Karamandan.com

Karamandan.com

23 Eylül 2019 Pazartesi
Röportaj: Osman Nuri Koçak
Karamandan.
Kategori : Karaman Resimleri
11 Aralık 2017 18:00
 
Röportaj: Osman Nuri Koçak

Karamandan.com’da hergün görmeye alışık olduğunuz asayiş, kaza, doğal afet ve diğer tüm olumsuz haberlerin yanı sıra vitrinimizi daha renkli konularla güzelleştirmeye çalışıyoruz. Her gün biraz daha tazelenerek, yenilikler getirerek siz değerli okurlarımıza farklı içerikler sunmak için kafa yoruyoruz. Bu anlamda kırkı aşkın köşe yazarımız, fotoğraf galerilerimiz ve 2017 yılında başlattığımız köylerimiz serisi içeriklerimiz sizlerden oldukça iyi tepkiler alıyor.

Bütün bunlara ilave olarak bundan böyle şehrimiz için önemli kişilerle ya da detaylandırılması gereken konularla ilgili yetkilerle röportajlarımız olacak. Röportajlar serimize, şehrimizin önemli hafızalarından, görgüsü ve müktesebatı ile beni her zaman etkileyen bir büyüğümle başlamak istedim.

Neden Osman Nuri Koçak?

Sadece ölülerle uğraşmamak lazım. Karaman denildiğinde akla gelen değerlerimiz, ya taş toprak ya da bu hayattan göçmüş insanlar. Oysa yaşayan değerlerimiz, abidelerimiz de yok değil. İşte onlardan biri; Osman Nuri Koçak. Yaşarken kıymeti bilinmesi  ve birikimlerinden istifade edilmesi gereken önemli bir kişilik.

Osman Hocam’la sohbetimizi Karaman Kalesi’nde gerçekleştirdik. Sözü çok uzatmadan söyleşimize geçelim.

Adem Kocatürk; Muhterem Hocam!

Karamandan.com okurları için söyleşi yapma teklifini kabul ettiğiniz için evvelâ teşekkür ederim.

Sizinle uzun sohbetlerimiz oldu ve ben her defasında büyük keyif aldım, bunu okurlarımızla da paylaşmak niyetindeyim. Daha da ötesi yazar ve politikacı olarak tanınan Osman Nuri Koçak’ ın bu vasıflarının haricinde bireysel olarak gerçek kimliğine dair sohbet etme arzusundayım. Ne dersiniz?

Osman Nuri Koçak:

 Sevgili Adem!

Her ne kadar kişi yarım asırdır yaptığı çalışmalar ile bir bütün oluşturmuş ve bu meşgale onun tüm vasıflarını belirleyen unsurlar haline gelmişse de, kişinin kendisine sakladığı özelleri veya kendisine biçtiği yaşam rolü için tüm vasıflarının üstünde tanımladığı bir duruşu var olması gerekir. En azından ben öyleyim.

Bu nedenle de böyle bir sohbeti seve seve yapabiliriz.

Adem Kocatürk; O zaman şöyle başlayalım. Kaç yaşındasınız? Memleketin neresinde ve hangi şartlarda doğup büyüdünüz? Eğitiminiz gibi kısa bir yaşam öykünüzü duymak isteriz.

14 KARDEŞİM VAR

O.N. Koçak

65 Yaşımı bitirdim. Bir ay sonra da 66’yı bitireceğim nasip olursa.

Karaman’ ın Ortaoba Köyünde, bir Bozkır’ın ortasında iki analı, 12 öz 2 üvey 14 kardeşli bir Türkmen ailesinin 8. Sıradaki çocuğuyum.

Elbise yerine Zubunun giyildiği, Sabun yerine aşkarın kullanıldığı, hayvan gücü ile yüzlerce dönüm arazinin işlendiği, bit ile, pire ile, kene ile uyum sağlamış bir yaşamdan gelmekteyim.  Ağaç olarak evimizin avlusunda dolaplı acı su kuyusunun başında bulunan bir Akasya tek yeşil zenginliğimizdi.

Evlerimizin güney yönleri adam boyu kum yığınlarıyla doluydu. Çünkü ovada esmeye ve kaldırdığı kum taneciklerini önünde sürüklemeye başlayan öğle yelini tek karşılayan yükseltiler duvarlarımızdı. Getirdiği kumların bir kısmı da oralarda gün gün boy atardı.

Bu çetin şartlara uyum sağlayarak, yarısı daha yaşamın ilk yıllarında dayanamayarak çekip giden kardeşlerimizden arta kalarak yaşama tutunabilmiş birisi olarak çakırdikenleri ile birlikte aynı zorluklara dayanarak büyüdük.

Babam İdadilerde okumuş Türkmen Ovasının en aydın kişisi diyebileceğimiz birisiydi. Bizi okutmak istiyordu. Karaman’dan bir ev alarak, eşlerinden birisini (Anamı) buraya getirdi ve okuma serüvenimiz başladı.

İlk ve Ortaokulu Karaman’ da okudum.

Öğretmen okulu sınavlarını kazanarak Akşehir Öğretmen Okulunda okudum ve 1969/70 yılında öğretmen oldum. Aynı yıl atandım.

Paşabağı; Sürgüç, Kisecik, Ortaoba köylerinde ve iki yıl da Karaman Merkez İbrahim Bey okulunda öğretmenlik yaptım.

1977 yılında TÖB-DER Başkanı seçildim. 25 yaşında fırtına ile imtihanımız başladı. Dünyanın dört bir yanından kara bulutlar getiren fırtınalar beni de etkisine almıştı.  Devrimci cenahta saf tuttuk.

Bu arada Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Akademisi sınavlarını tam puanla kazandım. Ancak ikinci sınıftan sonra fırtınalı yılların savurması ile okula gidemedim. 1980 de öğretmenliğim sona erdi. Cezaevine girdim. Çıktıktan bir süre sonra okulumdan davet aldım. Ama yaşam o kadar hızlı ilerliyordu ki, okumak ameliyesi çok gerilerde kalmıştı.

Köylerde çalıştığım yıllar benim eskiden beri var olan okuma yazma tutkumun tavan yaptığı yıllar oldu. Bu çabamı en zor günlerimde dahi hiç bırakamadım.

Karaman’ ın Sesi Gazetesi yazma tutkumu gerçekleştirdiğim saha oldu bana. Daha sonra da Karaman’ da Uyanış Gazetesinde yazmaya devam ettim.

CÜMBÜŞ ÇALAR EVİME BAKARIM
  1. Kocatürk: Karamanlılar sizi daha çok siyasi kimliğinizle tanıyor. Öğretmenlik yaptığınızı söylediniz ama başka işlerle de uğraştığınızı biliyorum. Peki, bunca yıl ne ile geçindiniz.

O. N. Koçak.

Rahmetli kayınpederim, bir akşam sofrada sormuştu.” Oğlum, Kumculuğu da bırakmışsın ne ile geçineceksin?” diye. Ben de;  Babam, Bektaşi’ ye sormuşlar İslam’ın şartı kaç? diye. O da “bir” demiş.  Yahu! diğer dördünü nettin? demişler. O da, “Ağam sizin gibi zenginler hac ile zekâtı kaldırdı, bizim gibi kalenderler de oruç ile namazı kaldırdı kala kala geriye bir kelime-i şehadet kaldı” demiş.

“Benim de 12 Eylül’ ün Paşaları öğretmenliğimizi aldı, 24 Ocak kararlarının yansıması esnaflığmızı aldı, kala kala geriye bir çalgıcılık kaldı. Merak etme evde iyi bir cümbüşüm var, akort eder evime bakarım” dedim.

Ekmek kavgam tam bu söyleşideki gibi geçti.

Kum, taş, hafriyat işleri yaptım. Kahve kulüp işlettim. Buğday Pazarında zahire ticareti yaptım. Kitap kırtasiye dükkânı işlettim. Artık tümü geride kaldı. Hareketli ve verimli işler yaptım fakat esnaflığı tutku ile ve severek yapmadım. Para pul işleri beni pek sarmadı. Ama onurumu koruyacak kadar hep kazandım.

  1. Kocatürk: Bir burjuva yaşamı sürmediğiniz anlatımlarınızdan anlaşılıyor. Yaşamın sizi sürüklediği bu noktada bilinen vasıflarınız dışında nelerden keyif alırsınız, ne yapmak sizi mutlu eder?

O.N. Koçak

Burjuva yaşam biçimi bir parasal tanımla sınırlı değildir. Elbette Burjuva olmak için zengin olmak ön şarttır. Ama özgün yaşam kültürü olan bir sınıfa denir burjuva diye. Ülkenin tüm sanatsal, edebi, ulusal ve evrensel kazanımlarına sahip çıkamayan bizdeki gibi amorf bir yapıya burjuva denemez. Keşke etrafımızda burjuva yaşam biçimini sırtında taşıyabilen birileri olsa.

Kaldı ki biz o yaşamı tanımayız bile.

Ben sanat ve edebiyattan zevk aldım hep.

Kaderime müdahil olabilseydim, sanatçı olmak isterdim.

Müzikle uğraştım ama hiçbir zaman bir grup kuracak, profesyonelce ve uzun çalışmalar yapacak zamanım olmadı. Resim yaptım, basketbol oynadım ama üzerlerinde yoğunlaşacak zamana sahip olamadım.

Av ve atıcılık ile uğraştım. Kısa süreli de olsa poligonlarda skeet atışları yaptım. Kötü olmadığımı gördüm. Ama zaman belası hiç yakamı bırakmadı.

Ayda yılda arkadaşlarla bir araya gelirsek bağlama ve ud çalmaya gayret ediyorum.

Öğretmen okulu ve öğretmenliğimin ilk yıllarında kara kalem resim çalışmaları yaptım. Resim hocalarım beğenirdi. Hatta bir ara dekoratif yazı çalışmaları içinde bulundum. Ama devam ettirme olanağım olmadı.

TÜRK SİYASETİNİN KANSERİ
  1. Kocatürk: Gelelim siyasi yaşamınıza. Siyaset konuşmayacağız ama uzun yıllar CHP de siyaset yaptınız, il başkanlığı gibi önemli mevkilerde bulundunuz. Ama benim sizinle ilgili olan en önemli ve olumlu algım, içinde yer aldığınız siyasi kurumlar da dâhil olmak üzere tüm politikaları rahatça eleştirebiliyorsunuz. Bu durum özellikle kendi partiniz tarafından nasıl karşılanıyor? Ayrıca, benim tanıdığım Osman Nuri Koçak riyadan uzak ciddi bir İslami hassasiyete ve bilgi birikimine sahip. Bu duruşunuzla sol siyasetin içindesiniz. Konuyla alakalı olaeak, sizce sağ ve solun en büyük hastalıkları nelerdir?

O.N.Koçak

Elbette benim tarzım ve tavrım kolay bir durum değil.

Tüm ezberi karşısındakini düşman ilan edip mütemadiyen ona söverek siyaset yapmaya alışmış bir toplumun siyaset yapma biçimine itiraz etmek kolay bir şey değil. Bu durum tüm taraflar içim geçerlidir. Örneğin, bu ülkede “Kahrolsun CHP” diyerek yüzde otuzların üstünde bir oy rahatça alabilirsiniz.

Başka bir şey demeniz de gerekmez.

Yine; “Kahrolsun yobazlar” veya “kahrolsun faşizm”  diyerek de çok ciddi oylar alarak ayakta durabilirsiniz.

Bu durum Türk siyasetinin kanseridir. Çünkü toplumsal gelecek vizyonları ortaya koymak zordur ve çok gayret ve ciddi donanım ister. O da yetmez toplumsal kardeşlik ve huzur- barış ister.  Tüm toplumun gücünü bir araya getirmek ister.

Buna dünyanın efendileri ve içerdeki işbirlikçileri razı olamaz. Kavga ve düşmanlık olmalı ki, millet harap olsun. Onlar düşmanlığı beslerler ve düşmanlıktan da beslenirler. Önemli bir bölümümüz de kuzu kuzu bu siyasete yatarlar. Çünkü ortalama olarak gerçekten cehalet çizgisinin hayli altındayız.

Ben buna hep itiraz ettim.

CHP dışındakileri önce anlamaya ve sonra da sevmeye gayret ettim. Çok zor olmadı. Çünkü ben zaten onlardım onlarda ben. CHP li bir kişi ile AKP ve MHP li bir kişinin vatan sevgisi aynı idi. Ben bunu gördüm ve bu düşmanlığı körükleyerek pılıçka siyaseti yapanları şiddetli şekilde eleştirdim. Siyaseti halka hizmet ve Türk Milletini bekası anlayışı ile yapma çağrıları yaptım.  Burada kardeşlerin düşmanlığı yerine, işbirliğine gerek olduğunu söyledim.   Ama taşlaşmış kafalar buzdağının merkezindeki yerlerini çok sevmişlerdi. Onlar bize küfretti. Ama şimdi etrafıma bakıyorum da hayli insan olmuşuz meselelere böyle bakan.

AKP li birisinin Atatürk’ çü, CHP li birisinin dindar olamayacağına yürekten inanmış veya inandırılmış bir toplumda “Hayır öyle değil” demek ne kadar zor bir düşününüz. Ama ben “Hayır” demeyi seçtim.

Ruhum dingin.

Mutluyum.

İçinde bulunduğumuz durumu körükleyerek köşe kapmak onurlu bir iş değil. Bunu görmek için bir çok gözün birden açılması gerekiyor. Çünkü görememenin bedeli giderek vatan haline dönüşebilir. Atatürk’ ün gençliğe hitabesini bu günlerde daha dikkatli olarak bir kez daha irdelemek gerek diye düşünüyorum.

Evet dini hassasiyetleri olan birisiyim. Bu durum içinde yaşadığım toplumla ilgili. Biraz okuyanlar arasında bu hassasiyetin zayıfladığına tanığım. Ancak bende öyle bir vaziyet hâsıl olmadı. Belki de yeteri kadar okumadım(!) Şirk dinciliğine hep karşı durdum ama bu duruma kızıp başka yolu seçme gayreti içinde olmadım.

İmam-Azam’ ı okuyorum, Ali Şeriatiyi’de…

Devrimciliği dergilerden okumadım. Gerçek kaynaklarından okudum. İslamı da tarikat ve cemaat tasallutu altında öğrenmedim. İkisini çok yakın buldum. İkisi de mağdurun yanındaydı. Liberal Kapitalizme esir edilmiş bir İslam anlayışı, yoksul Kasım’ ın babasına daha çok sarılmama sebep oldu.

İslam’ı Mevlana’ ca, Yunus’ ca, İmam-ı Azam’ ca, İmama Maturidi’ ce, İbn-i Rüşt’ ce ve Ahmet Yesevi’ ce sevdim.

İdris Küçükömer diyor ki, “Türkiye’de sol sol değildir.” Sol emeğin mücadelesini verir. Dine karşı olmak gibi bir misyonu yoktur. Din de aynıdır ve sola karşı olmak zorunda değildir. Öyle bir vazifesi de yoktur.  Ülkemdeki siyaseti çürüten en büyük hastalık burada yatmaktadır. Çünkü kimse kendisi değildir. Herkes efendilerince kendilerine verilen rolü oynamaktadırlar.

Ben diyorum ki Türkiye’ de sağ da sağ değildir. Burjuvazinin ilerici kültürü ve milli hassasiyetleri doğrultusunda oluşmuş bir sağ yapı hiç bu ülkede vücut bulmadı. Uyanık paracılar ya dinimizi ya da milli hassasiyetlerimizi sömürerek sözde sağcılık yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar.  Bu sağ olmayan sağ ile sol olmayan sol arasındaki pandomima demokrasinin gelişmesini zora sokuyor.  Siyaseti uzlaşmaz bir zeminde sürdürüyor. Emperyalizmin küresel aktörleri ve içerdeki acenteleri bu durumu bu sonuna kadar kullanıp sömürüyorlar.

Ülkemiz insanıyla, doğasıyla ve tüm zenginlikleriyle bu işten zarar ediyor. Böyle sürdürülmesi her gün bizi felakete doğru sürüklüyor.

Ben hep buna itiraz ettim.

İnsanımızın birlikte ve kol kola yürümesinden başka çıkar yolu bulunmayan bu zarar tablosuna hep dikkat çekmeye gayret ettim.

Umarım az da olsa bu kubbedeki sesimize cevap verecek sağduyu sahipleri vardır.

 

  1. Kocatürk: Gelelim kitabınıza, yayınlandığında Karamanlı kitapseverleri heyecanlandıran Zamanın Nefesi adlı kitabınızdan bahsedelim biraz. Kitabın ana mesajı nedir?
BIRAK SEVMEYİ KARASEVDA OLSA NE YAZAR

O.N.Koçak

Sevgili Adem. Kitapseverler derken içinin acıdığını biliyorum. Ülkemde on bin kişiden birisi kitap satın alarak okuyor biliyorsun. Karasevda ile bağlı olsalar ne yazar ki. Kitap okumak, ekmek ve su gibi bir ihtiyaç olamadıktan gayri…

Zamanın Nefesi öncelikle kitap okumayan ve dolayısı ile kendisini, tarihe yazılı miraslar bırakmak zorunda hissetmeyen bir topluma itiraz niteliğinde ele alındı.

Daha doğrusu ölümün elinden bir şeyler kurtarmak için…

Okumayan ve yazmayan toplumun hafızası eksiktir ve yanılmaya açıktır. Tarihte yaptığı tüm hataları tekrar edebilir. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Yazmayan ve okumayan toplumların anlatımları da kişilere göre sapmalara uğrar. Bu toplumlar doğru bilgi oluşturamaz.  Doğru bilgiden beslenemeyen toplumlar da doğru bir pusula oluşturamazlar. 

Bu tür kitapların geçmişte yapılan hataları gösterme gibi de bir misyonu olacaktır.

Fakat en önemlisi de yukarıda anlatmaya çalıştığım konulardaki hassasiyetlerimi kaleme döktüm.

Özellikle Mustafa Kemal’ in nasıl milletten kaçırılarak, Beton Mustafa’ ya dönüştürüldüğünü, Ortodoks Atatürk’ çüleri kızdıracak şekilde anlatmaya çalıştım.

Atatürk’ ün en yakın silah arkadaşlarını onun siyasi vizyonundan uzak kaldıkları için “hain” olarak damgalamaktan çekinmeyenleri çok kızdırdık anlaşılan.

Devrimciliğin, milletten nasıl soyutlanabileceğinin kitabını yazanları biraz kızdırdık galiba…

Devrimcisi, Akıncısı, Ülkücüsünün birbirlerinin düşmanları olmadıklarını anlatmaya çalıştım ama buralardan geçinenleri de biraz üzdük sanıyorum.

Tüm bunları da biraz roman ve biraz da öykü tadında bezemeler ile keyifli bir okuma ameliyesi oluşturmaya gayret ettim.

Bazı mahfillerde söylenenler geliyor kulağıma. “İyi olmuş yahu! Yakın Tarihimize ışık olmuş ama bu adam nasıl Atatürk’ çü, nasıl solcu?” diyorlarmış.

Gülüp geçiyorum. Onlar İdris Küçükömer’ in bahsettikleri solu işgal ve dolayısı ile de meşgul edenler. Güçlü gibi görünseler de haklı değiller. 

Bir başka konu da, kitabımı roman tadında bulan ve öyle okuyanlar var. Seviniyorum elbette. Ancak söz konusu kitap daha çok bir düşünce kitabı.  Hesaplaşmalarla dolu. İşin bu boyutunu benimle tartışana daha rastlamadım.

Birinci baskısı bitme aşamasına geldi. Ancak ciddi bir tartışma yapana rastlamadım. Çok güzel, harika, defalarca ağladım diyenlari çok dinledim ama “Hocam Cumhuriyet ve Atatürk konularındaki bazı düşünceleriniz çok ezberlere uygun değil, bir konuşsak mı?” diyene çok az rastladım. Buna sevinmem gerekir mi bilmem ama düşünmüyor değilim. Kitap istediğim boyutunda algılanmıyor mu diye…

Ana mesajımız ise kardeşliğimiz…

A.Kocatürk:  Şehir size ne anlatır? Bu bağlamda Karaman nasıl bir şehir?

O. N. Koçak

Şehir; Sıla-ı Rahim…

Yaşam suyunun verildiği yer, akraba ve ailemizin yurdu ise anlamı bir başka, sonradan gelip yerleşmiş isek anlamı bir başka olan yer.

Şehir ana kucağının sıcaklığını vermelidir insana. Yani mutluluğu.

Yaşadığı mekânda mutlu olamıyorsa insan, kafesi altın olsa ne fayda…

Yolları, sokakları, geniş eğlence dinlence alanları, iş olanakları olan bir şehir çok önemlidir. Fakat asıl insani vasıflarımızı geliştiren şehirdir insanı gerçekten mutlu eden.

Son yıllarda Karaman’ın imara ilişkin bir çok sorunu çözdüğünü ve ciddi yatırımlar yapıldığını görmek elbette mutluluk verici.

Bilim, kültür, sanat, edebiyat alanlarında, bir kente gerçek kimliğini kazandıran eylemsellikler ifa edilemez ise o kent gerçek manada yaşamıyor demektir. Yani ruhsuzdur. Elbette geniş yolları olan, trafik ve ulaşım sorunu olmayan, iş olanakları geniş ve tertemiz bir kent isterim. Bunlar benzetmek gerekir ise insanın bedeni gibidirler. Asıl insan ruhunda yaşıyorsa, kentlerin ruhu da insanları sosyal alanlarındaki ihtiyaçlarıdır.

Şahsen yaşadığım kentin, geniş bulvarları, devasa alt ve üst geçitleri ile anılmasından daha çok bilim ve kültür kenti olarak anılması beni mutlu eder. 

Karaman bu konuda son derece sıkıntılı bir kent…

  Bilim, sanat,  edebiyat alanları insanın haddeden geçmesine neden olur ki işte o haddeden süzülmüş insanla bir arada yaşamak isterim.

  1. Kocatürk: Siz bir yazarsınız ama aynı zamanda iyi bir okuyucusunuz. Sizi en çok etkileyen yazarlar ve kitaplar hangileridir.

O. Nuri Koçak

Okuma ameliyesine muhabbet duyduğum zamanlarda iyi bir rehberim olmadığı için çok hamallık yaptım. Ancak, o yıllar Türk ve dünya klasiklerini hatmettiğimiz yıllardı. Ekmek Kavgası ve İnce Memet ile romanı ve Orhan ve Yaşar Kemal’ leri tanıdık, Dostoyevski ve Balzac’ ın Budala’ sı ve Vadideki Zambak’ ı ile de yaşamın rotasını değiştiren romanları tanıdım. Onlardan evveli ve sonrası olan eserleri…

Bir de Simyacı’ yı…

Orhan Kemal’ in müstesna romancılığı bir başka… Bence ilk ve en iyi Türk romancısı.

Giderek daha fazla araştırma, inceleme, siyasi ve psikolojik eserler okumaya başladım.  

Cemil Meriç’ le bu dönemde tanıştım. Kırk Ambar’ ı ilk okuduğum eseriydi. Daha sonra hepsini okudum galiba. 18 imde tanışmadığıma çok hayıflandım.

Yaşar Nuri Öztürk, Ali Şeriati, Nurettin Topçu okudum. Nurettin Topçu’ nun “Müslümanlardan kaçtım, Müslümanlığa sığındım” sözü beni çok etkiledi.

Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin ve yakın dostum rahmetli Metin Altıok ile şiir soludum. Ancak düzyazı kadar şiirle yakın olamadım.

Turani’ yi samimiyetle ciddiye alıyorum. Her kalem sağışı bizden yana… Aynı zamanda sağlam.

Şu an Mete Han’ ı okuyorum. Bir de Deliliğe Övgüyü - tadı kekre biraz-

Herkesin bir deneme yazma çabası kafamı bozuyor. Molier böyle olacağını bilseydi bu tarza daha özgün bir isim bulabilirdi sanıyorum.

Bedri Rahmi ve eseri Delifişek bu eleştiriden vareste…

  1. Kocatürk

Yaşamınız boyunca sizi en çok etkileyen tanıştığınız kişi kimdir?

O.Nuri Koçak

Doğrusu hiç düşünmedim bugüne dek. Ancak Öğretmen Okulundan tarihi bana çok sevdiren Cahit Hocam ile siyaset dünyasından Deniz Baykal’ ı sayabilirim.

  1. Kocatürk: En beğendiğiniz gazete, dergi ve tv programları hangileridir?

O. Nuri Koçak

Gazeteler ve televizyonlar da yukarıda sözünü ettiğim sığlaşmadan nasibini almışlar. Milletin ve mağdurun sesi olması gereken bu kurumlar sahibinin sesi durumuna düşmüşler. Basın siyasetin yan organı olamaz. Basın muhaliftir muvafık olamaz. Muhalefet anlayışı ülkesinin insanlarının genel çıkarları ve evrensel insani değerler ile sınırlıdır. Basının propaganda ve ajitasyon gibi bir görevi olamaz. Basın iktidarlara yakın olamaz. Medya, bülten vasfına düşemez.

Sevgili Adem Kardeşim; Benim gözümle şöyle bir bak. Hangisi çizdiğim sınırlar içinde? Öyleyse bu soru cevapsız kalsın derim.

  1. Kocatürk: Ya futbol, hangi takımı tutarsınız?

O. Nuri Koçak

İlk gençlik yıllarımızda herkesi bir takım tutar ya. İşte ta o zamandan kalan bir Galatasaraylılık. Hocasını ve bir tane futbolcusunu bilmediğim bir taraftarlık bu. Yaşamımda 90 dakika hiç maç izleyemedim.

Çok Türk futbolcu oynatan takımları kendime daha yakın hissediyorum.

Ayrıca burada paylaşmak istemediğim ve tutucu sayılabilecek bir “futbol” görüşüne sahibim.  Bildiklerimizin Tutsağıyız adındaki kitabımda bu durumu detaylı olarak anlattım.

  1. Kocatürk: Hayvan besler misiniz?

O. Nuri Koçak

Evimde bahçede kulübesi olan bir Alman Kurzaarım var. Kendileri iyi bir av yoldaşı ve oyun arkadaşımdır. Adı Arthur…

Mahalledeki kedileri beslemeyi severim. İşyerim varken orada kedilerim olurdu hep. Onlara kışın mukavvadan barınaklar yapardım ve her sabah ciğer satın alıp paylaştırırdım. Hatta veteriner çağırır, bakterilere karşı ilaçlardım.

Ben ayrıldıktan sonra hepsi dağılmış veya dağıtılmış.

Faka, esirleştirmemek ve hayvanların dış dünya ile bağlantılarını hepten koparıp eve tıkıştırmamak koşuluyla herkesin bir hayvan besleme olanağı vardır. Bu konuda bilinç eksikliğimiz had safhadadır. Hayvanları canlıdan bile saymayan, onları dünyada olmasalardı da olurdu diye gören o kadar çok insan var ki…

  1. Kocatürk: En beğendiğiniz söz hangisidir?
BEYNİNİ EKMEĞE KATIK ETMEK

O. N. Koçak

-Beynini ekmeğine katık etmek…

- Haddini bilmek…

Elbette Türk aforizma dünyası o kadar muhteşem bir dünya ki ben, dünya görüşümü destekleyen iki sözü almakla yetindim.

A. Kocatürk: 66 yaşında birisi olarak “Bunca yıllık yaşamda şunu öğrendim” diyeceğiniz ne var.

O. N. Koçak

Öğrendim ki, yapılan tüm yolculukların bir anlamı olması için asıl ana yolculuğu yapmak gerekiyor. O da kendi derinimize olan yolculuk. İçimize doğru yaptığımız yolculuk. Kendini ve haddini bilmeye doğru olan yolculuk. Eşref-i Mahlûkata, İnsan-ı Kâmile doğru attığımız adımlar…

Atılan her adımı altın değerindeki yolculuk.

Hedefi Kemaliyet ama bir o kadar da sonsuzluk olan yolculuk.

O yolculuğu murat etmeden tüm yolculukların yalan olduğunu öğrendim.

O yolda biraz mesafe almadan huzur olmayacağını öğrendim.

İç huzurun ise en büyük hazinemiz olduğunu öğrendim…

MERT YOLUNA TURAP OLUN

A.Kocatürk: Hayat tecrübenize dayanarak gençlere neler tavsiye edebilir siniz?

O. N. Koçak

Kendiniz olunuz başkası değil…

Merdin yoluna turap olunuz, namerdin yoldaşı değil…

Yalanın derdi olunuz, yalancını sırdaşı değil…

İlimin kölesi olunuz, cahilin paydaşı değil…

Gençler bilsin ki, bu ülke bize Allah’ın lütfudur ve hepimizindir. Kimsenin vatan sevgisini sorgulamayınız. Bu ülkenin her ferdi vatanını en az sizin kadar sevmektedir. Bu ülkenin bir asli bir de yedek unsurları yoktur. Birinciler, ikinciler, üçüncüler yoktur. Seçkin kavmi yoktur. Herkes aslidir ve hepsi birbirinin kardeşidir. Türk olmak ayrıştırıcı değil, bütünleştirici bir şemsiyedir ve milletin tümüne ait bir onur kaynağıdır.

Vatanı sevmek demek üretmek demektir.

En çok da sevgiyi üretmek… Birbirinize büyük bir sevgi ile bağlı olmanız demektir.

Biliniz ki birileri size “onları sevmeyiniz, onlar düşman ve yok edilmesi gerekir” diyorsa vatanın zaafın isteyen ihanet odakları işin içindedirler. Siz birbirinizi anladıkça ve sevdikçe onlar gayya kuyusunda yok olup gideceklerdir.

  1. Kocatürk: Kendinizi bir kelime ile anlatmak gerekseydi nasıl tanımlardınız?

O. N. Koçak

Garip…

Çünkü bu dünyada yerli değil, yabancıyız… Hiçbir zaman sahibi olamayacağımız bir mülkün üzerindeki aç gözlülüğümüze inat “Garip” derim.

Karamanlı hemşehrilerimize derim ki;

Karaman bir coğrafya parçasının adı değildir. Karaman bir duruşun, bir bilincin, bir kültürün adıdır.

Karamanlı olmak bize çok önemli sorumluluklar da yükler.

Kuyucu Murat’lar taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadık diye öğünmüşler ama Karaman ülküsü hep var olagelmiştir. O ülküye sahip çık.

Kimliğine ve onun kalıcı olmasının anahtarı olan diline ve kültürüne sahip çık. Bu senin en yüce varlığın olarak yaşayacaktır.

 Ve dahi en büyük hazinen olacak olan kardeşliğine sahip çık.

A. Kocatürk: Değerli Hocam harika bir sohbet oldu eminim okurlarımız da keyifle hatta ibretle okudurlar. Çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Saygımla…

___________

Röportaj: Adem Kocatürk
Fotoğraf: Muammer Şen
Editör: Cuma Ali Kaya

Okunma : 9487
Foto galeri
EKSPERTİZ
guney sigorta
seç
maboto
Gündem haberleri
Karaman'da sokak ortasında adam vurdular
20 Eylül 2019 Okunma: 22824 Asayiş
Feci kaza ağır yaralılar var
20 Eylül 2019 Okunma: 12807 Asayiş
Karaman’da yolcu otobüsü ile çarpışan kadın sürücü kaçtı!
21 Eylül 2019 Okunma: 8515 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın