'Kaç İsmail kaç'' vesilesiyle | Karamandan.com - Karaman Haber

'Kaç İsmail kaç'' vesilesiyle | Karamandan.com - Karaman Haber

22 Eylül 2020 Salı
'Kaç İsmail kaç'' vesilesiyle

Bir hakim çıkıyor muktedir bir siyasetçiyi alenen övüyor... Ardından hırsızlıkları belgelenen kişileri salıveriyor. Yargılamanın akıbeti meçhul hem de... Aynı hakim, yeni nesil DGM'ye hakim olarak atanıyor.Cemaatçi polislerin davasında, asli hakim çok yorgun olduğu için(yerseniz) davaya o bakıyor. Avukatların ifade esnasında hazır bulunmasına izin vermediği gibi, yasal gözaltı süresinin dolmasını kâle almıyor. Dava hakkında bilgi almak isteyen bir milletvekili ile görüşmeyi reddederken, avukatların gözü önünde odasından çıkan bir kişiye ''kaç İsmail kaç'' diye bağırıyor... Kaçan İsmail'i avukatlar yakalayıp polise teslim ediyor.. Kim bu İsmail?...kimsede ses yok... Birifingli yargıya isyan ettik ya, al sana brifing işte... Bize işkence yapan bu polislerdi ya, şimdi ahlaki olan davranış ''oh olsuncu yaklaşım mıdır'' yoksa bu polislerin uğradığı haksızlığı dile getirmek mi?...

Mili orduya kumpas kuranlar, ''kumpas kurulmadan'' tutuklanamıyorsa, milli orduyla darbeci askerler arasında; kumpasçı polislerle emri yerine getiren memurlar arasında; vatanseverlerle vatan hainleri arasında nasıl ayrım yapacağız?...Bize kurşun sıkan, işkencelere maruz bırakan Balyozcuların yaşadığı dramdı...Bunlarınki de farklı değil...Sıkıyönetim mahkemesi, DGM, Özel Yetkili; şimdi de Sulh Ceza Hakimliği...Hayret değil mi, İstanbul’da 6 DGM vardı; şimdi de 6 tane Sulh Ceza Hakimliği var...Ankara'nın emir kulu... Olmaz ki....

Devlet öteden beri, kendi öz vatandaşlarından belli bir zümreyi elindeki emir kulları vasıtasıyla ötekileştiriyor: Kaba hatlarla; Cumhuriyetin ilk yıllarında Müslümanlar-aleviler-kürt aşiretler, ardından komünistler, sonrasında Kürtler, 28 şubat'ta tekrar Müslümanlar, derken askerler, şimdi de Fethullahçılar...Ele alınan devrin cüzzamlıları, işledikleri suçlardan dolayı cezalandırılmak yerine, DAİMA YASAL KILIFA SOKULMUŞ YASADIŞI YÖNTEMLERLE ezilerek sonrasında birer mazluma dönüştürülürken, bu mazlumlaştırmanın hemen öncesinde, bu günahlar için derhal bir sorumlu zümre icadı asla ihmal edilmiyor...Bu sayede devlet ha bire kabuk değiştirirken, günahın gerçek sorumlusu olarak KÖTÜ DİZAYN EDİLMİŞ DEVLET ORGANİZASYONU sürekli kendi sorumluluk payını gölgede bırakarak kamufle olmayı başarmakla kalmıyor, adeta vatandaş öğütme makinesi mantığındaki varlığını zulüm görmüş vatandaşlarına kutsatmayı becerebiliyor...

Bu durumda, dünün mazlum Müslümanları Kemalistleri sorumlu tutarken, komünistler milliyetçileri suçluyor... Mazlum Kürtler şovenizmi suçlarken, 28 şubat mağdurları suçu askerlerde görüyor... Askerler zulme uğrayınca suç Fethullahçılara havale ediliyor...

Halkı birbiriyle düşmanlaştırılmış, birbirinin acılarına ve dramlarına yabancılaştırılmış halk kitleleri bu sayede ülkedeki nizamsızlık, ahlaksızlık ve haksızlıkların sorumluları olarak birbirlerine karşı kasten kışkırtılıyor... Gelgelelim memleketteki ahlaki seviyenin giderek düşmesi, sermaye sömürüsünün artması, emperyalist dünyayla bütünleşmek, gayrimüslim azınlıkların imtiyazlarının yükselmesi gibi noktalarda zikredilen zümrelerin maddi-manevi menfaatleri muntazam bir biçimde erozyona uğramaya devam ederken, birbirine diş bileyen kesimler, ortak menfaatleri için ortak hareket etme kabiliyetine sonsuza kadar elveda ediyor.

Bu tuhaf mantık yerle bir edilmedikçe, tarihi akışın baş nefret kutbumuz Sarı Kemal'in ''Türkiye Cumhuriyeti İlelebet payidar kalacaktır.'' öngörüsünden sapması noktasında işimizi sadece bir mucizeye havale etmekten başka seçeneğimiz olmuyor...

Çünkü böylesi bir ortamda, samimi vatanseverler açısından ülkenin bir adım ileri gitmesi için katlanılacak fedakârlıklar, ödenecek bedeller, vazgeçilecek hayatlar; semeresi tamamen öteki dünyaya havale edilecek birer ulvi kahramanlık; bu dünya zaviyesinden bakınca ise, basit birer enayilik mertebesinde tükenişe mevzu oluyor.

Bize öyle geliyor ki, ülkemizdeki apotikleşmenin de, ahlaki yozlaşmanın da, zulme rıza tavrının yaygınlaşmasının da; kısacası iyi insanların iyi atlara binip gitmemesinin de baş amili devlet aygıtının bu sihirbazlığıdır.

Bu durum, ahlaki bir önermesi olan hiçbir sistem fikri, zulme uğrayanın KİMliği ile ilgilenmediğini ilan ederken kafasında sistem fikri taşıyan insan ve hareketlerin bunu içselleştirememesinin de baş sebebidir.

Bu mesele anlaşılmadığı takdirde, İslam ihtilalı bir tarafa, inkılap gayesinden uzaklaşmış fertler olarak zulümden bitap düşmüş kızgın insanların psikolojisi ile kırmızı gösterilen boğa misali oradan oraya savrulmak kaçınılmazdır.

Unutmamalıdır ki; FİKRE BAĞLI AHLAK, bizleri, hikaye edilen konjonktürel dalgalanmalardan koruyacak ve istikamette tutacak yegane şeydir... Bunun kaybedildiği yerde de, mazlumluk sırası sana geldiğinde, seni mazlum olmaya zorlayıcı sebeplerin hala ortada durup durmadığına bakmaksızın, mazlumluğunu tescil edenin duacısı olmakla yetinir hale gelirsin...

Düzenleme : 29 Ocak 2015 10:52 Okunma : 3089