İç Güvenlik Paketi... | Karamandan.com - Karaman Haber

İç Güvenlik Paketi... | Karamandan.com - Karaman Haber

22 Eylül 2020 Salı
İç Güvenlik Paketi...

İç Güvenlik Paketi Vesilesiyle hukuk-Devlet-Vatandaş İlgisi Üzerine

‘’Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp 
farklı bir sonuç almayı ummaktır.’’(Albert Einstein)
                                                                                                                                                                                      Bu çalışmamızda, önemli bir gündem maddesi sayılan; “İç Güvenlik Yasa Paketi aslında vatandaşların hak, hukuk ve özgürlükleri açısından ne gibi sonuçlara gebedir?” sorusuna cevap arayacağız. 

Devlet organizasyonunun senkronize olabilen devasa imkânları karşısında fertler son derece zayıftırlar. Gerek ülkemizdeki gerekse dünyadaki tarihi tecrübeler bizlere, devlet gücünü elinde bulunduran mihrakların zaman zaman bu gücü, yasadışılıklara sapmak suretiyle muhaliflerine karşı acımasızca kullandıklarını öğretmektedir. Bunu doğrulamak için İstiklal Mahkemeleri'nden Sıkıyönetim Komutanlıkları'na, Dersim Faciası’ndan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne, Asit Kuyularına, Diyarbakır Adliyesinin yanıbaşındaki Suriçi’nden fışkıran faili meçhul ceset kalıntılarına, hatta iddialara göre Balyoz'dan 17 Aralık Soruşturması’na kadar yüzlerce örnek gösterilebilir.

Hal böyle iken, resmi görevli kamu personellerinin eline keyfi uygulamalara yol açıcı, buna mukabil kendilerinin hukuki denetimden vareste kalmalarına yardımcı olucu yasalara vicdanlarda nasıl onay verilebilir?

Bizi tanırsınız: Kemalizmin ceberutluğundan nefret ettiğimiz kadar The Cemaatten tiksinir; İslam'ı sos olarak kullanan menfaatperestlere asla prim vermediğimiz gibi ırkçı söylem sahiplerini de ciddiye almayız... Sorun burada bizim açımızdan GÜCÜ KİMİN KONTROL ETTİĞİNDEN ZİYADE, bu yasa paketiyle gücün kontrolsüzce kullanımına olanak sağlanıp sağlanmamasıdır. Düşününüz; yargı yürütmeyi çetecilikle suçlamaktayken, yürütme yargıya çeteci muamelesi yapmakta ve askerinden polisine hatta istihbaratına varıncaya kadar kolluk unsurları da çeteleşmenin vasıtaları halinde yeni yargılamalara konu olabilmektedir. Bu, zannedilenin aksine yeni bir durum değildir. Çünkü hukuki zemin, zalimle mazlumun her an yer değiştirmesine geçit veren güç mücadeleleri arasında rakkas gibi gidip gelirken, iki asırdan itibaren at izi it izine karışmış görünmektedir. Bu şartlar altında ideal sahibi hiçbir namuslu vatandaş kendisinin de bir gün aynı ipin ucunda sallandırılıp sallandırılmayacağından emin olamamak mevkiindedir.

Temel prensip şudur: ''Devlet hukuk demektir. Hukukun olmadığı yerde devlet değil çete vardır.''.Burada hukuk devleti ilkesine atıf yapıldığı açıktır. Ne demektir hukuk devleti? Devlet, hukuki bir tüzel kişilik olarak, kendi varlığını ve egemenlik hakkını hukuka borçludur. Hukukun ihlal edilmesi halinde fertlere yine hukukun belirlediği müeyyidelerle müdahale etme salahiyetini haizdir. Ancak devletin bizatihi kendisi de, kendini vücuda getiren hukuk kurallarına uygun davranmakla mükelleftir. Yani devlet, Demirel'in yüzsüzce iddia ettiğinin aksine ‘’rutin dışına’’ çıkamaz. Yine Özal'ın dediğinin aksine, ''Anayasayı bir defa delince bir şey olur'' dostlarım. Sonucu görmüyor musunuz?

Ülkemizin sosyal, tarihi ve psikolojik şartlarından ve tecrübelerinden olsa gerek, temel hukuk normları ve en iptidai vatandaşlık hakları söz konusu olduğunda, bırakın sade vatandaşları,  devlet adına otoriteyi kontrol eden zümreler elinde devletin sırtlan yüzünü görmüş sözüm ona en keskin devrimciler bile, bir haksızlığı değerlendirirken maalesef ilkelerinden hareket etmek yerine, zalimin ve mazlumun siyasi kimliğini öne alıyorlar.’’Benim zalimimin senin mazlumuna zulmetme hakkı vardır’’ mantığı hiçbir esaslı inanç veya ideoloji tarafından alenen savunulamadığı halde, düşünce pratiklerimiz bir takım politik mülahazalar sonucu bunun tam tersi sonuçların alkışlanmasının emsallerini doğurmaktadır. Ve yıllar birbirini kovalayadursun, benim ülkemin hapishanelerindeki siyasi mahkûm sayısı asla 10 bin’in altına düşmez. Sistematik işkence sadece şekil değiştirmekle kalır, ama asla yok olmaz. Fikir serdetme; geliştirdiği fikirleri yazma, yayımlama ve yayma; bu fikirler etrafında örgütlenme; iktidarların uygulamalarını eleştirme ve kendince daha iyi olanı teklif etme gibi özgürlüklerse korkusuzca, kanuni takibata uğramadan ve bedel ödeme tehlikesi taşımadan hiçbir zaman kullanılamaz.

Bakınız, öncelikle şurada anlaşalım: Bir fikre bağlı toplumsal muhalefetin, fikirlerine iştirak etmediği bir idare yapısını yok etme yolunda mücadele vermesi yasadışı sayılamaz. Böylesi bir mücadele, her fert açısından tek tek birer anayasal haktır. Tam tersine, bu hakkın kullanılmasını engellemenin kendisi, anayasal bir hakkın kullanımının önüne set çekmek bakımından suçun konusunu oluşturur. Devlet aygıtı kendini vücuda getiren anayasal metinlerle teminat altına aldığını ilan ettiği bu hakları vatandaşlarına kullandırmayacaksa,  fikir namusu adına KUTSAL METİNLERİNDE (Anayasa) gerekli değişikliği yapmalıdır. Aksi halde devletin bu yaptığını, sapık bir kişinin kendi öz kızına tecavüz etmesinden farklı bir noktaya oturtamayız. Çünkü kanunların kendileri, bizatihi devlet tarafından vücuda getirilmiş ve uygulanmaları da yine devlet tarafından garanti edilmiş son derece nazik kaidelerdir. Devlete varlık kazandıran ise, devletin tebaasını oluşturan fertlerin devlet aygıtı etrafında birleşmelerini ve devletle kendilerini aynılaştıran, bu ikisini özdeşleştiren zımni mutabakatlarıdır. Halkından vergi vermesini, askere gitmesini, YAZILI KURALLARA uymasını isteme hakkını devlete veren bu mutabakattır. Buna mukabil devlet de, HUKUK temelinde halkına adalet, güvenlik, eğitim ve sağlık başta olmak üzere bazı hizmetleri vermeyi taahhüt eder. Devletin bu taahhütlerinden sapma eğilimi göstermesi halinde ise en baştaki zımni mutabakat bozulur ve vatandaş ile devlet arasında yabancılaşma baş gösterir. Bu yabancılaşmanın doğuracağı sonuçların en hafifi otoriteye karşı toplumsal isyandır. İsyandan daha feci olan ise, fertleri birbirine bağlayan manevi, ruhi, tarihi ve içtimai bağların ortadan kalkmasıdır. Bu durumda halk veya millet kavramı gerçek bir varlık olmaktan çıkar. Artık devletin tebaası dev bir sosyal gurup değil, kelimenin tam anlamıyla sosyal bir yığına dönüşür. Hâlbuki toplumsal isyan hali, vatandaşların talepleri doğrultusunda devletin kendisine çeki düzen vererek isyanı oluşturan sebeplerin ortadan kalkmasıyla veya milletin-halkın yepyeni prensipler etrafında halkalanarak yeni bir devlet organize etmeleriyle mutlu ve verimli bir sonuca erişebilir. Sonuçta devlet millet içindir; millet devlet için değil… Ancak yabancılaşmaya bağlı olarak toplumsal çözülme baş gösterdiğinde, artık her fert toplumla bağlantısını sadece maddi sebeplere indirgemiş birer nesneye dönüşür. Ve belki de tebaa arasındaki fikri bütünlük, asgari müşterekler etrafında birleşme iradesi ve toplumu devam ettirme mefkûresi sonsuza kadar yitirilebilir.

Tüm bunlardan anlaşılıyor ki; istisnasız her bir devlet organizasyonunun varoluş amacı, devleti oluşturan halkın huzurunu, refahını, zamanla değişen talep ve beklentilerini karşılamak; yani halka hizmettir. Şu farkla ki, devleti oluşturan ana fikri damar, aynı zamanda halkın düşüncelerini, duygularını, taleplerini ve beklentilerini şekillendirmek durumundadır. O halde, aslolan şey fertlerin bir arada durma iradesine temel oluşturan mefkûredir. Tebaa ile devletinse terazinin farklı kefelerinde birbirinin sebebini oluşturucu, birbirini besleyici ve dengeleyici aletler olduğu anlaşılır. Mefkûrenin varolmadığı, devlet ile vatandaşın menfaatlerinin tamamen ayrışıp çatışmaya başladığı bir organizasyonun, kıymet hükmü anlamında çoktan tarihe karıştığını, hâlihazırda yaşayanınsa, ruhsuz bir hayaletten farksız olduğunu anlamak lazımdır.

Böylesi bir devlet yapısında devletin meşruiyetini sağlayan yegâne şey ‘’güçlü, gücü eline geçirebildiğine göre haklıdır’’ saçmalığından ibarettir ki, topluluk keyfiyetini koruma gayesini kaybetmemiş insanlar dünyasında bu devlet yok olmanın tüm şartlarını taşıyor demektir. Çünkü artık devlet ile vatandaş arasında paylaşılan ortak bir değerler sisteminden söz edilemez. Devlet sürekli kendi vatandaşlarının esaslı itirazlarına muhataptır. Varlığını sürdürmek namına artan bir hızla vatandaş öğütme makinesine dönüşür. Bir sonraki bir öncekinin foyasını ortaya çıkarıcı yalanlar üretmek kalıcı bir ihtiyaç halini alır. Devletin Yüksek Menfaatleri, bu yalanların gerekçesi olarak çikolatayla kaplanıp zehirli haplar halinde topluma yutturulmaya çalışılır. Şeffaflık ve kendini halka karşı sorumlu hissetme zarureti ortadan kalkar. Toplum, bir türlü tam anlamıyla tarif ve tespit edilemeyen muğlâk ve hayali düşmanların saldırısına maruzmuşçasına bir vehme sürüklenerek, daimi bir yok oluş tehlikesi altında olağanüstü hal sınırında yaşatılır. Ancak bu kriz durumu asla geçmek, düşmanlarsa bir türlü tükenmek bilmez. Konjonktüre bağlı olarak, bazı ruhbilimciler tarafından insan psikolojisinin en temel gereksinim olarak işaretlenen güvenlik ihtiyacı(1), bir zaaf haline getirilerek durmaksızın yeni argümanlarla işletilir. Son tecritte varılan nokta ise, bir tarafta kaşına kaşına daimilik kazandırılmış stresin iflas ettirdiği sinirlerle malul, gerilimli, tutarsız, çaresiz, tedirgin, güvensiz, hedefsiz, başıboş kitleler ve diğer tarafta bu gidişatı durdurma amacını matuf devrimci güçlerin kendini hep yeniden tazelemesi… Sonra yine hukuksuzluk, yine işkence, yine sindirme, yine hapislikler, yine kaos ortamı, yine şiddet sarmalı… Kısacası; kendi insanından “terörist(!)” üreten kanserli bir yapı…

Anlatılanlar ışığında, Yeni Güvenlik Paketi’nin, eski muhtevanın yeniden zarflanmasından ibaret olduğunu görmek pek de zor olmasa gerek. Bu aşamada, 20. yüzyılın dehası Einstein’in bir sözünü hatırlamadan edemiyorum:’’ Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır.’’
 Şimdi soruyoruz: Bu kısırdöngüye tamam mı demeli; yoksa devam mı?

DİPNOT:
1-Psikolog Mashlow, insani ihtiyaçların bir hiyerarşi oluşturduğunu, alt katmandaki ihtiyaç karşılanmadıkça üstteki ihtiyacın boşluğunun hissedilmeyeceğini iddia eder.

Düzenleme : 18 Şubat 2015 11:19 Okunma : 2890