Darbe Direnişçisi, Şehit Dostum Halil Kantarcı | Karamandan.com - | Karaman Haber

Darbe Direnişçisi, Şehit Dostum Halil Kantarcı | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Ağustos 2019 Pazar
Darbe Direnişçisi, Şehit Dostum Halil Kantarcı

Bir ideale baş  koymuş insanların ekseriyeti, ‘’insanın nasıl yaşarsa öyle öleceğine’’ inanırlar.
 

Bu bir hakikat midir?Yoksa idealizmde, bir anlık oluş değil de kesintisiz varoluş esas olduğuna ve hakkımızdaki nihai hükmün ölüm anımızdan sonra tam anlamıyla kıymete kavuşacağından hareketle  fikre bağlılıktan dolayı bu periyotta çekilmesi mukadder ıstıraplara tahammül bağlamında motivasyon sağladığı için mi buna inanılmaktadır?Bunu belki de asla bilemeyeceğiz.


Ama Halil Lantarcı’nın hayatı ve ölümü, bu iddiadakiler için yeni bir örnek oluşturuyor...İşte Fatih Camiindeki  cenaze namazına kadarki hikayesi:
   Türkiye, 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında Üsküdar Çengelköy’e konuşlanmış askerlere karşı direnişte boynundan vurularak şehit düşen Halil’i, 28 Şubatçı mukaddesat düşmanlarının  yargılanmasına başlandığı devirde darbe mağduru sıfatıyla katıldığı televizyon programlarından tanıdı.

Henüz onaltısındayken terörist olduğu iftirasıyla gözaltına alınan kardeşim, o devirde TEM Polisince misafir(!) edilen her müslüman gibi Fethullahçı Polislerin amansız işkencelerinden geçti...Bu söylediğimi doğrulayacak  yüzlerce isim verebilirim.Ve birisini ihbar ediyorum işte; işkencecilerin başında da sonradan il emniyet müdürlüğüne  kadar yükseltilmiş Atilla Çınar vardı.İşkenceyle alınmış ifadesine istinaden tutuklanan Halil, yaklaşık dokuz yılını geçirdi zindanlarda.

Metris Özel Tip Cezaevinde başlayan tutsaklığı Balıkesir Bandırma M Tipi’ndeki sürgünde  devam  ederken İBDA mensubu islami tutukluların koğuşuna yapılan askeri operasyonda onlarca arkadaşıyla beraber  yaralanmıştı.Şehitliğin o gün sadece direnişin en ateşli anında dilinde Allahüekber nidalarıyla  barikatları aşarak Allahsızlığa çıplak eliyle hücum eden ve akabinde onlarca g3 mermisiyle vücudu delik deşik edilen ve bugün  Konya’nın Çumra ilçesinde medfun  Hasan Meriç’e nasip olmasına herkes gibi gıptayla O da bakmıştı.

Bağlısı olduğu İBDA Fikir Sistemi  dolayısıyla kendisini cezavine koymakla yetinmeyecek kadar islam düşmanlığında gözünü karartmış olan mahfillerin kontrolündeki silahlı bürokrasinin  bu saldırısı 5 Ocak 2000 tarihinde başlamış ve karşılaştığı şiddetli direniş yüzünden 6 ve 7 Ocak tarihine kadar sarkmıştı.(BKZ  DİPNOT).Ardından sürgün gönderildiği Eskişehir L tipi Cezaevi’ndeki zorunlu ikamet...Sol Siyasi Mahkumların  kapatılması için 1996 ‘da başlattıkları büyük ölüm orucunda tam 12 mahkumun ölmesine sebeb olan tabutluk...

Anlıyorsunuz ki, kasıtlı olarak oraya sevkediliyorlar...Ama kardeş tutsakların arasına örülen hücre duvarları, onları ayırma kudretinde değildir.Çünkü tecrid edilen tutsaklara, savaştayken düşmana bile devlet eliyle yapılması  yakışmayacak işkence şartları reva görülmektedir.Ama o devirde müslüman muhalifler için devlet  ve hukuk yoktur; adeta bir çetenin keyfekeder zalimlikleri hakimdir.Herkes hücrede...Dilekçeler cevapsız...

Çoğu işleme  bile konulmuyor...Ziyaretler yasaklı...Mektuplar bile tutsaktır...Kitap verilmiyor; okumak da yasak...Ve bir gece yine ölümler göze alınarak  duvarlar paramparça edilir...

   Sonrasında özgürlüğün gelmediği bu yeni hamle karşısında, modern insanlık tarihinin fiziki şartları bakımından görüp göreceği en dehşetli hapishane modeli  olan F Tipi macerasına sürükleniş.Sene bu arada 2001-2002 olmalı...Biz de Metris’ten Kocaeli F Tipi’ne, oradan da Bolu F Tipi’ne -meşhur tabirle- paketlenmişiz.
 

Bilmem kaçıncı açlık grevinden sonra kazanılan haklar çerçevesinde değişik hücrelerden 8 arkadaş seneler sonra haftada saatliğine biraradayız.O da idarenin gönlü tutarsa...Daha evvelinde, hücre duvarları arkasından kimsenin kimsediği göremediği şartların cenderesinde  her sabah ve akşamın rutin slogan atma saatlerinde seslerimizin  parmaklıklı pencerelerden çıkarak projeksiyonların aydınlattığı çatıları aşıp semaya yükselirken havada buluşmasını saymazsak, kimsenin kimseyle irtibatı yoktu...Hapishaneler..Dünya gözüyle bir kez olsun görmediği birisinin mağduriyetini gidermek namına girişilen eylemlerde cezasına ceza eklenmemiş insanların anlayamayacağı türden manevi kucaklaşmaların yaşandığı mekanlar...

Bir sen, bir O, bir gardiyan, bir asker düdüğü, bir lamba, bir pencere, bir de Allah’ın şahitlik ettiği gece sessizliğinde karanlığı yırtan merhabalaşmalar...Hala oralarda kalmakta olan, bazıları 22 yılını içerde devirmiş, 28 Şubat Cuntasının devrilip halk iradesini yansıtan hem de İslami hassasiyetlere sahip olduğu iddiasındaki iktidarın bile unuttuğu yiğit insanlara sorsanıza halk iktidarının anlamını...İsrail’e ‘’One Minute’’e eyvallah ama, madem iktidar sahipleri umursamıyor, 28 şubat’ın bu mağdurları için, darbeye karşı tankın önüne yatan  halk ne zaman gidip F tiplerinin kapılarına dayanacak?...

Allah mazlumuna kıyamaz.Duası nimet, bedduası zillet sebebidir...Hanginiz Cumhurbaşkanının oğlu Bilal’in hayatının Ethem Köylü’nün veya İsmail Uysal’ın hayatından daha değerli olduğunu iddia edebilir...İşte, 150’den fazla tutsağın öldüğü 600’den fazlasının da sakat kaldığı bu F Tiplerinde de ölmeyi beceremeyen mektup arkadaşım Halil, 15 Temmuz gecesi sosyal paylaşım sitesindeki duvarına şöyle yazmış en son:

  ‘’Asker çengelkoy ışıklara barikat kurdu. Ateş ediyorlar. Millet birikiyor. Allah büyük’’.
  Şehadetini duyduğunda önce inanmak istemiyor insan...Sonra fikredince mantıklı geliyor:Çünkü şehadet, insanlık denilen meyve ağacındaki en olgun meyvelerin diğerlerinin aksine toplanma vaktinden önce toprağa düşmesine benzer...Çünkü ham değildi Halil.
  Üç sabi çocuğu var; önce Allah’a sonra ümmete emanet...Ümmetin gözbebeği Anadolu , kökü dışarda, gözü kötü kadın gibi yaşlı, riyakar bir çetenin elinde yeniden cinnete sürüklenmesin, çeşitli siyasi hesaplarla eskisinin hesabını soramamış olsak da yeni 28 Şubat’lar yaşanmasın  diye babalarını toprağa vermiş üç sabi...
 

Şehit kanı azizdir ve geride bıraktığı ailesi tüm ümmetin namusudur.Ömrünü para istiflemeye harcarken İslam için bir saniyeliğine olsun tatlı canını riske atmamış ve iktidarın nimetlerinden azami derecede faydalanmayı memlekete hizmet bilen  müslümanların boynuna  da vebal...

    Maddede değil de manada er olana şehitlerin ardından ulu orta ağlamak yakışmaz.Gözyaşı kendiliğinden geliyorsa müstesna...Çünkü gözyaşı rahmettir; yokluğu kalben katılığa delalettir...Allah Resulü buyurmuştur:’’Kişinin gözyaşına tahakkümü arttıkça melaneti (lanetlenmişliği) de artar’’..Mizacım itibariyle düşene vurmayı kendime yakıştıramasam  da, bunu  Halil’i şehit eden çetenin liderine iltifat olarak arzetmek mecburiyetindeyim...


  Konu Halil olduğuna göre, zamanın ruhuna uygunluğu münasebetiyle Halil’in de dilinden düşürmediği müşterek bir yakarışımızı da paylaşmak isterim:

’’Allah’ım bizleri İslam İhtilal ve İnkılabının madde ve mana şartlarına erdir!Cesaretimizi ve heybetimizi , ilmimizi ve irfanımızı , sadakatimizi ve  vefamızı artır!Bizleri Allah için seven ve Allah için buğzeden kullarından eyle!Bizlere şehitlik şuuru ver.Hakkımızda huruç hayırlıysa hurucu- savunma hayırlıysa savunmada kalmayı nasip et!İslam düşmanlarını helak eyle!Kalplerine korku sal!Güçlülerini birbirlerine kırdır!Muntakim ismin hürmetine bizi intikamına memur et!’’...Allah’a yakarışında bile kendisi için en ufak birşey istemekten utanan Haliller...Ben şahidim, Allah sorarsa!

  Hiç tanımadığı insanları sadece fikirlerinden dolayı sevebilen veya onlardan nefret edebilen bir zümreye aidiyet duygusundaki müşterekliğimiz mucibince, Halil’i Halil olarak değil de öne sürdüğü fikirlerinden dolayı dost bellemişiz.O halde son kertede aslolan Halil’in aramızda oluşu veya perdenin ötesine geçişi değil, ölümünün de sebebi halinde kavgasını verdiği fikirdir.Kendisinden sonra dünyaya bırakmak istediği seda...

  Yine bu kapsamda belirtmeliyiz ki, Halil bir demokrat değildi.Ülkeyi, İslam ahlakıyla ahlaklandığını ispatlamış, mal-şöhret-makam-zürriyet-kadın gibi zaafları olmayan, toplumu umutsuzluktan  kurtarıp ütopya benzeri  masalımsı bir iklime taşıyacak mermerden yontulmuş kusursuz heykeller gibi şahsiyete kavuşmuş insanların yöneteceği katıksız bir aristokrasi idealinden yanaydı.Çünkü demokrasinin, kendini topluma empoze etmek için sayısız yalan söyleyen, kirli ittifaklar kuran, hep gizli bir gündemi olan şarlatan politikacılar üreteceğini ve toplumların bunların eliye bir yozlaşmadan diğerine sürüklenerek  en nihayetinde  her toplumun oraya mahsus ayak takımıyla idare edilmesine sebeb olucu, Batı’nın despotizm karşısındaki çaresizliğinden hayatiyet bulmuş, temelinde de bireyselciliğin yattığı bir  kandırmaca olduğuna inanırdı.

Anlaşılıyor ki, demokrasi kavramının özünde barındırdığı çelişkiler dolayısıyle onu hakir gören bir kişi, hem de hayatını Allahçı bir sistemin tesis edilebilme gayesine adamışken, bu dünyadan göçünce  ‘’Demokrasi Şehidi’’ namıyla anılamaz.Bu yakıştırma, en hafif ifadeyle edepsizliktir.Halil’in idam cezasına çarptırılmasından bağımsız olarak herkesin karşısında korkudan titrediği zamanın Devlet Güvenlik Mahkemeleri salonlarında ‘’Allahsız adalete inanmıyoruz!’’

diye bağırması, devlet mahkemelerinin halk adına değil de Allah, ama sadece Allah adına yargılama yapabileceğine olan inancının eseriydi.Bu yiğit haykırıştaki mana ortada duruken, geri kalan 160 kişiyi bilmem ama, Halil için hiçkimse bir daha ‘’demokrasi şehidi’’ tabirini kullanmasın!Aksi halde bana avukatları kanalıyla hakaret davası açmak zorunda kalabilirler.Bana kalırsa, ‘’Öldüğü için kendisini savunamayacak bir insanın aleyhinde iftira atmak’’ suçlamasıyla yargılanmaları gerekirdi.Böyle bir kanun maddesi yok ise, geç kalınmış bir icad oldu söylenebilir.

   Son olarak, Halil’i niçin sevdiğimize şahitlik edecek ve yaşarken neyin kavgasını verdiğinin de ispatçısı halinde bazı paylaşımlarını arzediyorum:


  *Katıldığı bir tv programında : ‘’İdama mahkumduk.Bir seccade elde etmek için açlık grevi yaptık.’’ 
  *Milli iradenin muhteşem sembolü: EZAN-I MUHAMMEDÎ
* "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir."
HUD/41
* Hadi daha fazla konuşun da hanginize ne kadar güvenmeyeceğimizi bilelim.
* Korkak, cahil ve hain politikacılar, dünyanın kazuratını, en iğrenç ve sefil güruhunu "süper güç" diye tepemize çıkardılar. 100 yılın özeti.
* Korkaklık, yalakalık, menfaatçilik, güce tapmak, iktidarlarını bâki görmek, liderleri ölümsüz zannetmek defterimizden silineni 14 asır oldu.


* Silah tuccarı, tefeci, katil o... çocuklarına zararsızlığımı ispat edecek değilim. Aksine nefretimi arz ederim. Sen de ne istersen onu et.
* Bütün insanlık tarihini 1 galaksi yılının son 17 saniyesine sığdırıyorlar. Olaylara böyle bakınca hepsi yok oluyor.
* Ümidi hassas olan esnetsin biraz, en azından kırılmaz.

* Şer gibi görünen şeyler bazen gerçekten şerdir. Herşeyi hayra tahvil edersek mazallah polyana oluruz.
* Kiminle nerede, ne kadar bir olmam veya olmamam gerektiğinin şuurunda olmam için evvela "ben" olmak gerekmez mi?
* Şimdi en kuvvetli bağ ile kenetlenme zamanı sevdiklerimize, güvenip inandıklarımıza. Rüzgar diner, zaman geçer ve biz kurtuluruz! Inanın...
* Bir zaman yaklaşıyor. Dev bir kasırga, her şeyi yutan bir hortum yaklaşır gibi yaklaşıyor. Zihnimizi ve cismimizi altüst edecek bir güçle.. Ülkemizin, ülkelerin hatta topyekün dünyanın absürd-uyumsuz- tuhaf bir süreçten geçtiğini hissediyoruz. Birşey kımıldıyor arkadaşlar. Bazen anlar anlatamayız,bazen anlaşamayız,bazen anlayamayız. Bazen olağanüstü hadiseler bir anda vuku bulur, şaşar, hazırlıksız yakalanırız. Meşhur bir fizikçi bu ilmin karmaşık teorilerini anlatırken ifadenin çıkmaza girdiği yerde mevzuu şu şekilde özetler:
"Birşey kımıldıyor!" (30 haziran)


* Ülkede birşey olunca soluğu en yakın TV kanalında alan, "görünmek" için saatlerce boş boş konuşan vekilleri mecliste falakaya yatırsalar.
* Birini düşman belliyorsak onu alt etmek için evvela varlığını kavrayabilmeliyiz. Eylemden öte onu doğuran ruh-düsünce-inanç dünyasını.
* Teşbihte haddi aşıyorsunuz ve bu sizi mahvedecek.


* Israilli şirketten teklif alsa koşarak gidecek mensupların ve bu tipleri dışlamayan 1anlayışın nefretinin de sevgisinin de karşılığı yoktur. Erdoğanın israilden tüm müslümanlar gibi nefret ettiğinden şüphe duymuyorum. Fakat sarsılmaz bir siyasi iradenin varlığına da inanmıyorum.


* Gece altın alan sermaye sahipleri varlıklarını birkaç saatte %10 arttırdılar. Rusya %10 heyecanlandı.Alman milliyetçiliği %10 arttı. 

 

Okunma : 4307