Baltık ülkesi bunun geniş ölçekte pazarını kurmuştur. Amberi, deniz bazan kendisi diplerden koparıp getiriyor ve sahillere salıyor. Toplayıp satıyorlar.

Baltık Devletleri deyince önce hatırlanan üç küçük ülkenin üç küçük şehrini, biraz önce arzedilen gözle, bir kitap okur, bir şiir okur gibi, yabancı üç şairin üç “Ballade”nı okur gibi dolaştık ve bu gözle tesbitler oluşturduk. Bu tespitler, elbette, eskilerin “teşehhüt miktarı” dedikleri kısacak bir zaman içinde yapılan tesbitlerdir.

Bir geminin güvertesinde ayağa kalkıp da resim çeker gibi..

TALLİNN (Estonya)

Bu üç güzel gelinin en yukarıda oturanı Tallinn, Estonya’nın merkezidir. Avrupa’nın en iyi korunmuş merkezi olarak kabul ediliyor burası. 300 bin kişilik küçük bir şehir. Fakat ilginç özellikleri olan ve kendine özgü kimlik oluşturabilen bir yerleşim yeri. Rusların döneminde Çar’ların dinlenme merkeziymiş. Rus Çarı Büyük Petro, Katerina’ya burada büyük bahçe içinde saray inşa ettirmiş. Şimdi ünlü müzik festivallerinin, koro olimpiyatlarının yapıldığı Kadriorg Sarayı ve Bahçesi o zamanlardan kalma. Haçlı seferleri sırasında nüvesi teşekkül etmiş (13. yy.) ve giderek gelişmiş.

Tallinn’de beş senede bir Uluslararası Müzik Festivali düzenleniyor ve bu konuya çok önem veriliyor. Dünyaca ünlü şarkıcı, grup ve korolar burada sahneye çıkmayı önemsiyorlar. Çünkü bütün dünyanın gözü burada oluyor.

Dünyadaki en büyük koroyu Tallinn’liler teşkil etmişler. 300 bin kişilik koro dünyada görülmemiştir. Tallinn’in nüfusu 300 bin. Yani cümleten şarkı söylüyorlar. Duyanlara garip geliyor, ama gerçek. Yaşlı Estonların söylediği şu: Biz özgürlüğümüzü şarkı söyleyerek kazandık. Savaşarak değil. Çünkü bizim ne askerimiz var, ne de silahımız. Beşikte ki bebekten dedeye, nineye herkes bu koronun farklı bir sesi ve durmadan şarkı söylüyorlar.

Festivallere Madonna, Sting, Elton John, Pink Floyd dahil birçok ünlü geliyor ve şarkı söylüyorlarmış..

Eski şehri mükemmel korumuşlar. Kadriorg Bahçesi içindeki saraydan başka, azize St. Pritta’nın adına yapılan büyük marina, Parlamento Binası, Hermann Kulesi ve Rus Ortodoks kilisesi önemli yapıları. Eski merkezin dolaşılması sırasında gerçekten, sokaklarında, caddelerde, binaların cephelerinde ve gözden uzak kuytu köşelerinde, burada yaşanmış geçmişin izlerini, bugünkü insanların mantalitelerini görmek, tesbit etmek mümkün oluyor. Toprağa, ağaca, çiçeğe olan kadim hasretlerini şimdi abartarak tatmin ediyorlar. Dağ-taş orman ve çiçek. Yol-sokak çiçek…

Kullandıkları dil, Estonca denilen ve Ural-Altay grubuna dahil bir dildir, Finceye yakın bir dil. Liman işlek. Yılda yedi milyon turist gelip-geçiyormuş.

Estonya’da 1500 ada var ve bunların sadece 30’unda yerleşim mevcut. Bazılarında hayat bile yok diyorlar, sadece kayalıktan ibaret olanları varmış. 80 km. ötelerinde Finlandiya var. Bazı kışlar aralarındaki deniz donuyormuş ve çikolata Helsinki’de daha ucuz olduğu için bu 80 km.yi yürüyerek geçiyor, alışverişlerini oradan yapıyorlarmış. Bazan kızaklarla, bazan da arabalarla.

Burası, Avrupa kıtasının tuzcusu imiş. İlginçtir, Estonya’da tuz istihsal edilmez. Tuzu İspanya ve Portekiz’den temin edip, burada işliyorlarmış. Yıkayıp, arıtıp-öğütüp çuvallara koyuyor ve önce Ruslara, sonra bütün Avrupa’ya satıyorlarmış.

Baltık Denizi’nin asık suratlı bir deniz olduğu ifade edilmişti. Yosunlu, esmer, soğuk ve bulanık. Ve derin. Bu özellikler ona bazan fayda da sağlar olmuş. Amber zengini olması yanında bu derin ve bulanık deniz, denizaltı gemilerine mükemmel bir barınak teşkil ediyormuş. Karanlık ve derin suları radarlar kontrol edemiyormuş. Bu sebeple Rusya’nın egemenliği zamanında donanmasının denizaltıları burada gözden nihan oluyorlarmış.

Geçimlerini turizmden, yazılım sektöründen ve taşımacılıktan sağlıyorlar. Skype, Hotmail, Transfer Wise buralı iletişimciler. Yıllık gelirleri adam başına 22 bin USD. Ülkenin % 50’si orman.

*    *    *

Tallinn’de birbirine biri uzun, biri kısa iki bacakla bağlı tarihi merkez, yaz ve kış ve gece ve gündüz mahşer yeri gibi kalabalık. Fakat asla sıkıcı değil. Ta ortaçağdan bu yana hiç değiştirmedikleri han lokantalarında geyik çorbasını kaşıksız sunuyorlar. Toprak tası başınıza dikerek içiyorsunuz çorbayı.

Her sokak başında eski kıyafetleri içinde güzelce gençler çalıp söylüyorlar. Her yeri müzik sarmış durumda. Bazıları pencerelerini açmış, odaya ailesini toplamış oradan sokağa doğru şarkı söylüyorlar. Hem çalıp hem söylüyorlar.

Ve bâzı sokakların genişliği sadece 2 m.

Büyük gelin misafirlerini iyi ağırladı ve uğurladı.

RİGA (Letonya)

Orta katta oturan gelin, gelinlerin büyüğüdür.

İsveç, Baltık bölgesinin baskın gücü olarak bölgede uzun süre egemenliğini sürdürmüştür. Bunun etkileri her yerde görülebiliyor. Bir ara Riga’yı İsveçliler kendilerine başkent yapmışlar.

Ve Leton’lar şu anda ülkelerinde azınlık durumundalar. Baskın nüfus Ruslar. Ülkenin nüfusu 2 milyon 100 bin. Kadınlar çoğunlukta. Nüfusun % 60’ı kadın.

Bunlar da diğerleri gibi Rusya’nın dağılmasıyla serbest kalmışlar. Fakat kültürün etkisi hemen kaybolmadığı ve nüfusun da el’an % 40’ı Rus olduğu için birçok yerde Salv kokusu devam ediyor. Halkın yarısı Rusça biliyor ama konuşmuyorlar. Leton dili diye bir dilleri var. Yine Ural-Altay kökenli bir dil.

Riga’ya yerleşmiş bir dostumuzla görüşürken onun bir serzenişi bize garip geldi. Şöyle diyordu: 10 yıldır buradayım. Bu dili ve Letonların tarihini biliyorum. Bir Leton ile evliyim ve küçük harika bir kızım var. Halk ile iç içeyim. Bütün bunlara rağmen hasretini çektiğim hâdise şudur ki, bir Letonyalıya telefon edip “arkadaş, çayı koy, geliyorum” diyebileceğim durum yok burada. Böyle bir anlayış bu iklimler için asla düşünülemiyor. Ama buna rağmen insanlar nâzik, kibar, medeni ve (onun tabiriyle) şeker gibi insanlar.

*    *    *

Mimarlıkta Art Nouveau denilen bir akım vardır. Klasik, Gotik, Barok, Rokoko, vs. gibi bir mimarî cereyandır. Bir ara moda olarak bütün dünyayı etkiledi, dolaştı. Bize de geldi, fakat fazla eğleşmedi bizde, itibar görmedi. Genellikle bitkileri andıran kıvrımlı biçimler kullanan art Nouveau (veya Yeni Sanat) tamamen yeni bir şeyler meydana getirmek için eski örneklere olan bağımlılığı reddeder, terk eder. 1893’te Victor Horta tarafından Bruxelles’de başlatıldı. Hızla Avrupa’ya yayıldı ve tuttu. Avrupa’nın birçok bölgesinde art Nouveau örneklerini görmek mümkün. Fakat Riga, bu mimarlık akımının müzesi gibi. Zengin bir “Yeni Sanat” koleksiyonu gibi.

Kalesi, Ortaçağdan kalma Üç Kardeşler Evi, Özgürlük Anıtı, Dom Katedrali, St. Peter ve St. John Kiliseleri, Bekâr Alman Tüccarlar Locası (Hansa’lar) tarihi dokunun önemli birimlerini teşkil ediyorlar. Fakat tarihi merkeze açılan sokakların hemen hepsinde, bütün evlerin cephelerinde bu sanat görülüyor. Pastel renklerin bolca kullanıldığı bu cephelere insanlar, bir tabloyu seyreder gibi bakıyorlar. Çiçek ve bitki burada müthiş bir eleman olarak işbaşında ve harika işler çıkarıyorlar.

Daugawa Nehri, her tarafı sudan geçilmeyen şehrin ortasından salına salına geçip gidiyor. Çevresinde, bir yakasında yeni, öte yakasında eski yapılara göz ederek ve süzülerek, bazan bir yelkenli, bazan bir motor, bazan küçük bazan büyük bir yük gemisiyle birlikte akıp gidiyor denize doğru.

Ülke dümdüz. En yüksek yeri, denizden 200 m. yüksek. Dağa taşa hasret kaldıkları için, yeni mimarlardan biri, yaptığı binanın kütlesini bir dağ silüeti verecek şekilde tasarlamış. Ve Riga’nın sembollerinden biri olmuş.

Her yıl, tavizsiz 30 milyon ağaç dikiyorlar ve 15 milyon ağaç kesiyorlar, ihraç ediyorlar. Orman politikasını iyi biliyorlar ve uyguluyorlar.

Ruslar, Riga’da Zeplinlerini muhafaza etmek için dev hangarlar inşa etmişler. Ruslar ve Zeplinler hükümlerini kaybettikten sonra Letonlar buraları kapalı pazar yerlerine çevirmişler. Birinde et, birinde balık, birinde meyve, diğerinde sebze ve bakliyat satıyorlar.

Riga’yı gezenler, iki veya üç katlı evlerin bazılarında, evlerin cephesine pencere açılmadığını, fakat pencere resmi çizildiğini görürler. Sebebi şudur: ortaçağda cam en pahalı inşaat malzemesidir. Ve sadece zenginlerin ulaşabildiği bir metadır. Krallık pencerelere bu sebeple fazladan bir vergi koymuştur. Cam alabilecek kadar zengin olanların bu vergiyi ödemeleri gerekmektedir. Bu sebeple millet vergi vermeden zengin görünebilmek adına cephelerine pencere resmi yaptırıyorlar.

Bir başka ilginç nokta şudur. Tarihi merkezdeki tarihi kilisenin (St. Peter) kubbesinde metalden kesilmiş bir horoz sureti vardır. Rüzgâr yönünü göstersin diye oraya alem olarak dikilmiştir. Horozun ibiği yere 67 m. yüksekliktedir. İşte bu ibik, tarihi bölgenin saçak kotu için maksimum ölçüyü oluşturmuştur.   

Yani Riga’da 67 m’den daha yüksek yapı yapmak mümkün değildir.

Şehirden uzakta yeni şehir olarak planlanan alanda herkes istediği projeyi uygulayabilir. Ama burada asla..

KLAİPEDA (Litvanya)

Litvanya’nın tek limanı olan bu küçük, fakat hârika şehrin, yani sonuncu küçük gelinin övünebileceği birçok çeyizi mevcuttur. Bunların başında çeyiz sandığı dolusu amber (kehribar) gelmektedir. Klaipeda’nın banliyösü olan Palanga’da muhteşem bir botanik parkı ve o parkın içinde, bir zamanlar buraların kontu olan Tickevicius’un mâlikanesi mevcut. Şimdi müze şekline sokulmuş. Ve dünyanın en zengin amber koleksiyonu burada teşkil edilmiş.

Eski şehir bütün unsurlarıyla muhafaza edilmiş durumda. Şehrin dinamiğini nerdeyse, dini ritüeller ve ticaret oluşturuyor. Ortaçağı canlandırıyorlar böylece. Kostümlü balo gibi sık sık yapıyorlar bu işi. Daha sonra bu tarihi görüntü verilmiş eşyaları turistlere satıyorlar.

Birbirine bazan kısa tünellerle geçilen sokakların kesişme yererinde, mülkiyetlere bağlı oluşan kargacık-burgacık meydancıklar teşekkül etmiş. Düzenledikleri ve temiz tuttukları için sempatik mekânlar olarak ve şehrin ziynetleri olarak misafirlerini şaşırtıyor ve memnun ediyor bu alanlar.

Litvanya’da da hanımlar çoğunlukta ve etkinler. Cumhurbaşkanı bir hanım, hem de sporcu bir hanım. Karakuşak sahibi. Danışmanlarının (bir tanesi hariç) hepsi hanımlardan seçilmiş.

Şâmân geleneklerinin yer yer hissedildiği inanç sistemlerinde, Pagan dönemlerinden gelme “Kök Tengri”leri bir dişi, hanım bir Tanrı, yani Tanrıça.

Burada da Tatarlar var. Ve Hazar Türklerinden bir küçük grup daha. Hazarlar bin kişi kadarlarmış. Tatarlar yediyüz kişi.

Diğer Baltık şehirlerinde olduğu gibi burada da dar sokakların duvar diplerinden devam eden alçak kanallar, dereler var. Tarihlerinin uzantısı olan bu dereleri muhafaza ediyorlar. Bunların görevi, sokağa dökülen lâzımlıkların içindekileri alıp götürmek..

Bu işin oluş durumunu şöyle anlatıyorlar: Üst kattaki kişi pencereyi açarmış ve kendi dillerinde “Dikkat” der, sonra içinden üçe kadar sayar, lâzımlığı aşağıya boşaltırmış. O sıra aşağıdan geçen kimse varsa, ona fırsat vermek için üçe kadar saymak zorunluymuş. Aksi davrananlar cezalandırılıyormuş...

*    *    *

Litvanyalılar, ünlü yazar Thomas Mann’ın hemşehrisi ve vatandaşı olmakla övünüyorlar. Thomas Mann’ı tanıyanlar (okuyanlar) da onlara hak veriyorlar.

[1] Ahmet Davutoğlu, Medeniyetler ve Şehirler, İst., 2016.

Okunma : 1504
Foto galeri
maboto
guney sigorta
EKSPERTİZ
seç
Gündem haberleri
Karaman'da sokak ortasında adam vurdular
20 Eylül 2019 Okunma: 22969 Asayiş
Feci kaza ağır yaralılar var
20 Eylül 2019 Okunma: 12919 Asayiş
Karaman’da yolcu otobüsü ile çarpışan kadın sürücü kaçtı!
21 Eylül 2019 Okunma: 8557 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın