Düzenimiz Bozulmasın | Karamandan.com - | Karaman Haber

Düzenimiz Bozulmasın | Karamandan.com - | Karaman Haber

22 Ekim 2018 Pazartesi
Düzenimiz Bozulmasın

Yüzyıllar evvel, İslam'ın Peygamberi Hz. Muhammed Aleyhisselam; "İki günü aynı olan, hüsran içindedir," demiş. 

Bu sözünden 15 asır sonra, biz yirmibirinci yüzyılın evlatları (tüm Ümmeti Muhammed'de dahil), monoton bir yaşam tarzı içinde, sürünüp gitmekteyiz. 

Sahi, gerçekten de biz, hüsran içre miyiz? 

Gelin bir bakalım isterseniz. Ufak bir sorgulama ile her şey hallolur, nasıl olsa.

Hatırlar mısınız bilmem,  ben çok iyi hatırlıyorum. Küçükken, yani daha ilkokula giderken, Türkçe öğretmenlerimiz bize, "Günlük tutun," derdi. 

Sahi, kaçımız yaptı bu ödevi? 

Peki, ya düzenli olarak, her zaman günlük tutan kaç kişi vardır aramızda? 

Hiç düşündük mü, "Neden günlük tutmuyorum ulan ben," diye? 

Sanırım vardır bu soruyu soran kendine. Mesela ben. Kendimden örnek vereyim. Bu soruyu sorduğum zaman kendime, cevabım şu oluyor hep: "Ulan, sanki hayatımda yazacak kadar değerli ne oluyor ki, yazayım? Ne gerek var yani? Tamamen zaman israfı."

İlk başlarda, sadece ben böyle düşünüyorum sanırdım. Ama zamanla kime sorduysam, aynı cevabı aldım. 

Muhakkak, Kimi şöyle de diyordu; "Yav ne yazayım abi? Sabah kalktım. Kahvaltı yaptım. Okula gittim. Eve geldim. Biraz sonra uyuyacağım mı yazayım?" 

Adam haklı. Bir şey de diyemiyorsun ki. 

Neden günlük tutamıyoruz biliyor musunuz? Cevabı basit aslında: Çünkü monoton bir hayat yaşıyoruz. 

Yav, tamam. Monoton bir hayat yaşıyoruz, eyvallah da, ne oluyor yani? Ekmek elden su gölden. Ne güzel, yaşıyoruz ya! Sürünüp gidiyoruz işte. 

Hah! İşte geldik o asıl meseleye... 

Sürünüp gitmek! Ne kadar çok kullanıyoruz bu deyimi, değil mi? Biri "Nasılsın," diye sorunca, eskiden, "İyiyim, sağol", "İyilik be, ne olsun, sen nasılsın" veya "İdare ediyoruz işte" derdik. 

Ya şimdi? 

"Sürünüp gidiyoruz be birader," diyoruz. 

Lise zamanlarında, hocalarımdan biriyle konuşurken yine bu ifadeyi kullanmış oldum ki, hocam bana çok güzel bir cevap vermişti. Yahu, bildiğin kapak yaptı işte. 

Cevabı aynen şöyleydi; "Oğlum, Allah sana ayak vermiş yürü diye, sen neden sürünüyorsun? Kalk yürü!" 

İlk o zaman düşündüm bunu. Yahu, neden sürünüyoruz milletçe? Cevabı oldukça basit aslında.

Cevabı, bundan kaç asır önce ve yazının başında dediğim o sözde. Ne diyordu, bir kez daha hatırlayalım: "İki günü bir olan hüsrandadır," diyordu. 

Bütün çilemiz, varlık sancımız, kimlik kaygımız, yokluk korkumuz, değersizliğimiz veya kendimizi öyle hissetmemiz, değer vermeyişimiz, sevilmememiz, sevmememiz... her şey. Her şeyimiz. 

İki günümüzün aynı oluşundan. Monotonluktan. 

Yahu, oysa bize öğretilen nedir, ya da tüm yaşantımız boyunca en büyük kaygımız?
"Aman düzenim bozulmasın!"

Yahu, bırak bozulsun... Bırak alt olsun, yerle yeksan olsun. 

Hayatın içinde koştur. Monotonluktan uzak dur! 

Yahu senin iki günün aynı olunca, varlık sancısı çekiyorsun!

Neden Varoluşçuluk yirminci yüzyılda çıktı sanıyorsun ve altın çağını yirmibirinci yüzyılda yaşadığını! Hep bu monotonluktan. İki günün aynı oluşundan.

Bakmayın. Sağlam bir Müslüman olduğumu iddia etmiyorum. Çünkü, "Ben Müslümanım" demek, gerçekten de çok ağır bir yüktür. 

Şahsen ben kaldıramam. Ama doğru söz, her zaman doğrudur. Kim söylerse söylesin, bu böyledir.

Kurtulun şu monotonluktan ve sevin, sevilin.

Ne bileyim, mesela internet bataklığına gömülmeyin. Bir parkta, bir çay ocağında yanınıza oturup ve konuşmak isteyen o yaşlı tonton amcayı/teyzeyi/delikanlıyı dinleyin, muhabbet edin. 

Arkadaşınızı arayın, bir çay ocağına gidip oturun. Yeni arkadaşlıklar edinin, sosyal aktivitelere katılın. 

Yahut, yahut da, çocukluk anılarınızı depreştirin ve yarın kapınızın önüne çıkın elinizdeki tabağa doldurduğunuz şekerleri sokakta oynayan çocuklara dağıtın.

Bir yardım kuruluşuna verilmek üzere bir marketten bir poşet gıda alışverişi yapın.

Bir okula gidip mağazadan aldığınız birkaç parça giysiyi, veya 8-10 çift çorabı ihtiyacı olan çocuklara dağıtılmak üzere okul yöneticisine bırakın.

Ama mutlaka farklı bir şeyler yapın!

Selametle

S. Cengiz

Okunma : 1495