12 Maddede Iskat ve Devir | Karamandan.com - Karaman Haber

12 Maddede Iskat ve Devir | Karamandan.com - Karaman Haber

31 Mayıs 2020 Pazar
12 Maddede Iskat ve Devir

Özet

İslam’da Şer’î delil dörttür: Kitap, Sünnet, İcma ve kıyas

İslam Hukukunda Iskat vardır ve kitap, sünnet ve kıyasla sabittir. 

Tutulmayan yemin ve oruç gerektiğinde paraya çevrilerek hayattayken ödenir. Ölmeden önce ödenmediyse ve vasiyet ettiyse ölünce varisleri tarafından henüz malları bölüşülmeden önce, malının üçte birini geçmemek şartıyla ödenir. Bu ikisinin ıskatı Kur’an ve sünnetle sabittir.

Iskat kelimesini Iskat-ı savm diye oruçta kullanmak yerindedir ancak namazı ıskat mümkün değildir. Bu husustaki içtihat destek görmemiştir. Buna rağmen, içtihat içtihatla bozulmaz, kuralı gereği uygulayanlar kınanmaz. 

Eğer içtihat içtihatla bozulsaydı rahmet sayılan dört mezhep olmazdı. 

Iskat Oruç ve gereği yapılmayan yeminde olduğu kadar hacda, zekâtta ve diğer bazı kefaretlerde de geçerlidir. Yani zekât borcu olan veya zengin olduğu halde hacca gitmeyen kişinin bu borçları vasiyet ettiyse varisleri tarafından ödenir. Haccın ödenmesi bir vekil tayin ederek onun adına hacca gidilmesiyle mümkündür.

Yemin, oruç ve fidye borçlarının haddi aşması halinde devir yapmak da işari olarak Kur’an’da yer almaktadır. 

Iskattan şikâyet edenlere veya İslam dışı unsurlara şirin görünmek için İslami bir hakikatin üzeri örtülemez. 

Iskatın gereklerinin aslında ölmeden önce borcun sahibince bizzat ödenmesi gerekir. Ancak ani ölümlerde ve vasiyeti durumunda varislerince ödenir. 

Iskatı, halk deyimiyle Altüstü uygulama ve reddetme işi tamamen varislere özgüdür. Ölen kişi vasiyet ettiyse malının üçte biri yettiği kadar ödemekle yükümlüdürler. 

1- Anadolu’daki Uygulanış Şekli: 

1977 yılının Haziran ayında askerden döndüğümde bir müddet dinlendikten sonra Kulu kazasının Kırkkuyu köyünde dini vazifeme başlamıştım.

Köyün emektar imamı ve hatibi Bekir Çağlayan hoca Efendi idi. Koçhisar’a bağlı Akin köyünden Buharalı Büyük Hocalardan da ders alan Bekir Hoca Efendi kıraat ve tecvitte emsalsiz bir yere sahipti. 

O sırada Kulu müftüsü bulunan Bozkırlı Mustafa Çınar köyü ziyaretleri sırasında kendisinden istifade dilmeli demişti. 

Bekir Hoca merhum köyün camisinde imamlık yaparken ben de köyün nehari kursunda çocukları okuturdum. Bu arada, cenaze nasıl yıkanır, kefenlenir ve teçhizi yapılır hep ona baka baka öğrendim.

Bir de cenaze vukuunda kabre konmadan yapılan işlem vardı, buna da altüst, ıskat ve devir derlerdi. Bilenlerden bir kısmı teçhiz ve tekfinle uğraşırken bir kısmı da ıskat ve devir işini hallederlerdi. Cenaze omuzlara alınıp musallaya taşınmadan önce bütün işler biter ve kabre bütün borçlarından sıyrılmış olarak varması hesaplanırdı. Köyde kaldığım sekiz yılda bu işlemin yapılmadığı tek cenazenin kalktığını bilmiyorum.

Iskat, ölen kişinin borçlarını düşürmek demektir. Devir borcu çoksa fakirle borçlunun / borçlu vekilinin arasında aynı meblağın varıp gelmesi işlemidir, altüst ise bunları yapabilmek için yapılan maddi hazırlığın adıdır.

Uygulaması da kısaca şöyledir: Ölenin boşa yapılmış yüz yemini ve bir oruç kefareti olan iki aylık ramazan orucu borcu hesaplandıktan sonra ıskat-ı salat için günde vitirle beraber altı, ayda 180 vakit esas alınır. 72 yaşında ölen kişinin 12 yılı çocukluk sayılarak düşüldükten sonra atmış yılın her ayı 180 ile çarpılır çıkan rakam da bugün için yaklaşık 25 liralık bir fidye ile çarpılarak ölenin borçları bulunur. Bu kadar parayı kimsenin bulamayacağına göre ölü sahibi mesela yüz bin liralık borca karşı on bin lirayı kapalı bir mendile sararak devri yapacak hocaya verir. Hoca da bunu on defa verip geri alınca yüz bin tamamlanmış sayılır. Verip geri almaya devir denir ve alan önce, Kabültü  / kabul ettim, sonra da, Vehebtü / bağışladım şeklinde iadesiyle olur. 

Mecliste bulunanlar: Köyün imamı ve cenazenin velisi köyden en fakir kişilerden üç beş kişiyi çağırarak bir meclis oluşur. Talebe bulunan köylerde ve mahallelerde onlardan da çağrılır. Daha sonra talebeler arkadaşlarıyla topluca indikleri hatmi ölüye hediye ederler. 

Şimdi bu kısa girişten sonra iyi niyetli ve öğrenme amaçlı değerli okuyucularıma hiç taraf gözetmeksizin sadece İslami bir yaklaşımla konuyu 11 maddede kaynaklarıyla izah etmek istiyorum.

2- Iskat Nedir?

Iskat: sükûttan yani düşmekten müteaddi / geçişli fiil olarak düşürmek demektir. Cenaze ortadayken ondan Allaha huzurla vasıl olması için beş türlü borç düşürülmelidir. Tabi bu borçları varsa. Yoksa cenaze sahibi ve velisinin telaşına, altüst derdine düşmesine gerek yoktur. 
A- Boşa edilmiş yemin borcu, yemin başı bir fitre ki yaklaşık 25 liradır.

B- Iskat-ı savm – orucu düşürmek: Hastalığından, seferde bulunmasından (veya ihmalinden dolayı – buna katılmayan müçtehitler de vardır) tutamadığı ramazan orucu borcu ki bu da gün başına bir fitre miktarıdır.

C- Iskat- ı salat – namazı düşürmek: namaz borcunu ölünün zimmetinden düşürmenin ifadesidir ki bu genel olarak ümmet tarafından kabul görmemiştir. Şahsi görüşüm de aynı yöndedir. Ancak zayıf bir içtihat da olsa içtihat içtihadı bozamayacağı kuralına göre bunu uygulamak isteyenleri kötülemek Müslümana yakışmaz. İçtihat kapısı açıktır, biz dünkü içtihatları reddedersek yarın gelenler de bizim içtihatlarımızı reddeder.  

Ç- Kullara olan ayni veya nakdi borçlar ki ilk önce karşılanması ve zimmetten düşürülmesi gereken bu borçlardır. 

D- Iskat Oruç ve gereği yapılmayan yeminde olduğu kadar hacda, zekâtta ve diğer bazı kefaretlerde de geçerlidir. Yani zekât borcu olan veya zengin olduğu halde hacca gitmeyen kişinin bu borçları vasiyet ettiyse varisleri tarafından ödenir. Haccın ödenmesi bir vekil tayin ederek onun adına hacca gidilmesiyle mümkündür. 

Tekrar edelim, yukarıdaki beş çeşitten hiçbir borcu olmayan ölüye veya onun varislerine borç çıkararak onu suçlu duruma düşürmek kesinlikle caiz değildir. 

Biraz açalım: bütün ramazan oruçlarını tutan, tutamadığının karşılığını hayatta ödeyen, boş yere yemin etmeyen ettiyse kefaretini ödemiş olan, namazlarını kılmış, zenginse haccını ve zakatını ifa eden olan ve kullara ayni ve nakdi borç bırakmayan mümin kardeşlerimizin zimmetleri ibra edilmiştir. Bunlara aynı muameleyi yapmak büyük bir haksızlık ve zulümdür.

3- Bu Anlattığımız Beş Borcun Öldükten Sonra Iskatına ve Zimmetin İbrasına Delil Var Mıdır?

Orucu tutamayanlar sağ iken fidye verirler, eğer sağken veremediyse öldükten sonra yakınları ölenin üçte bir malı içinden öderler. Yani orucun gerektiğinde paraya çevrilmesi ayette kesin olarak ifade edilir. Bu hususta ölüme yaklaşanların kendi durumu ve maddi – manevi borcu hakkında vasiyet etmesi son derece önemlidir. 

Bu konudaki ayet-i kerime şudur:

“Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara/184)

Oruç borcunun ıskatı hakkındaki hadis-i şerif şudur: Yüce peygamberimize (sav) bir Müslüman Hanım gelerek:  ya rasülallah! Ölen anamın bir ay oruç borcu vardı tutayım mı diye sorduklarında, ananın birisine borcu olsa ödeyecek miydin diye soruyorlar, o da evet deyince efendimiz: o halde Allah’ın borcu ödenmeye daha önceliklidir, buyuruyorlar.”  (Müsned Ahmet b. Hanbel / 549)

 4- Boşa Yapılan Yeminlerin (Varsa) Günahından Ölen Kişinin Zimmetini İbra Etmenin Delili Nedir?

Boşa yemin edip te karşılığı olan fidyeyi veremeden ölenler vasiyet ederler ve yakınları kendi parasından yeminlerin bedelini öderler. İşte bu husustaki ayet:

“Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size ayetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!” Maide/89

Görüldüğü gibi yerine getirilmeyen boşta kalmış yeminlerin cezası ya paradır ya da üç gün oruç tutmaktır. Her ikisini de yapacak olan yemini edendir. Ancak hayatta iken buna imkân bulunmazsa mirasçıları üçte bir malından ödenmesini sağlamalıdır. 

5- Iskat-ı Salat – Namazı Zimmetten Düşürmek Mümkün Müdür?

Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde özürle tutulamayan ramazan orucunun gerektiğinde paraya çevrilebildiğini gördük. Ancak namazda böyle bir şey yoktur. Namaz bilincin yerinde olduğu sürece kılınması kuldan sakıt olmayan bir ibadettir. Bu nedenle parayla veya başkasının kılıvermesiyle de zimmetten sakıt olmaz. 

Kur’an ve sünnette olanlara nas, olmayanlara içtihat ve mezhep görüşü denir. Nassın olduğu yerde kıyas ve içtihat geçersizdir. Yeminlerin ve oruçların kul haklarının parayla ıskatı yani zimmetten düşürülmesi Kur’an’da ve sünnette vardır.

Namazı ıskata yoksullara ve muhtaçlara yapılan yardımlar bakımından ilahi bir ümit olarak Hanefi müçtehitlerden İmam Muhammed rh oruca kıyasla içtihat etmiştir. Bu da onun görüşüdür. Namazın laubaliliğe gelmemesi için bu tartışılabilir. Ayrıca varisler mecburi değildir, bu konuda ölünün vasiyeti ve maddiyatı göz önüne alınabilir.  Yemeden içmeden kısarak ilim ehline ve yoksullara verilmek üzere kendine göre bir ümit ışığı biriktiren ve Allaha temiz, borçsuz gitmek isteyen Müslüman kardeşlerimizin bu duyarlılığını hoş karşılamalıyız. 

Şunu da ilave edelim: burada asıl olan borçtur. Borcu olmayan cenaze sahibinin böyle bir şeye başvurması veya varislerin buna zorlanması asla caiz değildir. 

6- Dördüncü Borcun Yani Kullara Olan Ayni ve Nakdi Borçların Iskatı:

Bunun için musallada imam efendi cemaate üç kere sorarak kimseye borcunun olmadığını kanıtladıktan hatta varsa ödettirdikten son namazını kılar. Yani böyle bir borçla Allah’ın yanına göndermez. 

Bu hususta yüce peygamberimizin uygulamaları bize örnektir: 

Peygamber efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde: Cebrail a.s. ın kendisini borçlunun namazını kılmaması yolunda uyardığını ifade ediyor. 
İslam toplumunda cenazeyi mezara yerleştirmeden her türlü borçtan zimmetini ibra etmek çok alicenapça bir uygulamadır. İmam efendi namazı kıldırmadan önce hem herkesten helallik alır hem de borcuna varsa kefil alarak namazı kıldırmaya başlar. Bu mükemmel uygulamalar şu hadis-i şeriften esinlenmektedir: 

Ebu Hüreyre r.a. hazretlerinin rivayet ettiği hadis-şerifte efendimiz şöyle buyuruyorlar: “Müslümanın nefsi borcuna asılmış / bağlı haldedir ödenmedikçe salıverilmez.” (İbn Mace 592)

Evet, bu nebevi sözden kesin olarak anlaşılıyor ki borçlu kişi zimmetini ibra etmeden ahirette hiçbir işleme tabi tutulmuyor. Bu ne demektir? Bu, Allah’ın katına ne kul borcuyla ne de Allah borcuyla çıkılmaması gerektiği manasına gelmektedir. 

Seleme b. Ekva r.a. anlatıyorlar: peygamber efendimizin yanında oturuyorduk o sırada bir cenaze getirildi. Ya rasülallah buyurun namazını kıldırın dediklerinde efendimiz a.s.:  borcu var mıydı diye sordular, cenaze sahipleri de: yok dediler peygamberimiz: bir mal bıraktı mı diye sorunca da: hayır dediler peygamber efendimiz bu cenazenin namazını kıldırdılar.

Derken bir cenaze daha çıka geldi sahipleri efendimize namazı kıldırması için rica ettiler peygamberimiz: borcu var mıydı diye sorduğunda: evet dediler, malı var mıydı diye sorunca da: üç dinar malı var dediler. Rasülullah SAS bunun da namazını kıldırdılar. 

Üçüncü bir cenaze daha geldi. Yine peygamberimizden namazını kıldırmasını istediklerinde: malı var mı diye sordu sahipleri de hayır dediler borcu var mı diye sorunca ise 3 dinar borcunun olduğunu söylediler. Bunun üzerine efendimiz namazını kendiniz kıldırın, buyurdular. Bunun üzerine Ebu Katade r.a.:  ya rasülallah borcuna kefilim, ben ödeyeceğim, deyince efendimiz geçerek namazını kıldırdılar. (Buhari 653) 

7- Devir Nedir? 

Oruç ve namaz borçlarının hatta yemin fidyelerinin ibra ve ıskatına gücü yetmeyenlere hafifletilmesi için başvurulan bir şer’î hiledir. 
Nasıl yapıldığını yukarıda anlattık. Burada dayanak noktasına temas etmek istiyorum. Bu hususta Hanefi fıkıhçısı Zeyneddin bin İbrahim’den bir alıntı verelim:  

“Hz Eyyub aleyhisselam hanımına kızarak Allaha yemin olsun ki sana yüz sopa vuracağım, diye yemin ediyor. Kızgınlıklşa söylenen bu söz hakkında pişmanlık çeken peygamberine canab-ı hak şöyle buyuruyor:

“(Bir de dedik ki): "Eline bir demet sap al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir.” (sâd 44)

Burada bir demet sap ki asla acıtmayan bir demet çavdar sapı düşünün. Bir demet sapın yüz olmayacağı malumdur, olsa olsa on on beş saptan olur, insan avucu da bu kadarını bir defa da ancak bir arada tutabilir. O halde Eyyub aleyhisselam yeminini bozmamış olmak için en az beş altı defa sap demetiyle güya karısına vurmuştur. İşte bu beş altı vuruş devrin bir örneğidir. 

Eğer cenazenin aylarca kılmadığı namazı ve tutamadığı orucu her gün için tayin edilen ayni veya nakdi meblağı verme imkânı yoksa elindeki olanı bir veya birkaç ihtiyaç sahibine verir, onlar da geriye alicenaplıkla kafi sayıda iade ederler, bu şekilde zimmeti ibra edilmiş olur.” (İbn Nüceym El-eşbah ven’nezair S. 350)

8- İslam Dünyasında uygulaması var mı?

Osmanlı devleti döneminden günümüze birebir ulaşan mahkeme kayıtlarında geçen miras taksimlerinden yüzlerce zabıttan aşağıda bir örnek yer almaktadır: 

“Minhe’l-ihracat / toplam mirastan çıkarılanlar

Bâ vasiyet-i müsbete (kanıtlanmış vasiyet ile) teçhiz ü tekfin ve iskat-ı salat ve keffaret-i yemine sarf olunan 300 kuruş” 

Minhe'l-ihracat: Bâ vasıyyet-i sülüs (üçte bir malından harcanması vasiyetiyle) İshak oğlu Ahmet Ağa yediyle techiz ve tekfin ıskat-ı salat vesaireye sarf olunan 300 kuruş” 

2140 Numaralı Safranbolu Şer’iyye Sicil Defterinin Transkripsiyonu Yüksek Lisans Tezi Hazırlayan: Mehmet Doğan S. 40”

 Bu kayıtta görüldüğü gibi cenazenin malı nakitten çanak çömleğe kadar hesaplandıktan sonra para değeri üzerinden ölünün vasiyeti ile malının üçte birini geçmeyecek şekilde ilk çıkarılan hesap: cenazenin kefenlenmesi, teçhizi, oruç, namaz ve yemin borçlarıdır. 
Bu uygulama Şeyhülislamların ve devrin âlimlerinin fetvası ve bilgisi dâhilinde olmaktadır. 

9- Din İşleri Yüksek Kurulu bu hususta ne diyor?

TDV İslam Ansiklopedisinde, DİB İlmihalinde ve bütün İslam Hukuku kitaplarında bir gerçek olarak yer alan Iskat hakkında diyanet yetkilileri, vasiyet ettiği takdirde mecburen verilmeli, etmediği takdirde ihtiyari olarak verebilirler demektedirler. Ancak namaz ıskatı hakkındaki görüşler genelde menfidir ve namazın fidyeyle zimmetten düşürülemeyeceği hakikati vurgulanır.

Halkı sürü yerine koyarak, “paranızı kaptırmayın” gibi hamasi nutuklar ilim ehline yakışmaz. Bu bir bakıma zenginlerin zekât ve diğer borçlarını fakirlere kaptırmamaları tavsiyesi manası taşır. Zira ıskatta verilenler bu borçların karşılığıdır. 

Zimmetten düşürülemeyeceği gerçeğine rağmen ilim talebelerine ve yoksullara yardım kabilinden isteyen kişinin veya cenaze sahibinin namaz ıskatı hususunda vereceği maddi kaynaklar kimseyi rahatsız etmemelidir. 

10- Sonuç olarak ne söylenebilir?

20. yüz yılla beraber din adamları arasında kolayca bazı uygulamaları reddetme alışkanlığı oluşmaya başladı. Bu alışkanlık başka içtihatlara vakıf olmaktan ya da kendisi içtihat yapacak seviyede bulunmaktan kaynaklansa bile bu bir haksızlıktır ve hadsizliktir.  

Bu hususlardan birisi de “Alt-üst” denilen cenazelerin ardından, definden önce yapılan ıskat ve devir meselesidir.

Yüz yıllardır uygulanan ve arşiv belgelerinden Şer’iyye Sicillerinde tatbikini gördüğümüz bu uygulama bütün ayrıntılarıyla fıkıh yani ilmihal kitaplarında geçmektedir. 

“Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı” (Bakara 180) 

Bu ayete göre kullara ve Allaha borcu olanların mutlaka vasiyet ederek hatta bunu iki şahit huzurunda yaparak bu borçların miras bıraktığı malların üçte birinden verilmesini sağlamalıdırlar. 

Kısacası altüst: ölenin Allah’ın yanına borçsuz gitmesini sağlamak için uygulanan bir hukuki sistemdir. Tabi ki borcu olanlar için, olmayanlara kimsenin bir diyeceği yoktur. 

Zaten bir mevtanın malı bölüşülmeden önce üçte birinden borçlarının tasfiyesi genel bir hükümdür. Bu konuda TDV İslam Ans. Vasiyet maddesinde şöyle yazmaktadır: 

“Şer‘î hükmü bakımdan Vacip olan vasiyet: Zimmetinde bizzat ifa etmekten âciz olduğu borç veya iade edilmesi gereken emanet gibi kul hakları bulunan kimselerin alacaklıların ispata yarayacak delilleri yoksa bu borcun ifası için vasiyette bulunmalarıdır. Aynı şekilde hac, zekât, fidye, kefaret ve nezir gibi yerine getirilememiş Allah hakları için de vasiyet böyledir…”

11- Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhından

İster bir mazeretten ötürü ister mazeretsiz olarak farz haccı edâ etmeden vefat eden kimse vasiyet etmemiş olsa bile, bütün malından çıkarılacak bir parayla nâmına hac ve umre yaptırılır.

Bir kişi ölümünden sonra kendi namına haccedilmesini vasiyet ettiği, bu iş için gerekli olan parayı bir tarafa ayırdığı ve ayrıca hac için kiralanacak adamın nereden kiralanacağını belirttiği takdirde, şartlarına riâyet ederek vasiyetinin yerine getirilmesi gerekir. S. 573 (Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı” Abdurrahman Cezîrî, Çağrı Yayınları, Mütercim: Mehmet Keskin) 

12- TDV İslam Ansiklopedisinde Eski Başkan Ali Bardakoğlu’nun Yazdıklarından  

Ölüme kadar her geçen gün bünyesi zayıflayan hasta ve yaşlıların, tutamadıkları farz oruçları için kaideten sağlıklarında fidye ödemeleri veya fidyenin ödenmesini vasiyet etmeleri gerekir. Böyle bir vasiyetin mevcudiyeti ve terekenin üçte birinin de yeterli olması halinde mirasçıların bu fidyeyi ödemeleri dinî bir vecîbedir. Vasiyeti yoksa veya terekenin üçte biri vasiyet için yeterli değilse mirasçıların teberru kabilinden bunu ödemeleri tavsiye edilmiştir.

Buna karşılık bir kimse imkân bulduğu halde orucunu kazâ etmeden vefat etmişse fakihlerin çoğunluğu, Hz. Peygamber’in oruç borcuyla ölen kimse adına her bir gün için bir fakirin doyurulmasını emreden hadisinin (İbn Mâce, “Ṣıyâm”, 50; Tirmizî, “Ṣavm”, 23) genel ifadesinden hareketle mirasçıların fidye ödemesini gerekli görür (İbn Kudâme, III, 152).

Ortada böyle bir vasiyet veya mal yokken mirasçılar kendiliklerinden böyle bir çabaya girmişlerse ölenin, ibadetinin bu şekilde olsun telâfisine yönelik bir niyet ve ihtiyarı bulunmadığı için namaz borcunun fidye ile sâkıt olması temennisinin daha da şüpheli ve zayıf hale geldiği, belki sadece fakirlere fidye olarak para verilmek suretiyle bir hayır ve tasadduktan söz edilebileceği dile getirilir (Abdülazîz el-Buhârî, I, 155).

Mükellefin sağlığında ifa etmediği kurban, adak, kefâret, zekât gibi malî ibadetlerin vefatından sonra vasiyetine bağlı olarak veya mirasçılar tarafından kendiliğinden malî ödeme ile telâfi edilmesi, hem borçla ifa arasında cins birliğinin bulunması hem de bu tür ibadetlere üçüncü şahısların haklarının taalluk etmesi ve malî ibadetlerde niyâbetin kural olarak câiz olması sebebiyle daha mâkul görünmektedir.
Öte yandan Kur’an’da, Sünnet’te veya sahâbenin ve müctehid imamların fetvalarında mazeretsiz olarak tutulmayan ve kazâ edilmeyen oruçlar için ıskāt-ı savmın, bütünüyle ıskāt-ı salâtın ve devrin cevazı yönünde hiçbir açıklama yer almadığı halde ıskat ve devrin uygulamada giderek yaygınlaşmasının, insanların sağlıklarında ibadetleri ifada tembellik etmesine veya ihmalkâr davranmasına, bunun İslâm’ın öngördüğü veya cevaz verdiği bir usul olarak algılanmasına, İslâm’ın bu âdet sebebiyle yanlış anlaşılmasına ve haksız ithamlara mâruz kalmasına yol açtığı da bilinmektedir. Bununla birlikte ölen için bir şeyler yapıp Allah’ın rahmetini umma, dinî bir görevi ifa etme, bu vesileyle ihtiyaç sahiplerine yardım etme gibi birçok farklı niyetin iç içe olduğu, psikolojik ve ekonomik sebeplerin ve sosyal baskının ön plana çıktığı bu işlemin sadece ilmî ve şeklî bir yaklaşımla bid‘at ve yanlışlardan arındırılması da kolay görünmemektedir. 

Mükremin Kızılca

Düzenleme : 05 Şubat 2020 11:07 Okunma : 7830