Karamandan.com

Karamandan.com

24 Haziran 2019 Pazartesi
SEYYİD ALÂEDDÎN ALÎ SEMERKANDÎ KİMDİR?
Karaman'da yetişmiş ve Kazalpa Meydanı'nda türbesi olan Seyyid Alâeddîn Ali Semerkandî hazretleri, evliyânın önde gelenlerinden idi.
Kategori : Kim Kimdir
23 Şubat 2019 09:45
 
SEYYİD ALÂEDDÎN ALÎ SEMERKANDÎ KİMDİR?

Karaman'da yetişmiş ve Kazalpa Meydanı'nda türbesi olan Seyyid Alâeddîn Ali Semerkandî hazretleri, evliyânın önde gelenlerinden idi.

Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında Anadolu'da yaşayan velîlerden. İsmi Alâeddîn Ali bin Yahyâ es-Semerkândî'dir. Soyu Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) ulaşır.

Semerkand'da doğdu. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Semerkand, Buhârâ, Taşkent gibi ilim merkezlerinde ilim tahsil etti. Tefsîr, fıkıh ve tasavvuf, ahlâk ilimlerinde yüksek derecelere ulaştı. Daha sonra Anadolu'ya hicret etti. Lârende'ye (Karaman'a) geldi. 1456 (H.860) târihinde vefât etti. Kabr-i şerifi, İçel'e bağlı Gülnar ilçesinin Zeyne kasabasındadır. Seyyid Alâeddîn Ali Semerkandî hazretlerinin türbe, mescid, zâviye ve vakfiyesi buradadır.

Seyyid Alâeddîn Ali Semerkandî hazretleri, evliyânın önde gelenlerin-den idi. 1330 (H.730) senesi vefât eden Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Alâeddîn el-Buhârî'den de icâzet aldı. Mantık ve Tefsir ilminde, yüksek dereceye kavuştu. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde yetişip tasavvuf yolunun feyzlerine kavuştu.

Seyyid Alâeddîn Semerkandî hazretleri ömrünü Allahü teâlânın kul-larına hizmet ile geçirdi. Söz ve halleriyle irşâd etti. Kıymetli eserler kaleme aldı. Eserlerinin en önemlisi Bahr-ül-Ulûm isimli dört cildlik tefsîridir.

Seyyid Alâeddîn hazretleri, Bahr-ul-Ulûm isimli tefsîr kitâbını, her gece Kâbe'ye gidip, Makâm-ı İbrâhim'de yazardı. Her âyet-i kerîmenin tefsîrini yapmadan önce, Zemzem ile gusl abdesti alır, sonra tefsîre başlardı. Bu şekilde, meşhûr tefsîr kitabını uzun bir zaman içinde yazabildi.

Seyyid Alâeddîn Ali Semerkandî hazretlerinin ayrıca Hâşiye alâ Şer-hiş-Şemsiyye, Hâşiye alâ Şerh-il-Metâlî ve Hâşiye alâ Şerh-il-Mevâkıf adlı eserleri vardır.

Alâeddîn Ali hazretlerinin Zeyne'de ve Karaman'da soyundan olan âi-leler devâm edegelmiştir. Aynı ismi taşıyan Karaman'daki Seyyid Ali Semerkandî, Alâeddîn hazretlerinin soyundan olan bir torunu olup, 1599 (H. 1008) senesinde vefât etmiş ve Gazalpa Mescidi'nin kıble tarafına defnedilmiştir. Zeyne'deki torunlarından olan Ahmed Arslan Bey ile Karaman'daki torunlarından Şeyh Ali Tahtabıçak'ın ellerinde bu asil âileden olduklarına dâir şecereleri vardır.

Seyyid Alâeddîn Ali Semerkandî hazretlerinin tarîkat silsilesi şöyledir; "Seyyid Yahyâ, Seyyid Fâzıl, Seyyid, Mes'ûd, SeyyidŞahinşâh, Seyyid-Hamîd, Seyyid Üzeyr, Şeyh İbrâhim, Şeyh Ebû Mûsâ, Bâyezîd-iBistâmî, Câfer-i Sâdık, Kâsım bin Muhammed, Selmân-ı Fârisî, Ebû Bekr-i Sıd-dîk ve Muhammed aleyhisselâtü vesselâmdır.

Seyyid Alâeddîn Ali hazretleri sözleriyle ve halleriyle Allahü teâlânın kullarına ışık oldu. Çok talebe yetiştirdi. Bir gün talebeleri; "Hocam, mürşid kime denir?" diye sordular. Bunun üzerine; "Kitâbullaha yapı-şıp hayır yollarına giden ve hayra erişip eriştirendir." buyurdu.

Bir de; "Şerîat ilimlerini bilir. Kur'ân-ı kerîmin sırlarına vâkıf olur. Alla-hü teâlânın kitabı ile amel eder. Bunun için de sırât-ı müstakîm (istikâ¬met üzere, dosdoğru) olmak lâzımdır." buyurdu.

"Kimlerin sohbetinden kaçınalım?" diye nasihat istediler.

"Dünyâyı sever, malı sever ve makâmı sever. Bunlar âlim için rüsvây-lıktır. Böyle olanlardan kaçın!" buyurdu.

"Âşıktan" sorduklarında; "Aşk ateşinin harareti âşıkı çekip alır, yanıp tutuşan dervişde inlemek, ağlamak, gönlü yaralı olmak gibi halleri olur. Böyle haller gayri ihtiyâri olup ellerinde değildir. Onların derdine düşmeyen onları yermesin, ayıplamasın, başa kakmasın ve taşlamasın." buyurdu.

KERÂMET ve MENKÎBELERİ

Seyyid Şerif Cürcânî'nin talebesi Molla Feridun anlattı: "Birgün hocam Seyyid Şerîf hazretleri ile bahçeye çıkmıştık. Orada: "Ey Feridun! Şu dağda, ricâl-i erbeîn denilen kırk büyük evliyânın bir toplantısı var¬dı. Haydi o makama ziyârete gidelim" buyurdu. Ben de; "Başüstüne efendim!" diyerek, peşinden yürümeğe başladım. Dağın üzerine çıktığımızda, pekçok rûhanî kimsenin orada toplanmış olduğunu, gördük. Herbiri edeble oturmuş bir kimseyi bekliyorlardı, içlerinden birine; Bunlar kimlerdir ve niçin bekliyorlar?" diye sorduk. O da; Ricâl-i erbe'înden biri vefât etti. Onlar, Kutb-i aktâb'ı (evliyâların en büyüğü-nü) da'vet ettiler. Onu bekliyoruz. O gelip vefât eden zâtın namazını kıldıracak ve içimizden birini de bu vazîfeye ta'yin edecek" dedi. "Şu anda Kutb-i aktâb kimdir ve nerede bulunmaktadır?" diye sorduk. O da; "Mekke-i mükerremededir ve ismi Seyyid Alâeddîn Semerkandi-dir" diye cevap verdi.

Biz de oraya oturup beklemeğe başladık. Bir müddet sonra semâdan tekbîr, tesbih sesleri arasında nûr yüzlü velîler, gayet nurlu bir zâtı ta'kib ederek geliyorlardı. Belli ki, o zât Kutb-i aktâb' idi. Vere indikle-rinde, hepimiz hürmetle ayağa kalkıp ta'zim ettik. Makamına oturdu-ğunda, bizlere de oturmamızı işâret'etti. Bir müddet başını önüne eğip murâkabeye vardı. Sonra Âl-i İmrân sûresinin yüzseksenbeşinci âyet-i kerîmesinin meâlini okudu. "Muhakkak her nefs ölümü tadıcıdır." Sonra da tefsîrini yaptı. Hepimiz, hiç duymadığımız, hasta kalblere şifâ olan bu kıymetli sözleri işitmekle şereflendik. Nice hakîkatleri ve ince bilgileri öğrendik. Sonra bizden tarafa dönerek; "Cenâb-ı Hakkın rah¬metine kavuşan merhumun makamına lâyık olan misâfir kardeşimiz gelmiştir, Rabbimizin izniyle onu makamına oturtalım ki, dostlarımızın beklemekten kalblerine bir eza gelmesin" buyurarak, beni oturdu¬ğum yerden kaldırıp, vefât eden zâtın boş duran seccadesine oturttu.

Sevincimden ne yapacağımı şaşırdım. Orada olanların hepsi; "Şahidiz, işittik ve itaat ettik" dediler. Hocam Seyyid Şerîf de hayret etti. Seyyid Alâeddîn hazretleri, hocamın gönlünü alıcı sözlerde bulunarak; "Ey Seyyid. birâderim! Allahü teâlânın velî kullarına verdiği makamlar birer ihsândır. İnşââllah siz de bu cemâate dâhil olacaksınız. Henüz za-manı vardır" buyurdu. Daha sonra cenâze namazı kılındı. Beni artık yanlarında alıkoydular. Hocamla vedâlaşarak ayrıldık."

EY DERYÂ!

Seyyid Alâeddîn'in talebelerinden Ebü'l-Feth anlattı: "Bir iş için, Mısır'a gidecektim. Hocamdan izin isteyince; "Bu yolculuğun sonunu tehlikeli görüyorum. İstersen çıkma!" buyurdu. Sonra benim çok istekli hâlimi görünce de; "Ey Ebü'l-Feth! Eğer çok istiyorsan git. Fakat başın dara düşüp, bir tehlike ile karşılaşırsan, bizi hatırla ve şu duâyı oku." buyurarak, okunacak duâyı öğretti. Sonra mübârek ellerini açarak, selâmetle gitmem için duâ etti. Ben de ellerini öperek, hazırlık yaptım. Yol arkadaşlarımla Antakya'ya geldik. Orada bir gemiye binerek yolculuğa başladık. O gece karşı taraftan bir rüzgâr esiyordu. Gittikçe şid-detlenen rüzgâr, gemiyi sağa sola sallamaya başladı. Dalgalar yükseldi, gemi batma tehlikesi ile karşı karşıya idi. Mürettebât da dâhil olmak üzere, hepimiz korkuya kapıldık.

Duâ, tövbe ve istigfâr dilimizden düşmüyordu. Denize batma korkusu ile dermansız kalıp, kendimden geçmiş bir hâlde iken, hocamın; "Ey Ebü'l-Feth! Niçin nasîhatimi dinlemiyorsun? Ne çabuk bizi ve öğretti-ğim duâyı unuttun?" sesiyle irkildim. Hemen duâyı okuyup, "İmdâd yâ hocam Seyyid Alâeddîn Semerkandî hazretleri, himmetinizi istir-hâm ediyorum!" dedim.

O anda geminin gidiş istikâmetinden, süratle su üzerinde yürüyerek gelen bir kimse göründü. Herkes içinde bulunduğu durumu unutmuş-tu ve hayretle gelen kimseye bakıyordu. Yaklaşınca, yüz hatları belli oldu. Gelen, mübârek hocam idi. Bir sağa bir sola sallanıp duran geminin kenarından tutarak, denize hitâben; "Ey deryâ! Allahü teâlânın izni ile sâkinleş!" buyurdu. O ânda deniz sâkinleşti, dalgalar duruldu. Kurtulmuştuk. Hocam, herkesin hayret dolu bakışları arasında gözden kayboldu. Gemidekiler, birbirlerine bu zâtın kim olduğunu soruyorlardı."

KESMEYEN BIÇAK

Alâeddîn Semerkandî hazretlerini sevenlerden biri, bir gün yola çıkmıştı. Yolda onu bir eşkıyâ öldürmek istedi. Tam o sırada eşkıyâya; "Bütün eşyâm param, neyim varsa senin olsun. Beni serbest bırak, öldürme." dedi. O şahıs; "Onlar nasıl olsa benim olacak benim maksadım seni öldürmektir." dedi. O zât o anda Alâaddîn Ali Semerkandî'yi hatırladı ve şöyle yakardı:

"Yâ Rabbî! Kudretinle Seyyid Alâaddîn hazretlerinden bana yardım ulaştır." der demez, eşkıyâ o zâta üç kere bıçağı çaldı ise de, Allahü Teâlânın izniyle ve Alâaddîn Semerkandî'nin himmeti bereketiyle bı-çak kesmedi. Bunun üzerine eşkıyâ bıçağın keskin olup olmadığını de-nemek için büyük taşa vurdu. Taş ikiye ayrıldı. Tekrar o zâtı kesmek istedi, fakat bıçak yine kesmedi.

O zât; "Ey kişi! Benim bir azîz hocam var. Onun bereketiyle beni öldüremezsin." dedi. Eşkıyâ bu sözü duyar duymaz kızıp; "Görelim bakalım hocan seni elimden kurtarabilecek mi?" dedi ve elindeki bı-çakla tekrar saldırdı. O zât canından umudunu kestiği zamanda âniden uzaktan elinde mızrağı olduğu halde beyaz bir ata binmiş, yeşiller giymiş bir zât yıldırım gibi geldi ve eşkıyâya mızrağı ile öyle vurdu ki, mızrağın ucundan kıvılcımlar çıktı. Eşkıyâ o anda öldü.

Atlının Alâeddîn Ali Semerkandî olduğunu anlayan talebe, Zeyne'ye gelince, başından geçenleri henüz anlatmamıştı ki, Alâeddîn Semerkandî ona; "Ben hayatta iken sırrımı kimseye söyleme, sakla!" buyurdu.

Okunma : 2493
guney sigorta
EKSPERTİZ
maboto
Gündem haberleri
Karaman'da piknik alanında "sarıkız" paniği
22 Haziran 2019 Okunma: 16044 Gündem
TOKİ Kırbağı Kura Sonuçları Açıklandı!
21 Haziran 2019 Okunma: 15450 Gündem
TOKİ Karaman Kırbağı Kura Çekilişi Yapıldı!
21 Haziran 2019 Okunma: 13130 Gündem
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın