Dış Ticaret Rakamlarından Seçim Sonucu Çıkarma Denemesi | Karamandan.com - | Karaman Haber

Dış Ticaret Rakamlarından Seçim Sonucu Çıkarma Denemesi | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ağustos 2018 Salı
Dış Ticaret Rakamlarından Seçim Sonucu Çıkarma Denemesi

1923 ile 2018 yılları arasındaki ihracat/ ithalat rakamlarını inceledim. Kaynak veriler bir exel tablosu halinde yazının sonunda verilmiştir. Göze çarpan temel özellikler şöyle: 

1-1923-1930 arasında dış ticaret açığı yaklaşık %25.

Anlamı: Genç Cumhuriyet yatırım malları ithal ediyor. Aynı yıllarda ekonomik büyüme çok hızlı...Yani borçlanılan paralar para getirecek alanlarda değerlendirilmiş. Büyümenin hızlı olmasının asıl sebebi ise cumhuriyetin kurulduğu dönemde savaşlardan bitkin Anadolu’nun üretim gücünün çok düşük olması. Küçük bir üretim artışı, toplam üretim üzerinde büyük etki doğuruyor.

2-1930 ile 1946 arasında ortalama %40 ticaret fazlamız var.

Anlamı:20'li yıllarda yapılmış ithal ikameci ve planlamacı yatırımlar meyvelerini vermiş. Türkiye dış ticaretten para kazanıyor.

3-1946 dan itibaren dış ticarette ana hatlarıyla düzenli olarak büyüyen dış açık söz konusu.

Anlamı:1946 ikinci dünya harbinin bittiği ve Türkiye’de serbest seçimlerin başladığı tarihler... Amerikan dayatması olan Truman Doktrini icabı...

4-1960 yılı, 1929 Büyük Buhranı sayılmazsa, 1923 ten bu yana dış açığın o zamana kadar en fazla olduğu yıl. İhracatın ithalatı karşılama oranı %68...

Anlamı:1960 askeri darbesi ekonomik bozulmayı kendine gerekçe yapmıştı. Âmâ dış açık artmaya devam ediyor... Çünkü yapısal sorunlar giderilmeye çalışılmıyor.

5-1971:Dış açık o devre kadarki tüm zamanların rekorunu kırmış...ihracatın ithalatı karşılama oranı %53..

Anlamı:12 Mart askeri darbesinin gerçekleştiği yıldır. İşçi sınıfının örgütlenme gücündeki yükseliş ücretleri tırmandırmış; maliyetler dış ticaret imkânlarını bozacak şekilde değişime uğramıştır. Ücretler, Türkiye’deki işçinin endüstriyel üretimde ortaya koyduğu uluslararası mukayeseli artı değere göre ürün başına yüksektir. Dünya, 1973 krizine gebedir ve ufukta Ecevit'e ''Kıtlıkçı Ecevit'' ünvanlını kazandıracak politik gerilimler vardır...(bkz Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu.).

6-1980 yılında inanılmaz bir tablo var: ihracatın ithalatı karşılama oranı %36...

Anlamı: Asker tekrar yönetime el koyuyor... Rakamların diline göre, 12 Eylül’ün halk tarafından benimsenmesi iddia edildiği gibi sadece asayiş sorunundan duyulan toplumsal rahatsızlık değildir.

7-Darbeden sonra 24 Ocak Kararlarına imza konulmasıyla, 1989’a kadar dış açık 1960 lı yılların seviyesine doğru düşüyor... Özal’lı yıllarda uygulanan politikalar, yüksek reel faiz ve yüksek kur politikalarının iteklemesiyle sendikaların kapatıldığı bir atmosferde reel ücretlerin düşmesiyle beraber ihracatın teşvikine dayanıyordu... Batının o tarihe kadar coğrafyamızda çokça bilinmeyen mamullerinin ülkeye bolca sokulması, Özal’ı, sonradan ödeyeceği ağır bedellerden bihaber kitleler nazarında ülkeye dünya refahının meyvelerini getiren adam statüsüne yükseltiyordu… Doğal sonuç halinde bu tarihten itibaren rakamlar tekrar bozulma eğilime giriyor.

Anlamı:1989 da Özal iktidarı ihracat-ithalat serbestliğini mümkün kılabilmek ve dünya çapında ekonomiye entegre olabilmek için Türk parasını tam konvertible yapıyor. Türkiye’de artık yabancı para tedavülü resmen başlıyor... Öncesinde bankalar bile karaborsada birer oyuncudurlar. Ancak endüstriyel bakımdan Batı ekonomileri ile rekabet gücüne erişememiş ülkemiz için bu yaklaşım, kalkınma imkânlarını baltalamıştır. Ardından 1994’te yürürlüğe girecek olan Gümrük Birliği Anlaşması ise iki asırlık tüm çabaları bir daha asla dirilemeyecek biçimde öldürmüştür.

8-1989 ile 2017 arasındaki dönemdeki dış açık grafiği ekonomi teorilerini doğrular mahiyette:

 Dış ticaret açığının %50 lere dayandığı iki noktada iki büyük kriz yaşanıyor:1994 krizi ve sonrasında tüm Türkiye’de refah partisinin yükselişini sağlayan meşhur 5 Nisan tedbirleri…Devalüasyon sonrası dış açık %25 lere geriliyor…Doğruyol Partisi iktidardan düşüyor…İkincisi; dış ticaret açığının tekrar %50 ye dayandığı noktada 2001 krizi patlıyor. Finans piyasaları çöküyor. Devalüasyon sonrası ithalat zorlaştığı için açık yine %25 düşüyor... Koalisyonu oluşturan 3 parti seçimde baraj altında kalıyor ve çiçeği burnunda Ak Parti tek başına iktidar oluyor.

 Bu iki krizden çıkışın nasılına bakalım: ilkinde 5 Nisan kararları, ikincisinde Kemal Derviş programı ve İMF uygulamaları kamu maliyesini düzeltmiş, yüksek faiz ülkeye döviz getirmiş, yüksek kur ihracatı teşvik ederken ithalatı caydırmış.

9-2001 sonrasında 2008'e kadar dış ticaret açığı tekrar düzenli bir bozulma sürecine girmiş.2008 krizi yaşandığında ihracatın ithalatı karşılama oranı %65..

Anlamı: Serbest sermaye hareketleri sonrasında, Türk ekonomisinin bir noktaya kadar %35 civarındaki ticaret açığını finanse etmekte zorlanmadığını görüyoruz.,.

O halde krizin sebebi ne olabilirdi? Tabi ki küresel konjonktür... Amerika da mortgage kriziyle başlayıp Lehman Brothers'ın yansıra 12 bankanın iflasıyla derinleşen gerilim kısa zamanda tüm dünyayı sarıyor. Batı dünyası çözümü, Keynesyen politikalara dönüşte görüyor: Piyasalara likidite enjekte ederek satın alma gücünü artırmak ve ekonomileri resesyondan (dramatik  küçülmek) kurtarmak. Aynı zamanda Goldman Sachs, Morgan Stanley, AİG, Meriyll Linch gibi sermaye devlerinin kamu kaynaklarıyla kurtarılması sonucu dünya tarihinin en büyük servet transferi yapılıyor.

10-Yıl 2018…Yılın ilk 5 ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı %60’ların biraz üzerinde…

Anlamı: Bu kesinlikle bir sorun teşkil edecektir. Çünkü global ekonomilerdeki faiz artışlarıyla beraber 2008’den itibaren piyasalara enjekte edilen likiditenin ekonomilerde sebep olduğu ısınma (aşırı büyüme) etkisini kırmak için massedilme sürecine girildi. Dünya 3 yıldır bu süreci yaşıyor…Türkiye gibi çevre ekonomiler için bu  demek oluyor ki, ticaret açığı için gereken finansman imkanları daraldığından, finansman maliyetleri yükselmiştir. Düşünün: Amerika kendi dolarına %3 faiz verirken para babaları, %15 lere dayanmış enflasyon ortamında Türkiye’ye %13’ten niye borç versin? Faizin %17’lere yükselmesinin sebebi böylece açıklığa kavuşmuş oluyor…

  Ancak: Türkiye ekonomisinin kamu, finans ve özel sektörünün önünde birikmiş toplam kısa vadeli döviz cinsinden borç stokundaki yükseklik dikkate alındığında,  faizin bu seviyelerde tutunamayacağını öngörebiliriz. Ayrıca dış ticaret dengesinin bozulmaya devam edişi karşısında dengedeki nisbi düzelme için türk lirasının tüm yabancı paralar karşısında bir miktar daha değer kaybetmesi kaçınılmaz görünüyor.

SONUÇ: 1923- 2018 yıllarını kapsayan dönemdeki ihracat ithalat rakamları temelinde ekonomik, siyasi ve sosyal diğer değişkenler göz ardı edilse bile bir takım tümevarımlara ulaşmak mümkün görünüyor:

1-Milli tasarruf oranının yetersiz olduğu durumlarda yurt dışından yapılacak borçlanmaya ekonomik sonuçları bakımından tek başına iyi veya kötüdür diyemeyiz: Rakamlara göre Cumhuriyetin ilk yıllarında dış ticaret açığı vasıtasıyla yaşanan borçlanma ithal ikameci yatırımlara kanalize edildiği için müteakip 15 yıl boyunca ülkemizin muazzam bir dış ticaret fazlası oluşturmasını sağlayabilmiştir.

2-70’li yılların ortalarında yaşanan krizin asıl sebebi 1973’te tüm dünyayı etkileyen enerji krizi ile Kıbrıs Barış Harekatı sonrası maruz kalınan siyasi ve askeri yaptırımlardır.

3-1989’dan itibaren tl’ye tanınan tam konvertibilite özelliği, dış ticaret dengemizi bozucu etki oluşturmuştur. Gümrük Birliği Anlaşmasının da yürürlüğe girmesiyle birlikte ekonomik krizlerin giderek daha da sıklaştığını ve etkilerinin daha yıkıcı olduğunu görüyoruz. Ayrıca bunda, krizlerin sonrasında uygulanan meşhur ‘’kemer sıkma tedbirleri’’nin sorunlara yönelik kalıcı çözümler üretmemesi, siyasilerin ilk fırsatta bu can sıkıcı politikaları terk ederek sorunların kümülatif büyüklüğünün artmasına göz yummaları da ayrı bir sebeptir.

4-Bu rakamlara bakarak Türk ekonomisinin kronik sorunları olduğunu görebiliriz: Ulusların zenginliğinin kaynağı üretim ve bu üretim esnasında rakipleriyle aralarındaki rekabet güçleridir. Rekabetçi üretim gücüne erişmeksizin salt tüketim üzerinden batılı toplumların refahını yaşamak arzusuna  sahip türk milletinin bu iştahının popülizm marifetiyle kamçılanması bütün sorunların kaynağıdır. Bir parantez açarak belirtmeliyim ki, bizde rekabetçi üretim denildiğinde akla gelen şey emek faktörünün üretimden aldığı payı peyderpey kısmak ve ihracatçıların kamu kaynaklarıyla desteklenmesidir. Bu mantık bir taraftan sabit ücretlileri kodamanların kölesi haline getirirken diğer cephesiyle de taşıma suyla değirmen döndürmeye benzemektedir. Halbuki aslolan, teknolojik değişim sağlamak, üretim ve pazarlama süreçlerinde yenilikçilik ve en nihayetinde çevre ekonomileri ile beraber bölgesel ticari işbirlikleri geliştirebilmektir…

Bu zahmetli metotlara dönüp bakanımız olmadığından, sürekli kendini doğuran süreçler halinde dış ticaret dengesinin aleyhimize bozulmasını takip eden yıllarda Türkiye borç-döviz-faiz-enflasyon faktörlerindeki yükseliş yüzünden neredeyse simetrik sayılabilecek krizler yaşamaktadır… Krizin siyasi sonucu olarak Türkiye’de siyasi iktidarlar değişmekte, sıkı para ve maliye politikaları sayesinde dengeler düzene girer gibi olunca da, popülist kaygılarla milli tasarrufların endüstriyel üretim dışı sahalara  yönlendirilmesiyle tekraren bozulmakta ve yeni bir krize davetiye çıkarılmaktadır.

5-Rakamların türk ekonomi ve siyasi tarihi ile örtüştürülerek kronolojik olarak incelenmesi sonrasında şu varsayımda bulunabileceğimizi gördük: Türk halkı kısa vadeli göz boyayıcı manasına popülist ekonomik politikalara  (buna halkın menfaatlerini gözetici diyemiyorum) sarılan siyasi uygulamaları sandıkta baştacı etmektedir… Ancak kısa vadeli menfaatlerin bedelini ödeme zamanı anlamına gelen kriz dönemlerini yaşatan iktidarları ise en sonunda sandıkta cezalandırmaktadır.1946 ile 2018 arasındaki seçim sonuçları böyle de okunabilir.

6-Güncel rakamlar Türk Ekonomisinin ciddi bir kriz bandında borç-döviz-faiz-enflasyon sarmalına girmiş olduğunu doğrulamaktadır.

Şimdi bir tespit: Türkiye’deki ekonomik göstergeler milli gelirin gelir grupları arasındaki dağılımını etkilerken, seçim sonuçları öteden beri milli gelirin üst gelir grupları arasındaki dağılımı üzerinde belirleyici etkiler doğurmuştur: Komünist ideolojinin ifadesiyle, ’’her iktidarın isnat edeceği burjuva kesimini yaratması’’ durumu… Halk dilindeki karşılığı ‘’bal tutan parmağını yalar.’’…Bu cümlede  iktidarın değişmesi, balı tutanın değişmesi manasındadır…Ak Parti’nin 16 yıllık iktidarı boyunca iktidara yaslanarak güçlenen üst gelir gruplarının ülke içindeki varlıklarını likiditeye çevirme vakti gelmiş olabilir…Kamusal güçle servet transferi, Ak Parti pratiğinde çok daha basite indirgenmiş yasal zemine kavuşturuldu. Olası bir değişimde bu boşluktan faydalanılacağını öngörmek makuldür…Nitekim bugün ele aldığımız dış ticaret rakamlarında buna dair emareler görüyoruz:2013 yılından itibaren ülkemizin ithalat kaleminde altın ve kıymetli metal ithalatı her dönem bir öncekine kıyasla rekor üstüne rekor kırmaktadır. Bunun kar amaçlı yatırım tercihlerindeki değişmeyle alakasının olamayacağını anlamak için altının ons fiyatının 5 yıllık değişim grafiğini incelemek yeterlidir: Aşağıdaki grafiğe göre konjonktürel olarak %15 ler bandında dalgalanmalar yaşamasına rağmen 2014’te 1400 dolar olan altının ons fiyatı günümüzde 1300 dolar seviyesindedir. Rakamlar, altına hücumun sebebi konusunda bize ekonomik anlamlar taşıyan cevaplar sunmuyor.

Demek oluyor ki; dikkatli bir gözle sistematik olarak incelen ekonomik veriler ülkemizde yaşanacak muhtemel ekonomik değişmelerin olduğu kadar siyasi ve sosyal değişmelerin de ipuçlarını taşır.

Buradan hareketle, seçim tarihinin ani bir kararla öne alınmasının mevcut duruma Anadolu insanının sandıkta vereceği tepkinin şiddetini azaltmak maksadı taşıdığı iddia edilebilir. Araştırmamıza konu olan rakamların incelenmesi ve kritik edilmesi sonucu tarihi gerçekleşmelerin izdüşümü de dikkate alarak vardığımız sonuç şudur: AK Parti’nin mutlak zaferiyle sonuçlanan seçimler dizisinin sonuna gelinmiş; siyasi  kartların yeniden dağıtılacağı bir  evrenin cümle kapısına varılmıştır.

İç politikadaki siyasi grupların konumlanmalarında  köklü değişimlerin yaşanacağı bir sürece hoş geldiniz!.

SONSÖZ: Şartların olabildiğince objektif tahlilinden çıkan bir sonuç halinde sandık  tahminimdir: Tayyip Erdoğan’ın başkan seçilmesi ikinci turda gerçekleşir; emrinde ise yapılan hataların bedeli halinde meclis çoğunluğunu kaybetmekle kuvvetten düşmüş bir Ak Parti +MHP…Sonuçta mecliste koalisyon hakimdir. Yürütmenin başıyla arkası ayrı oynar.

Bu bir sonuç.. Peki ya sebep? Bana kalırsa, güç sarhoşu olan iktidarın Türkiye’nin siyasi birikimini göz ardı ederek böylesi zengin ve derinlikli kültüre sahip bir ülkeyi ‘’ben yaptım oldu’’ mantıksızlığıyla sonsuza dek idare edebileceği yanılsamasına kapılmasıdır. Uyardık; fakat sesimiz Saray’a ulaşamadı. Çünkü etrafında toplanan dalkavukların cehaleti ve pervasızlığı sarayı bir ama’ya çevirmiştir.

  Platon cumhuriyetlerin zamanla tiranlığa dönüşeceğini öngörür. Ama bu ülkede Aristoteles’in belirlemesi olan devletin üç halini ve bu hallerin bozulmaları durumunda alacağı şekilleri de bilen çok fazla insan yaşamaktadır…

  Neydi onlar? Faydasına binaen hatırlayalım:

-Yönetenin tek kişi olması durumu ‘’monarşi’’, bozulursa alacağı hal ‘’tiranlık’’; yani zorbalık.

-Yönetenin bir zümre olması durumu ‘’aristokrasi’’, bozulursa alacağı hal ‘’oligarşi’’.

-Yönetenin çok kişi olması durumu ‘’devlet (policy)’’, bozulursa alacağı hal ‘’demokrasi’’…

 Türkiye bu tasnifin neresinden neresine geldi; nereye gider siz karar vereceksiniz.

Mevla görelim neyler…

 

Ek:1923-2018—yıllara göre ihracat/ithalat rakamlarına aşağıdaki linkten ulaşılabilir.

www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=621

Ek:’’Dalkavuk’’un kelime anlamı: Çıkar ve yarar beklediği ya da kendisinden çıkar sağladığı kimselere, makamca, durumca büyüklere karşı saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse.

Düzenleme : 05 Haziran 2018 18:58 Okunma : 1394
Foto galeri