1441 Yılın Panoraması | Karamandan.com - | Karaman Haber

1441 Yılın Panoraması | Karamandan.com - | Karaman Haber

07 Aralık 2019 Cumartesi
1441 Yılın Panoraması

Allah resulünün (sav) Mekke’den Medine’ye hicretinin 1441. yılına 31 Ağustos 2019 itibariyle girildi.

Sağlığında tüm sorunlar arka arkaya inen ayet-i kerimelerle çözüme bizzat peygamber efendimiz tarafından kavuşturuluyordu.

O (s.a.v.) vefat eder etmez Müslümanların bir kısmı defin işleriyle uğraşırken bir kısmı yeni halifeyi seçmek için toplanmıştı.

İlk halife Hz. Ebubekir r.a. ortaya çıkan dört sahte peygamberi ve zekâtı reddeden sahte Müslümanları defetmekle uğraştı.

İkinci halife Hz. Ömer r.a.  İslam devletinin sınırlarını o zamanki dünya devi büyük imparatorluklarla sınır yaptı.

Hz Osman ilk altı yıllık hilafet döneminde aynı hızla Türklerle ve İranlılarla tanıştırdı ümmeti ve hazineler fetihlerle lebalep doldu.

İkinci altı yılında muhalefet hareketleriyle şehadetine kadar bir seyir izledi.

Hz Ali r.a. kendisini bir kaosun ortasında buldu ve Hz. Muaviye’yi kendisine biat ettiremedi. İkisi arasında ve haricilerle arasındaki savaşlarda on binlerce peygamber sohbeti görmüş Müslüman yine kardeşleri tarafından öldürüldü.

Hz Ali de hariciler tarafından şehit edildi ve bundan sonra krallık dönemi olan Emeviler devrine girildi.

Artık Müslümanlar yeniden kabilecilik oyununa girişmişlerdi farkına varmadan ve peygamber soyunun en önemli neferleri Kerbela’da şehit edildiler.

Kerbela olayı kapanmayacak bir yara olarak hep açık kaldı. Müslümanlar fırkadan fırkaya ayrıldılar.

Emeviler ve Abbasîler döneminde Müslümanlar Yunan kaynaklarını sonuna kadar tercüme ederek bir kültür hareketine giriştiler artık Müslümanlar okumaktan yazmaya geçtiler. 

Önce birbirlerini yazdılar kaç fırka olduklarını ifade ettiler peygamberimizin “73 fırka” hadisinden yola çıkarak illa da 73 fırka adını ve sayısını bulmak için uğraştılar.

Kimisi 73 fırkanın 72 sinin cehenneme birinin cennete gideceğini kaydederken bazıları da 72 sinin cennete birinin cehenneme gideceğini yazdı.

Abbasilerden sonra Arap olmayan Müslüman devletler ortaya çıkmaya başladı. İranlılar, Türkler ve zenciler çok sayıda devlet kurdular ve Türklerin dışında hiç birisi Avrupa’yla sınır olmadığından hep birbirleriyle savaşlar yaptılar. Özellikle acemler mezhep devletleri kurdular.
Ancak Abbasîler ve Selçuklular zamanında Müslümanlar tüm dünyada örnek alınan bir medeniyet geliştirdiler.

Bu medeniyet ispanyada Araplar İstanbul’da Osmanlı Türkleri tarafından daha ileriye götürüldü, Araplar Fransa’ya Türkler de Viyana’ya dayandılar ama hiçbir zaman birbirlerinden gerçek manada haberleri olmadı.

İspanya’yı imar eden Arap Müslümanlar yanı başlarındaki portakallara hiç dokunmadılar ve onlar denizleri aşarak Kâbe’nin dibine kadar ulaşıp Afrika ve Arabistan Müslümanlarını tehdide başladılar.

Osmanlılar ise yüzlerini hiç doğuya çeviremediler ve onlarla sadece soydaşlık alakası kurmaktan başka ileriye gidemeyerek tüm Türk dünyasını uzun süre Slavlara terk etmek zorunda kaldılar.

Müslümanların bu iki büyük bayraktarı iyi zamanlarını saraylara kapanarak ve cariyelerle oynaşarak geçirdiler. Her sultanın bir şairi vardı ve kendileri adına şiir yazarlar onları göklere çıkarırlardı hatta onlara “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” adını vermişlerdi. Bu şairler tam bir ninni uzmanıydılar söyledikleri divan şiiri denen aruz türü şiirlerle zorlama kafiye düzeceğiz diye hem dillerini hem de meddahlık yapacağız diye dinlerini yerlere serdiler.

Onlar uyurken altları düşmanlarınca oyuldu. Hepsi yıkılarak paramparça devletçikler haline getirildiler. Sonra da haberleri olmadan birisi kuzey Afrika’ya diğeri de Ankara’ya geri döndüler.

Halen de getirilmeye devam ediyorlar. Arapların her kabilesine ait bir devlet ortaya çıktı. Türklerin de her boyuna ait bağımsız ve özerk devletler meydana geldi.

1924’de halifelik kaldırıldıktan sonra artık yerel halifeler ve imamlar dönemine geçildi. Yasal devletlerden konuyla alakalı ses çıkmazken illegal örgütlerden eli kanlı halifeler ortaya çıkmaya başladı.

İnsanlığın ve dinin ilk menşei olan Ortadoğu’da yoğunlaşan Müslümanlar hiç bitmeyen bir savaşın içine atladılar ve 73 den hiç 72 ye düşmediklerinden hatta daha da farklı görüş ve fırkalara ayrıldıklarından amansız bir iç savaşa doğru yelken açmış durumdalar.

En acı tarafı da “bizi ayırıverin” diye her defasında Müslüman olmayanlardan yardım istemeleridir. Bu yardım karşılığında yer altı ve yerüstü kaynaklarını batıya hibe etmeleri de cabasıdır.

Aradan geçen 1441 seneye rağmen durumumuz hiçte iç açıcı değildir. Bu kadar her şey ayan beyan ortadayken 73 fırka arasında hiçbir yakınlaşma görülmediği gibi daha da aradaki mesafeler açılmaktadır.

73 fırkayı geçtik de kendisini fırka-i naciye addeden sevad-ı a’zam’ın yani ehl-i sünnet vel’cemaatin kendi içerisinde ayrı bir 73 fırka oluşturma riski zamanımızda daha da artmıştır. Faizi kale almayanlar, sigarayı sünnet gibi tüttürenler, Cuma namazını yok sayanlar, Müslümanlara silah doğrulanlar, terör örgütü kuranlar ve mazlum ve masumları öldürenler, kendisinden başkasını tekfir edenler…

Eylül 2019 ve Muharrem 1441 itibariyle Müslümanların durum bu minvalde sürmektedir.

Kurtuluş reçetemiz Kur’an ve sünnet ana kaynaklarımızdan yola çıkarak bütün dünya Müslümanları olarak hemen bir beraberlik oluşturup sorunların halline çalışmaktır. 

Allah akıbetimizi hayreyleye!

Mükremin Kızılca

Okunma : 831