Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 18 Eylül 2018  -  Saat : 12:50:05   Görüntülenme: 5126

ERMENEK TARİHİ
Karaman ili Ermenek ilçesi, 36°58’ Kuzey enlemi ile 32°53’ Doğu boylamı arasında yer almaktadır. İl merkezine uzaklığı 160 km’dir. İlçenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.250 metredir. Rakımı; şehir içinde 1250-1300 m. olup, çevresi oldukça yüksek dağ ve tepelerle çevrilidir. İlçenin, kuzeyinde Karaman, Konya ili Hadim ilçesi, güneyinde Antalya ili Gazipaşa ilçesi, Mersin ili Anamur ilçesi, batısında Sarıveliler, Başyayla ilçeleri ve doğusunda Mersin ili Mut, Gülnar ilçeleri bulunmaktadır. İlçenin yüzölçümü 1.222,9 km²’dir. 

Ermenek, Toroslarda denizden 1200 metre ile 2400 metre arası yükseklikte dağlık bir yerleşim yeridir. Toros dağ sıralarından Yumrutepe dağı eteklerinde rakımı Göksu boylarında 600 metreye indiği, en yüksek noktasının ise Oyuklu Dağı’nda 2427 metreye eriştiği görülür. Bir vadi içinde dağ yamacında kurulu şehrin su kaynaklarının bol ve iklimin yumuşak olması tahıl üretimi, bağcılık ve meyvecilik yapmaya elverişlidir. Yaylalarında koyun ve kıl keçisi yetiştiriciliği yaygındır. Ormanlık alan açısından zengin olan bölge, halkın önemli geçim kaynağıdır. Zengin linyit madenlerine sahiptir. Ulaşım ve ticaret açısından Ermenek’in iki ayrı koldan İç Anadolu’ya, üç ayrı koldan ise Akdeniz kıyı sahillerine bağlantısı vardır. Şehir, stratejik önemini geçmişten günümüze ulaşım yollarının kavşak noktasında olmasından almaktadır.

Ermenek, Güney Anadolu (Taşeli) Coğrafi yapısı içinde, Önceden Konya'ya bağlı iken 1989 yılında Karaman'a bağlanmış; 5000 yıldır insanların yaşadığı bir yerleşim merkezidir. “Ermenek” ismi konusunda çeşitli rivayetler ile sürülmektedir. Bunlardan biri Cennet bağları anlamına gelen “İren-Nak” Bağ-ı İrem’dir. Yeşilliklerin, suların bolluğuna ve doğal güzelliklerine dayanılarak Ermenek isminin buradan türetildiği yorumu yapılmaktadır. Diğeri ise “Ermenek” ismin tamamen Türkçe bir kelime olup kahraman anlamına gelen “ER” ile insan anlamına gelen “MEN” ve Uygurca karşı, yamaç anlamına gelen “EK” kelimelerinin birleşmesiyle oluşan “Kahraman İnsan Yeri”; ya da “ERMEN” “Kahraman Adam” ile tohum dik anlamındaki “EK” ile “Kahraman Yetiştiren Yamaç” anlamında Türkçe bir kelime olarak düşünülmektedir. Diğer bir rivayet ise Ermeni coğrafyacı İndjidjian’ın isim benzerliğinden yararlanarak buranın bir Ermeni yerleşim yeri olduğunu yazmıştır. Elimizdeki var olan bilgilere göre bu bölge Hitit, Roma, Bizans egemenlikleri altında kalmıştır. Ermeni halkı bu bölgeye yerleşmemiştir.

Bu rivayetler dışında yapılan son çalışmalara göre Ermenek Kazasının, tarihte ilk olarak bugün ki Maraspoli Mağarası ve Dezkaya’nın bulunduğu bölgede kurulduğu ilk isminin Maras, Marassa, Maraos isimlerinden biri olduğu düşünülmektedir. M.S. 30’lu yıllara kadar Marassa ya da Maraspolis olarak isimlendirilen, daha sonra Roma kumandanı Germanicus’a atfen “Germanicus Şehri” anlamında Germanicopolis olarak isimlendirilmiş olup Ermenek ismi buradan gelmektedir. Germanicopolis ismi uzun yıllar içinde bölgeye yerleşen Türk boylarının dilinde dönüşerek ilk önce Germanik-Germenak sonra da Ermenak şeklini almış, Cumhuriyetle birlikte ses uyumuna uygun olarak “Ermenek” halini almıştır. 

Ermenek kenti, Dağlık Kilikya’nın İç Anadolu’ya bakan kuzey kesiminde, M.Ö. I. yy’den itibaren İsauria adıyla anılmaya başlar. Ermenek’in bilinen ilk ahalisinin M.Ö. 3000 yıllarında bölgeyi iskân eden Luwiler olduğu söylenir. M.Ö. 1500’lü yıllarda Ermenek ve çevresini ele geçiren Hitit Devleti, aynı zamanda yörede ortaya çıkan ilk siyasi teşekkül olarak da bilinmektedir. Bu devlete ait kayıtlarda başlangıçta “Arzawa ülkesi” içerisinde gösterilen Ermenek, M.Ö. 1335’te Arzawa Kralı Uhazziti’nin, Hitit Kralı II. Mursili’ye karşı sefere giderken Lawasa Dağı eteklerinde yıldırım çarpmasından sonra Tarhundašša Krallığının hâkimiyeti altına girmiştir.

Tarih sırasına göre ele aldığımızda, Ermenek ve çevresinde yaşamış medeniyetler şunlardır: M.Ö. 3000-2500 yıllarında Prota Hititler, M.Ö. 2500-1950 yıllarında Naşaşlı Hititler yaşamış olup, Ermenek’in o günkü ve ilk bilinen adı “MARAS” veya “MARASSA”dır. (Marasbulla-veya Maraspolis) adının buradan türetildiği anlaşılmaktadır. İlk Ermenek yerleşimi (şehir çekirdeği) olan (Marassa’nın) şimdiki “ Maraspulla “ denilen mağaranın önündeki göçüklerin altından başlayarak “İkidelik” denilen “ Firan Kalesi” önlerindeki yıkıntı ve göçük kayaların altında kaldığını gösteren işaretler vardır.

Protahititlerden Sonra sırayla; Akalar: M.Ö. 1400 yılları, Akarsular: M.Ö. XI. yy,  Babilliler: M.Ö. 625-605,  Persler: M.Ö. 546-333, B.İskender (Helenistik Çağ) M.Ö.333-125,  Romalılar (Bergama Krallığı): M.Ö: 133. M.S.117.

Özellikle Büyük İskenderle başlayan bu devre ait çevrede onlarca antik kent ve yerleşim merkezi vardır, Bunlar: EİRENEPOLİS: Bugünkü adıyla: (İrnebol: İkizçınar ) 
LAUZADOS: Lafsa... 
ZENONOPOLİS: (Uğurlu köristanı-Uğurlu köyü) 
TİTİOPOLİS: (Yukarı İrnebol) 
DOMETİOPOLİS: (Dindebol: Katranlı) 
CLAUDİOPOLİS: (Mut) 
DALİSANDES: (Muhallar, Çamlıca Köyü ve kuzeyi) 
NEOPOLİS: (Yenişehir )-Aşağı İzvit-Aşağı Çağlar köyü 
LALASİS: Yukarı İzvit-Yukarı Çağlar köyü 
BALBASOS: Fariske (Göktepe) Köristanı...
(DEKAPOLİS İZAVRİYA): İzori: İzavriye, bölgesi adı verilen, yukarda ismini ve yerlerini belirttiğimiz antik kentlerin yer aldığı ve merkezi GERMANİKOPOLİS: (ERMENEK) olan bu şehirlerin her biri siyasi, Ticari, dini ve kültürel anlamda bir Piskoposluk olup, Başpiskoposluk Makamı Ermenek’tir. 

M.S. 395 yılında Roma’nın ikiye bölünmesi ile Ermenek ve yöresi (Yukarda sıralanan antik kentler ve bölgenin merkezi olan Ermenek, Bizans sınırları içinde kalmıştır. Bu çağda yöredeki yerli halk ağır baskılar altında ezilmiş; yeni yeni ortaya çıkan yeni bir din olan Hıristiyanlık anlayışını Roma yönetiminin her türlü baskıcı yasağına rağmen benimsemiş; Hristiyanlığın ilk yıllarında Hz. İsa’nın (l2) Havarisinden ve Müridlerinden Aziz Barnabas’ın Side ya da Manavgat yoluyla (Dekapolis İzavriya) adı verilen bu dağlık bölgeden geçerken bir müddet bu bölgede kalması, yerli halkı irşadı yoluyla buradan İCONİUM’a (Konya) geçmesi sırasında yerli İzavriyalılar kaçak kaçak da olsa inanışı benimsemiş dağ başlarındaki mağaralarda kaya kovuklarında idarenin kontrolünden uzak yerlerde ilk Hristiyan tapınakları olan “Kaya Manastırlarını) gerçekleştirip, oralara sığınmış ibadet etmişler.

Hristiyanlığın Bizans İmparatorluğunca resmen devlet dini olarak kabulüne kadar geçen uzun mücadeleli süreci içinde Hristiyanlık inancının öncüsü sayılan bu insanlar ve onların sığındığı ibadet ettiği, bu basit ve anlamlı mağaralar-kaya kovukları: “Kaya Manastırları” Hristiyanlık âlemi için çok anlamlı ziyaret yerleri olması gerekir.

Bölge Bizans hâkimiyetinden sonra kısa bir sürede olsa Emevilerin ve daha sonra Abbasilerin eline geçmiştir. Bölgeye Oğuz boylarının 1115 yılından itibaren yaptığı akınlarla Türk etkisinin varlığı hissedilmeye başlamış, 1228 yılında da Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından fetih edilmiştir.10 Selçuklularla başlayan hâkimiyet Karamanoğulları ile devam etmiş hatta bir dönem Ermenek, Karamanoğullarına başkentlik yapmıştır. Bu dönemden kalma cami, medrese, han, hamam, türbe gibi tarihi yapılar mevcuttur. 

Karamanoğulları, Selçukluların toprakları dışında Klikya Ermeni Prensliği topraklarının alınmasıyla kurulan tek beyliktir. Buna rağmen en güçlü ve en uzun ömürlü beylik olma özelliğine sahip olmuş, kısa sürede devlet yapılanmasını kurmayı başarmıştır. Bu gelişmeyi Türkçe’ye, Türk kültürüne bağlılıkları ve korumalarıyla elde etmiştir.

Oğuz boylarından olan Karamanlıların Anadolu'ya ne zaman geldikleri net olarak belli değildir. Tarihçi Reşidüddin, Onların, Tuğrul Bey (1037-1063) ile birlikte Karaman ve Menteşeoğulları'nın 20.000 çadır kadar kalabalık bir kütle halinde Anadolu'ya geldiklerini ve Tuğrul Beyin dönmesinden sonra burada kaldıklarını bildirmiş olduğu gibi, Moğol istilâsından kaçmak suretiyle geldiklerini kaydeden kaynaklar da vardır. Karamanlıların Anadolu'daki yerleşmelerine ait kesin tarih Birinci Alâeddin Keykubat zamanına rastlamaktadır. Alâeddin Keykubat Karamanlıları 1228’de Ermenek,  yöresine yerleştirmiştir.

Oğuz boyları 1115-1116 yıllarından itibaren Ermenek yöresine yerleşmeye başlamışlardır. Ermenek merkezde henüz hüküm sürmekte olan “Halgam” adındaki derebeyi ile çevresinde buna benzer küçük derebeyleri ve şehir devletleri mevcuttur. Bunlar; Firan Kalesi (Öksürükini-İkidelik ve Maraspoli mağaralarını içine alan mevkiler), Şahinler Kalesi (Güzve yakınlarında), Köristan ve Fariske Kaleleri, Mennan Kalesi, Balabolu gibi kalelerde yaşayan şehir devletleridir. Bunların çevrelerinde müsaade alarak Oğuz boyları çiftlik ve hayvancılık yapmak amacıyla ve vergisini vererek yerleşmeye başlamışlardır. Bu yerler; Ermenek ve Mut çevresinde Kamışboğazı, Aykadın, Tekeçatı, Balkusan, Yellibel, Süngüllü, Muhallar, Sinanlı, Değirmenlik bölgeleridir. Buraya yerleşen aşiretlerin çoğunluğu Karamanlılardır.

I. Alaaddin Keykubad 1225’te İç-el’i fethettikten sonra, Kilikya Ermenilerinin buraya yönelik tehditlerinin önünü kesmek için Türkmenleri bölgeye yerleştirerek nüfus yapısını lehine çevirmeyi başarmıştır. Bölgeye yerleştirilen bu Oğuz boyları, daha sonra Karamanoğlu Beyliği’nin nüfusunu teşkil edecektir. Bu Karamanlıların başında Nure Sofi bulunmaktadır. 1231’de peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan Baba İlyas’ın Türkmenler arasındaki nüfuzu Karaman ilinde de kısa sürede etkisini göstermiştir. Aynı sene Karaman Türkmenlerinin önderi olan Nûre Sofi’nin onu ziyaret ederek destek vermesi Babailiğin bölgede önem kazandığının göstergesidir. Babai ayaklanması başarıya ulaşamasa bile Nûre Sufi’nin Babailik vesilesiyle bölgedeki Türkmenler içerisinde elde ettiği dini nüfuz, oğlunun yörede hâkimiyet kurmasında etkili olacaktır. 

1256 dan 1475 yılına kadar 250 yıla yakın hüküm süren “Karamanoğulları Beyliği’nin Başkenti, Kültür ve sanat Merkezi olarak tarih sayfasında yer alan Ermenek’te Kerimüddin Karaman Bey’den sonra beyliğin başına oğlu Mehmet Bey geçmiş, 1277 Mayısında “BUGÜNDEN SONRA DİVANDA, DERGÂHTA, BARİGAHTA, MECLİSTE VE MEYDANDA TÜRKÇE’DEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR.” Fermanı ile Türk dilini Fars-Arap dilleri baskısından kurtarıp, öz Türkçemizi Türk Milletine kazandırmıştır. Beyliğin kurucusu Kerümiddin Karaman Bey ve Türk Dilinin mimarı olan oğlu Mehmet Bey’in ve kardeşi Mahmut Bey’in türbesi Ermenek’e bağlı Balkusan köyünde bulunmaktadır.

Fatih Sultan Mehmed’in 1475 de Karamanoğullarına son vermesiyle Ermenek Osmanlı topraklarına katılmış ve İçel sancağına bağlanmıştır. Bundan sonraki süreçte Ermenek, küçük bir kasaba olarak kalmıştır. XVI. asır ile ilgili Bilal Gök’ün doktora tezinde Ermenek, sosyal, iktisadi, fiziki ve idari olarak incelenmiştir, Ermenek’in diğer Anadolu kasabaları gibi küçük bir kasaba olarak kaldığı, halkının tarım ve el sanatlarında faaliyet gösterdiği ve nüfusunun 1800 ile 3500 arasında değiştiğini ortaya koymuştur.

1475’teki Sultanalanı Savaşı, Mennan Kalesi yenilgisi ile Osmanlı hâkimiyetine giren Ermenek 16.17.18.yüzyıllarda terkedilmiş, unutulmuş kenar bir Anadolu Kasabası olarak kalmış; ihmal edilmiştir. Bu dönem içinde Silifke Sancağına bağlı “Passa Hassı”dır ve bir Voyvoda yönetimindedir.

Ermenek’le alakalı diğer önemli kaynakta Evliya Çelebi’nin seyahatnamesidir. 1671’de Ermenek’ten geçen Evliya Çelebi seyahatnamesinde şehrin doğal ve mimari yapısından şöyle bahseder. “İrem bağları, dereleri olduğu 800 kargir evi, 12 mahallesi, 12 camisi, 50 dükkânı, 3 medresesi, 6 sıbyan mektebi, 3 hanı, 1 Mevlevihane’si, 2 hamamı olduğunu, ayrıca Karamanoğlu camisinin büyük ve cemaatinin bol olduğunu, yine Karamanoğlu hamamının 17 çeşmesi ve bahçesinin” olduğunu söylemektedir.

Tanzimat’ın ilanından sonra 1845 yılında yapılan yeni Vilayet teşkilatına göre Ermenek,  İçel sancak merkezi olur. Mut, Anamur, Silifke, Gilindire ve Karataş sancağa bağlanarak 26 yıl sancak merkezi olur. 1871 Yılında Sancak Merkezi Silifke’ye aktarılır. 1910-1915 yıllarında Konya vilayetine,  1915’te tekrar İçel sancak merkezine bağlanır. 1919 yılında Konya iline bağlanan Ermenek, 1989 yılında Karaman’ın İl olması ile Karaman’a bağlı bir ilçe olur. Ayrıca Ermenek Kazası hakkında XIX. yüzyıl için Adana ve Konya Salnamelerinde bilgiler bulunmaktadır.

XIX. yüzyıla gelindiğinde ise bazı seyyahlar Ermenek’in, ıssız ve küçük bir yer olduğunu dile getirirler. 1851 yılında burayı gören Alman seyyah Schönborn: “şehrin sokaklarının dar olduğunu, bir cami ve birkaç dükkândan başka bir şey olmadığını ve nüfusunun 2700 kişi olduğunu” yazmaktadır. 1875’de gören İngiliz seyyah E. J. Davis ise; “1200 ev olduğu 3000-4000 nüfusu olduğu” söylemektedir fakat bu rakam tutarsızdır. XIX. yüzyılın sonunda (1891) Ermenek’in nüfusu Vital Cuinet’e göre 6430 kişidir.

XIX. yüzyıl ortalarında Ermenek kazasının mahaleleri genel olarak mescit, cami, zaviye gibi dini ve sosyal yapılardan isimlerini almışlardır. XVI. yüzyılda Ermenek’te 14 mahallenin olduğu belirtilmektedir. Bunlar: Kemeros, Sanduklı, Arabşah, Coşum, Bâzar, Celâl, Sifos, Kiçipazar, Saray, Akçamescidlü, Zaviye, Değirmenlik, Bağarası ve Sumbatlar mahallesidir. Akçamescidlü, Sifos, Coşum-Cumma, Bâzâr ve Celâl mahalleleri aynı isimdeki mescitlerden, Zaviye mahallesi de buradaki zaviyeden ismini almıştır. Kiçipazar ise ticari kökenli bir isimdir. Bağarası ve Değirmenlik Mahallesi ise bulundukları mevkie göre isimlendirilmiştir. Arabşah mahallesi de mahallenin kurucusu olarak zikredilen mahallede zaviyesi olan Arabşah isimli kişiden aldığı zikredilmektedir. Sumbatlar mahallesi ise kazadaki tek gayrimüslim mahalledir. Fakat bu mahalle ve gayrimüslimler hakkında pek bir bilgi yoktur.

1845 yılında Ermenek merkezde sekiz mahallede 3 530 nüfus bulunmaktadır. 1869 yılı Konya Salnamesinde ise Ermenek merkez nüfusun 3 700, köylerin ise 5 786 kişi olduğu belirtilmektedir. 1308 (1890) tarihli Adana Vilayet Salnamesinde Ermenek ve köylerinin 24032 Müslüman 59 Hıristiyan, 1318 (1900) tarihli Salnamede 12 862 erkek 14 102 kadın nüfus olarak ayrıca belirtilmiştir. Vital Cuinet (1891) ise eserinde 26427 kişi belirtmiştir.

Ermenek, bir sancak olarak kendisine bağlı köylerle birlikte büyük bir kazadır. Ermenek dağlık bir bölge olduğu için köylerin çoğu merkeze uzak olup, köylerde nüfus coğrafi yapının durumuna göre şekillenmektedir. Yani arazisi geniş ve yol üzerinde olan köylerde nüfus yoğun, tali yollarda kalan ve arazisi küçük olan köylerde ise doğal olarak nüfus daha azdır.

XVI. yüzyılın ilk yarısında köylerin nüfusunda fazla bir değişiklik yoktur. İkinci yarısında ise genel bir artış vardır. Özellikle 1584 yılındaki tahrirde % 120 civarında bir artış olmuştur. Ermenek köylerinde 1844-1845 yılı Temettuat defterlerindeki verilere göre tahmini 10590 kişilik bir nüfus bulunmaktadır. Genel bakıldığında Karaman ve çevresinde nüfus olarak Ermenek ön plandadır.

Ermenek İlçesinin 1990 yılına kadar olan nüfusunda Sarıveliler ve Başyayla ilçelerinin köylerinin de nüfusu bulunmaktadır. 1990 sayımında bu ilçeler ve köyleri ayrı sayılmış ve yazılmıştır. Ermenek’e bağlı olup ta 1990 sayımında Başyayla’ya yazılan köylerde bulunmaktadır.

Ermenek İlçesinin 1990 yılına kadar olan nüfusunda Sarıveliler ve Başyayla ilçelerinin köylerinin de nüfusu bulunmaktadır. 1990 sayımında bu ilçeler ve köyleri ayrı sayılmış ve yazılmıştır. Ermenek’e bağlı olup ta 1990 sayımında Başyayla’ya yazılan köyler de bulunmaktadır.

Ermenek İlçesinin 1990 yılına kadar olan nüfusunda Sarıveliler ve Başyayla ilçelerinin köylerinin de nüfusu bulunmaktadır. 1990 sayımında bu ilçeler ve köyleri ayrı sayılmış ve yazılmıştır. Ermenek’e bağlı olup ta 1990 sayımında Başyayla’ya yazılan köyler de bulunmaktadır.

İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık, madencilik, taşımacılık sektörlerine dayanmaktadır. Ermenek yöresi zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahiptir. Bölgede 75.000 hektarlık büyük bir alan içerisinde değişik maksatlarla yüzyıllardır işletilen pelit, her çeşit çam, köknar ve ülkemizde nadir bulunan sedir ağaçlarının oluşturduğu orman varlığı yanında kömür, demir, krom, kurşun vs. gibi zengin maden yatakları da mevcuttur. Yalnız günümüzde bir kısım kamu ve özel işletmeler eliyle bunlardan sadece kömür istihsali yapılmakta olup, onun da yıllık üretimi 600.000 tonun üzerindedir. Dolayısıyla bölge diğer maden işletmeleri açısından büyük oranda yatırım beklemekte ve bu gerçekleştiği takdirde ülke ekonomisine önemli katkılar yapabilecek bir konumda bulunmaktadır.

İlçemizin toplam arazisi 110.311 hektardır. Bunun 24.100 hektarı kültür arazisidir. Kültür arazisinin 7.900 hektarı hububat alanı, 2.580 hektarı bakliyat alanı, 215 hektarı sanayi bitkisi alanı, 1.406 hektarı meyve alanı, 3.500 hektarı bağ alanı, 506 hektarı sebze alanı, 7714 hektarı nadas alanı, 65 hektarı terk edilmiş alandır. Kültür arazisinin 8.334 hektarı sulanmakta, 15.766 hektarı da sulanmamaktadır.

İlçemizde; 2.100 Koyun, 16.600 Kıl keçisi, 2.959 Sığır, 12.000 kanatlı ve 5.100 Arıkovanı bulunmaktadır. 2.050 adet inekten yılda ortalama 6.150 ton süt elde edilmektedir. Bunun 1.000 tonu evlerde kullanılmakta, 5.150 tonu ise mandıralar tarafından değerlendirilmektedir. Yaklaşık olarak 1.700 ton peynir yapılmakta 2.000 kg tereyağı elde edilmektedir.

Ermenek yöresinin büyük kentlere uzak dağlık bir bölgede sıkışıp kalması ve çevre ile ilişkileri güçlükle sağlanabilen bir yer olması sebebi ile burada el sanatları gelişip, çeşitlenmiş ve önemli bir geçim kaynağı haline gelmiştir. Özellikle dokumacılığa dayalı küçük işletmeler son yıllara kadar dayanabilmiştir. Bunun yanında kunduracılık, terzilik, demircilik, bakırcılık, ağaç doğramacılığı, halıcılık ve yapı sanatları da yörenin kapalı ekonomik sistemi içerisinde önemli bir yere sahiptirler. Onun içindir ki Taşeli mıntıkasında yer alan yerleşim bölgelerindeki zanaatkârların çoğunluğu Ermeneklidir. Yine bu sistem içerisinde yöredeki Pazar ve panayırlar, (Zeyve, Bardat, Barçın vs. gibi) belli başlı alışveriş merkezlerini ve sosyal faaliyet alanlarını oluşturur.

Ermenek Baraj gölünün tamamlanmasıyla bölge hareketlilik kazanmış; turizm ve gelir çeşitliliği artmıştır. Yüz yıllarca suskun ve unutulmuş olarak kalan Ermenek ve çevresinin çehresi değişmiştir. Ermenek ve çevresinde oldukça yoğun tarih ve kültür kalıntıları bulunmaktadır. Bunlara kısa değinecek olursak şöyledir.

Firan Kalesi (Ermenek Kalesi): Ermenek Kalesi olarak da anılan kale kartal yuvası benzetmesine uygun bir şekilde tamamen kayaların tabi oluşumu ile meydana gelmiştir. Oldukça dik ve sarp bir kaledir. Şehre hâkim bir mevkidedir.

Maraspoli mağarası dünyanın en büyük mağaralarından ve yeraltı derelerinden biridir. Bu mağara ilçe merkezindedir. Ermenek’in sayısız pınarlarının besleyen suların bu yeraltı deresinden geldiği Dr. Jeolog Temuçin Aygen ve arkadaşlarının incelemelerinden anlaşılmıştır. Son 1990 yılında yapılan incelemelere göre mağaranın yaklaşık 1500 metrelik suyolu kesimi haritalanmış ve planı çıkartılmıştır. Ayrıca buradan alınan sudan hidroelektrik santrali kurulmuştur. Hatta bu santral ile Ermenek Türkiye’de elektriğe kavuşan 3. İlçe olma unvanını kazanmıştır.

Mennan Kalesi: Mennan sığınılan sığınılacak yer anlamındadır. Mennan kalesi bu tarife uyabilecek en doğru yerdedir. Kale Ermenek Mut, Gülnar yolu üzerinde Ermenek ve Erik çaylarının birleştiği yere yakın olan bir dağın üzerine kurulu tabi bir kaledir. Alınması bir hayli zor savunulması kolay bir kale, olarak tarihteki yerini hak ederek almış olan Mennan top menzili dışında olma özelliği ile birçok kavme ve orduya sığınma yeri ve barınaklık yapmıştır.

Mennan Kalesi Hititler, Lidyalılar, Asurlar ve Persler zamanını görmüş daha sonra Selevkos, Roma, Bizans ve Araplar en sonra da Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı devirlerini yaşamıştır. Harçlı seferlerinin üçüncüsünde harçlılar Mennan’a sığınarak Selçuklu akınlarından kurtulmaya çalışmışlardır. Karamanoğulları Kaleyi tamir etmişlerdir. Kalede halen depolar sarnıçlar ve bina kalıntıları bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet Devrinde Karamanoğulları Pir Ahmet Bey, Osmanlılarla yaptığı savaşı kaybederek Mennan Kalesine sığınmış ancak onu adım adım takip eden Osmanlı sadrazamı Gedik Ahmet Paşa, Mennan kalesi önlerine toplar getirterek kaleyi yerle bir ettirmiştir. Mennan kalesi, bugün bile heybetinden bir şey kaybetmemiştir. Bir yerden ve oldukça zahmetli yollarla kılavuz eşliğinde ulaşılabilmektedir. 

Tol medrese şehir merkezindedir. Karamanoğulları devrinin ilk büyük eserlerindendir. H.740 miladi 1339-1340 tarihinde yapıldığı anlaşılan Ermenek’teki Tol Medrese Emir Musa tarafından yaptırılmıştır. Emir Musa 1339 ve 1340 tarihinde Karamanoğulları Sultanı değildi. Ermenek Valisi idi. Kitabesinin anlamı “Bu mübarek medreseyi 740 yılında, gazi, ibadet eden, bilgin ve büyük emir Karamanoğlu Mahmutoğlu din ve dünyanın zineti (Baha-Üddin) Musa yaptırdı.” Medrese H.1120, Miladi 1611 yılında Şahin isminde birisi tamir ettirmiş. Tamiratlar değişik zamanda sürmüştür. Medrese enkazları arasında bulunan bir taşta Farsça yazılıdır. Türkçe anlamı ,”Bu Dünya’dan ne cihanlar gelip geçti. Nice Başbuğların köşkü ve tahtı dünyada kaldı. Bu dünya sadece Allah’tır.“ Vakfiyesinden anlaşıldığına göre: Tolmedrese İçel’de (Mut-Anamur-Silifke) ve hatta Karaman’da tanınmış büyük bir eğitim ve öğretim kurumudur. Bu öneminden dolayı İçel’den çok Vakıflar vardır. Burada dini bilimler yanında pozitif bilimlerden matematik ve astronomide okutulmuştur. 

Ulu Camii: Ermenek’te mevcut camilerin en büyüğü olup, ceviz ağacından işlenmiş kapı kanadı üzerindeki kitabesine göre Karamanoğulları devri eseridir Hicri 702. Miladi 1302 tarihinde Kerümüddin Karaman Bey, oğlu Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak Mahmut Bey’in ölümünden sonra aslında bu camii oğlu Halil Bey tarafından tamamlandığı muhakkaktır. M.1710 da Şeyh Seyit Hacı Abdilvehhab Efendi tarafından tamir ettirilmiş, ağaç sütunların taşıdığı kirişler üzerine oturtulmuş toprak damlı bir yapıdır. Mihrabı güzel oyma taştandır. Caminin birçok yerlerinde kitabesi vardır. Örneğin minberin kapısının üstündeki Hadis’i Şerif’in anlamı şudur. “Mümin mescid’de sudaki balık gibidir. Münafık ’da kafesteki kuş gibidir.” Camiinin yazlık bölümünde dâhil olmak üzere boyu 39, eni 18 metre olan birbirine paralel sıra halinde altışar fil ayağı ile onların üzerine yerleştirilmiş 14 kemerin taşıdığı bir binadır. Ahşap olan kadınlar mahfili yüksek, geniş ve ferah bir mekândır. Camii içinden çıkılan iki merdivenle inilip, çıkılmaktadır.

Ağaç oyma süslemeleriyle göz alıcı ve hayranlık uyandırmıştır. Cümle kapısı ağaç işleme ve süsleme sanatının bir şaheseridir. İki kanatlı olan kapı ceviz ağacından yapılmıştır. Son cemaat yeri M.1543 yılında İshak Bey’in oğlu Hacı Seydi Ali tarafından yaptırılmıştır. Sofa ve yazlık bölümde denilen bu kısımda kemer ortasında dairesel bir madalyon şekli dikkatleri çeker.

Meydan camii (Rüstem Paşa Camii-Emir Camii): İlçe merkezinde meydan mahallesindedir. Minaresi ve mihrabı taştandır. Kubbe’ye çapraz tonozla örtülüdür.

Evliya Çelebi’nin bu camii hakkındaki sözlerinin bugünkü anlamı “Emir camii toprakla örtülü bir camiidir. Kıble tarafından mihrap üstünde büyük bir kubbesi ve ziyaretgâh vardır. Kıble kapısı önünde yolun üzerinde güzel minaresi vardır ki güzelliği tarif olunmaz.” Camiinin kitabesi olmadığı için ne zaman yapıldığı kesin olarak belli değildir. Ancak 1436’ dan önce yapılmış olması ihtimali kuvvetlidir. Camiye adını veren Mimari Emir Rüstem Paşa olan camii, uzun müddet onun adıyla anılmış, özellikle mimarisi açıdan oldukça ilgi çekici ve fevkalade bir eser gerek camii, gerekse de minare kesme taşlardan inşa edilmiştir.

Minarenin hemen yanı başındaki Meydan çeşmesi, soğuk suyuyla yüzyıllardan beri hem yürekleri ferahlatmış, hem de gönül huzuru ile alınan abdestlerin şahitliğini yapmış, halen de bu şahitliği devam ediyor.

Sipas Camii: Farsça da Hamd, Sena, şükür anlamına gelen, Sipas camii, Karamanoğlu Bedrettin Mahmut Bey’in oğlu Ebulfeth Alaaddin Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Cümle kapısı üzerinde üç ayrı kitabesi bulunmaktadır. Mihrabı orijinal olup, sanat değeri yüksektir. Taş işleme sanatının güzel bir örneğidir. Minberi ahşap ve basittir. Minaresi 225x225 cm kaidelidir. Devrinin başarılı bir eseri olan minaresi, ne yazık ki günümüze kadar gelmemiştir. Yapılış tarihi hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Vakıflar tarafından 1972 yılında yıktırılarak bugünkü iki katlı durumuna getirilmiştir. Camii avlusuna girişteki Çınar ağacı, Eski Sipas Cami’yi görebilen, onunla yaşayan bir ulu Çınardır. Çınar’ın hemen dibindeki su, belki de Çınardan da eskidir. Buz gibi serin suyu, yazın dahi eksilmez. Çınarlısu diye de adlandırılan bu su Ermenek sevdalıları için ab-ı hayat gibidir. Çınarlısu’dan içmek, onunla abdest almak gönülden şükredenler için bir hamd, bir şans, bir şükürdür. İşte onun içindir ki Sipas Camii, bir şükür kapısıdır Ermenekliye minare, aslına uygun olarak restore edilmiştir. Sipas Camii’nin yazlık kısmına alt ağaç oyma tarihi kapısı, ağaç işlemeciliğinin bir şaheseridir. Bugün için Ana Cadde üzerinde olan camiye Karamanoğlu Halil Bey önemli gelirleri olan vakfiyeler bağlamıştır.

Akcamescit Camii: Ermenek’teki en eski Karamanoğulları eseridir. M.1300 yılında Karamanoğulları soyundan Hacı Ferruh tarafından yaptırılmıştır. Oldukça mütevazı bir eser olarak dikkatimizi çeker. Ahşap minarelidir. Minarenin tarihi ve mimari açıdan bir değeri yoktur. Mescit, giriş esas bölüm ve yazlık olmak üzere üç bölümdür. Gerçek bir sanat şaheri olan ağaç oyma iki kapısı, Akçamescit’in adını yüzyıllardan beri duyurmuştur. Günümüze kadar gelebilen bu kapılar ilgi ve alakayı halen üzerinde toplamaktadır. Kapılar aynı sanatkâr elinden çıkmış, eşine az rastlanan paha biçilemeyen sanat eserleri olarak zihinlerde ve gönüllerde ki yerlerini çoktan almışlardır.

Balkusan, Altıntaş, Kamış ve Tekeçatı yaylaları özellikle Balkusan yaylasında arıcılık yapılır. Balları meşhurdur. Buralarda çok çalba otu olur. Bu ottan elde edilen ballar Taşeli Yaylası’nın en beyaz, en nefis ballarıdır. Balkusan başta olmak üzere bu yaylalarda yapılan kaşar peyniri de çok nefistir. Özellikle Tekeçatı ’da ağaçların kuturları pek fazladır.  Burası oldukça sulak ve çayırlıktır. Burada sığır ve at beslenir. Ermenek’in mesire yeri olarak ta en çok değerlendirildiği yerlerindendir. Tekeçatı, Balkusan deresinin güneye devamı üzerinde ve eski Ermenek-Mut-Karaman yolu kavşağındaki derin vadiye Tekeçatı denir.

Taşeli platosunu yararak gelen Göksu Akdeniz Bölgesinin en önemli akarsularındandır. Toroslar da ki Haydar ve Geyik dağlarından kaynaklarını alan güneydeki kol, Ermenek suyu adını alır. Haydar dağlarından doğan Hadim Göksu‘yu ise Kuzeydeki kolu oluşturur. Bu iki büyük kol Mut İlçesi güneyinde birleşerek asıl Göksu‘yu oluştururlar. Ermenek Göksu’yu, Gökdere ile Küçük suyun Sarıtaş bıçağı mevkiinde birleşmesinden itibaren başlayan kısım ve Hadim Göksu’nun Mut’tan Suçatı yöresine kadar olan bölümüne Ermenek Göksu’yu denir. Ermenek Göksu’yu üzerinde Gezende baraj göleti oluşturulmuştur. Ermenek Barajı ise ayrı bir heyecan ve canlılık sağlamıştır. Ayrıca bu nehirden balık üretilmektedir. Bu nehre ulaşan derelerde harikadır. Nadire çayı, Zeyve çayı gibi. 

Ermenek İlçesi %96,04’lük bir okuma yazma oranına sahiptir. Nüfusun büyük çoğunluğu ilkokul ve ilköğretim mezunudur. Ermenek ilçesinde okuma yazma bilen fakat hiçbir okula gitmeyen kesimin nüfusa oranı % 18,43’dür. Bu durum, ilçede okuma yazma seferberliği neticesinde yapılan faaliyetlerin olumlu sonuç verdiğinin önemli bir göstergesidir.

Ermenek ilçesi, bölge içerisinde eğitime önem veren merkezlerden biri konumundadır. İlçede istihdam alanlarının darlığı ve tarımsal alan yetersizliğinden dolayı genç nüfus eğitime yönelmekte olup üniversite çağına gelince de eğitimine devam etmek üzere göç etmektedir. Yükseköğretimde ilçenin durumu çevre ilçelere göre daha olumlu bir seyir izlemektedir. Ermenek ilçesinde Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesine bağlı bir adet Meslek Yüksekokulu bulunmaktadır.

İlçeye bağlı 2 Belde, 26 köy bulunmaktadır. Beldeler; Kazancı ve Güneyyurt’tur. Köyleri ie; Ağaççatı, Ardiçkaya, Aşağı Çağlar, Balkusan, Boyalık, Çamlıca, Çatalbadem, Çavuş, Elmayurdu, Eskice, Evsin, Gökçekent, Gökçeseki, Görmeli, İkizçınar, Katranlı, Kayaönü, Olukpınar, Pamuklu, Pınarönü, Tepebaşı, Yalındal, Yaylapazarı, Yerbağ, Yeşilköy ve Yukarı Çağlar´dır.  İlçeye en yakın köy Çavuş, en uzak köy ise Ardıçkaya’dır.

Ermenek İlçesi
ERMENEK TARİHİ Karaman ili Ermenek ilçesi, 36°58’ Kuzey enlemi ile 32°53’ Doğu boylamı arasında yer almaktadır.