Karamandan.com

Karamandan.com

18 Eylül 2020 Cuma
Karamanlıca
Resmi tarihler matbaanın Türkiye’ye 1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından getirildiğini ve ilk Türkçe kitapların bu zat ile oğlu Sait Bey tarafından bu matbaada basıldığını yazarlar.
Kategori : Köşe Yazıları
26 Mayıs 2020 14:37
 
Karamanlıca
karaman

Resmi tarihler matbaanın Türkiye’ye 1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından getirildiğini ve ilk Türkçe kitapların bu zat ile oğlu Sait Bey tarafından bu matbaada basıldığını yazarlar.

Resmi tarihin neden böyle yazdığı belli değildir. Çünkü bu bilgi doğru değildir.

Osmanlı Devleti’ne ilk matbaa 1492’de, yani Müteferrika’dan yaklaşık nerdeyse ikiyüzeli yıl önce gelmişti ve ülkemize iltica eden musevîler tarafından getirilmişti.

İşin ilginç tarafı şudur: Osmanlı ülkesinde matbaaların ilk bastığı eserler Karamanlı lehçesi ile yazılmış olanlardır.

Ortodoks hıristiyanı olan, fakat Rumca bilmeyen bazı Karamanlılar gerek dinî, gerekse din dışı kitapları Grek alfabesiyle Türkçe yazıp basmaktaydılar. 1584’te başlayan bu süreç 1923’e kadar devam etmiştir. Karamanlılar başta İstanbul olmak üzere, Venedik, Atina, Viyana, Leibzig, Amsterdam ve Bükreş gibi şehirlerde beşyüzü aşkın Karamanlı Lehçesi ile yazılmış Türkçe kitap bastırdılar. (Alpay Kabacalı, Türk Kitap Tarihi, 1987, Cem Yayınları)

Burada önemli olan ve üzerinde durulması gereken resmi tarihlerin yanılgısı değil, tarihlerin altını çizerek belirttikleri, önemsedikleri Karamanlı Lehçesi konusudur.

Düzgün konuşulan, yazılan, yani doğru-dürüst sunulan Türkçe bizde “İstanbul Türkçesi” olarak takdim edilir. İkinci yanılgı budur.

En önemli kültür şubesi olan dil, başka dillerle karşılaşınca gücü nisbetinde kendini korur, diğer dillere unsurlar verir, onlardan kendi gramerine uygun olanı alır ve yoluna devam eder.

Ülkenin her devrinde orta bölgesinde yer alan ve yabancı kültürlerle alış-verişi daima en azda kalan Karaman’ın dili de bu çizgiyi sürdürmüş ve etkileşimi en alt seviyede tutmuştur. Üstüne üstlük bu konu, bölgede bir haysiyet meselesi olarak kabul edilmiş, devleti yönetenler halkın millî gururunu yüceltmek istediklerinde Türkçe’yi ele alıp onunla bu işi başarmışlardır. Mehmet Bey’in fermanı bu bakımdan önemlidir.

*     *     *

Konya Lisesi’nin son sınıfında, o zamanki adıyla Faaliyet Kolları seçimi yapılmış, her sınıftan seçilen temsilciler, rahmetli Kemal  Or hocanın başkanlığında, kütüphane salonunda toplanmışlardı.

Gündem gereği önce bir başkan seçilecekti. Hocanın önermesiyle Tülin adında bir genç kız oylandı ve oybirliğiyle başkan seçildi.

Seçim haksız değildi. Tülin, İstanbul’lu memur bir ailenin kızıydı ve çok güzeldi. Yeşil renk bir çift göz genç bir yüzde bu kadar güzel durabilirdi.

Tülin İstanbul Türkçesi konuşuyordu. Çevresiyle olan ilişkisi rahat, kendine güveni tamdı.

Bu seçimin haksız olduğunu tek düşünen ise Karaman’lı bir delikanlıydı. O vakte kadar yerli-yabancı klâsiklerin çoğunu okuyan, özümseyen, şiir yazan, şiirleri ödüller alan bir fakir çocuktu. Üstelik Kemal Or hoca dahil, onun bu özelliklerini diğerleri de biliyordu.

Herhalde üzüldüğünün farkına vardılar ve onu ikinci başkan olarak görevlendirdiler.

Toplantı sona ermeden, yönetici hoca, kolun ilk faaliyeti olarak bir “Yahya Kemal’i Anma” günü düzenlenmesini istedi. Teklif heyecanla karşılandı. Ve hemen programın ayrıntılarına geçildi.

Tülin başkan, o kendisinden emin tavırla hareket ediyor, gözlemci konumda olan hocanın huzurunda etrafa talimat yağdırıyordu.

- Program benim okuyacağım Mehlika Sultan ile başlayacak. Daha sonra sen Rindlerin Akşamı’nı, sen Sis’i, sen Vuslat’ı okursun..

Derken, okuyacağı şiiri ezbere bildiğini, onu çok romantik ve hârika bulduğunu, çok da güzel okuduğunu göstermek için şiirin ilk kıtasını okudu.

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç

Gece şehrin kapısından çıktı

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç

Karasevdalı birer âşıktı..

Kemal Or hoca, sanki ayağına basılmış gibi yerinden fırladı ve Tülin başkana seslendi:

- Bir daha oku bakayım şu kıt’ayı..

Tülin okudu. Kimse herhangi bir şeyin farkında değildi. Ama hoca, her ne kadar “güzelliklere açık” ve nazikse de Türkçe’ye olan saygısı herhalde daha fazlacaydı. Ki, güzeller güzeli Tülin’i afallatmak bahasına kıt’ayı tekrarlattı.

Tülin, birinci mısranın sonundaki “genç” kelimesini “geanç” şeklinde telâffuz ediyordu. İstanbul Türkçesinde bu çokça yapılan bir hatadır. Kelimeyi modernleştirmek istercesine, bütün “e”ler e ile a arası bir sesle söylenir: Geal (gel), efendiceazıma söyliim (efendiceğizime söyliyeyim) gibi.

Tülin İstanbul Türkçesi konuşuyordu, iyi konuşuyordu, renkli bir konuşma oluyordu, ama dil kuralına aykırı oluyordu.

Hoca:

- Bak kızım, “geaanç” değil, düpedüz “genç”. Bak, ne kadar sâde, basit, masum.. Genç. Genç de bakayım..

Genç kız, bozuk bir tavırla genç demeye çalıştı. Fakat güzel ağzından yine “geaanç” çıktı. Sonra da ağlamaya başladı.

Hoca, ikinci başkana, yani Karaman’lı delikanlıya:

- Oğlum, başkanlığı sen yürüt ve toplantıya devam edin..

Dedi ve ayrıldı.

Onun arkasından Tülin de terk etti toplantıyı. Bir daha da Edebiyat kolu toplantısına katılmadı. Mehlika Sultan şiirini de elbette o okumadı.

Ama, onun hatırını saydı arkadaşları ve Yahya Kemal’i Anma toplantısında Mehlika Sultan sahneye çıkarılmadı.

*     *     *

Bazı yanlışlar, bazı diretmeler sonucu toplumda genel kabul bulurlar. İstanbul Türkçesi meselesi de bu alandadır.

Rahmetli Zeki Müren için de derlerdi: Ne güzel Türkçe konuşuyor. Tam İstanbul Türkçesi.

Zeki Müren şüphesiz Türkçe konuşuyordu. Ve İstanbul Türkçesi konuşuyordu. Doğru. Ama doğru Türkçe konuşmuyordu. O da Tülin kız gibi kelime telâffuzlarını, bazen vurguları yanlış yapıyor, ne var ki, gerçekten kibar ve gerçekten ünlü olduğu için bu yanlışlar göze batmıyordu.

*     *     *

Karaman’da konuşulan Türkçe abartısız, düzgün ve akıcıdır. Şehirde oturanlarla dağda göçerlik hayatını sürdürenler arasında çok az fark vardır. Dikkat edenler, yetişme zamanını Karaman’da geçirenlerin konuşmalarının farklı olduğunu anlarlar.

Moda, şehirde her konuda hükmünü icra etse de dil meselesinde durum değişmekte, oraya sızma mümkün olmamaktadır.

Burada Hz. Yunus Emre’nin payı elbette büyüktür.

                        Göğ’ekini biçer gibi

Bu söylenişteki rahatlığı, doğallığı, akıcılığı, kolaylığı şehrin herhangi bir sokağında duymak hâlâ mümkündür.

Karamanlıca budur.

Kâmil Uğurlu

Okunma : 3064
guney sigorta
karaman


EKSPERTİZ
Gündem haberleri
Karaman'da pancar üreticilerinin sorunları masaya yatırıldı
17 Eylül 2020 Okunma: 14780 Tarım
SON DAKİKA: ŞEHİDİMİZ VAR
18 Eylül 2020 Okunma: 14117 Gündem
Karaman elması artık ihraç edilecek
15 Eylül 2020 Okunma: 10607 Ekonomi
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın