Çuvaldız | Karamandan.com - Karaman Haber

Çuvaldız | Karamandan.com - Karaman Haber

25 Eylül 2020 Cuma
Çuvaldız

Özellikle 28 Şubat döneminde zamanın devlet güvenlik mahkemelerinde Müslüman tutsakların hakkını yiğitçe savunan avukat Hasan Ölçer, malumunuz, Bugün Gazetesine kayyum atandı. Mahut gazete, onca yanlıştan sonra Can Dündar ve Erdem Gül'ün kalmakta olduğu hücreleri dubleks villa nitelemesiyle haber yapınca, kelimenin tam anlamıyla tüy dikmiş oldu.

Bizler F tiplerinin sakinleriyken, Kemalist Cuntayla elele Fethullahçı Çetenin bizleri eli kanlı canilermişiz gibi ballandırarak haberleştirmesini, F Tiplerinin otel konforunda olmasına mukabil yürütülen açlık grevlerinin terör faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dair yaptıkları kışkırtıcılıkları unutmadık... Emir komuta zinciri içinde konjonktür gereği yok yere tutuklanan arkadaşlarımızın peşinen terörist ilan edildiğini veya Fethullahçı polislere verilen ''bunlara işkence edebilirsiniz'' fetvalarını da, fetvaya icabet edenleri de...

Gelgelelim, bizler bu zulümden payımızı alırken Cabbar, Kahhar ve Muntakim olan Allah a sığınmıştık. O zamanların rizikolu atmosferinde kabuğuna çekilmiş dostlarımızdan çok düşmanlarımız bunu daha iyi bilirler. O zor günlerde bizler dualarımızda Allah'tan bizi acziyetten kurtarmasını isterken güç bize geçtiği zaman onların bizlere reva gördüğü alçaklığın aynısını onlara yapabilelim diye bir arzumuz olmamıştı.

Büyük harflerle vurguluyorum: Kendilerine isnat edilen suç her ne olursa olsun, özellikle siyasi tutsakların içine gömüldüğü tecrit hücreleri gayri insani mekânlardır. O tabutluklarda hala 20 yılını devirmiş yoldaşlarımız tevekkül ve asalet içinde direnişlerini sergiliyorlar. Hal böyleyken, bizler bu hücreleri bizlere karşı düşmanca tavır sergilemiş hiçbir hasmımıza reva göremeyiz. Hele hele söz konusu olan iki gazeteci ise... 

Hasan Ölçer yönetimindeki gazeteye, suçu ispat edilene kadar her ferdin masum olduğuna yönelik karineyi hatırlatacak bir dost gerekiyor anlaşılan. Kaldı ki, AYM'nin kararıyla tahliye edildiler işte.

Bakınız: Mutlak Adil olan Allah'ın bir adı da Mudil'dir... Yoldan çıkaran...

Âcizane bir fert olarak politik cambazlıkların keşmekeşinde kaosa sürüklenmekte olan ülkemde, fikren aynı hizada durduğumuzu sandığım insanlardan başlayarak herkesi her fırsatta her kayd-ü şart altında insanca tavır takınmaya davet ediyorum. Ne, hangi zamanda, kimlerin iradesidir bilemem. Bilmek gibi bir zorunluluğum da yoktur. Ben sadece kadim prensipleri bilirim. Ve mütefekkirin bu minvalde ne dediğini:''Zalim olmaktansa mazlum olmayı tercih ederim.''...''Allah mazlumun duasını kabul eder; bu konuda inananlardan olup olmaması bir fark teşkil etmez.''...Mazluma kimlik sorulmaz prensibinin membaını işaretliyorum...
   Ve hakkaniyet adına diyorum ki: Şayet Allah'ın bizlere rakiplerimize galip gelme fırsatı tanıması halinde onlarda eleştire geldiğimiz vicdansızlık, insafsızlık, gaddarlık ve hakikatin ırzına geçme hastalığı bizlere de bulaşacaksa; bir diğer deyişle bu imkân ve ihtimalin gerçekleşmesi halinde bizler muarızlarımıza evirileceksek, böyle bir kudreti bizlere asla bahşetmesin. Çünkü bizlerin zalime karşı galip gelmek gibi bir zorunluluğumuz yoktur. Her ne kadar başarısızlık başlı başına bir iman zafiyetine delalet etse bile, bizler gayret etmek mükellefiyeti altındayız; o kadar.
 
Şimdi hiç kimse çıkıp ''Harb hiledir'' veya ''Düşmanın silahıyla silahlanmak elzemdir'' tarzındaki doğruları bu konuya hasrederek yanlışta kullanmaya kalkmasın...Hz Ali'nin dediği gibi:''Din edeb demektir, edep de hadlere riayettir.''..Ve savaşmanın da adabı(edepleri) vardır...
Öte yandan, korkakların aksine savaşanlar bilirler ki, asıl zor olan savaşmak veya savaşta zorluklar karşısında sebat göstermek değil, süregelen savaş boyunca kendinde var olan ve buram buram insani hakikat kokan meziyetlerini kaybetmeden yaşayabilmek; ölüm karşısında alçalmadan dimdik durabilmektir.
Bizim mahallede hatırlayan kalmadı mı sahi? Bir zamanlar en fazla mustarip olunan şey, düşmanda şeref, namus, haya ve haysiyetin var olmayışı idi... 

Erkek veya kadın olsun siyasi tutsakları işkence hanelerde çırılçıplak soyarak izzetinefis duygusundan arındırmak istemelerinden tutun da tutsakların dışarıdaki eşlerinin bizzat terörle mücadele polisleri tarafından ayartılıp iffetsizliğe düşürülerek mahkûmların sadece bedenini değil, ruhlarını da yok etmeye azmetmelerine kadar... Vıcık vıcık drama kokan ifadelerden nefret ettiğim için detaylandırmıyorum... Ama Mars adlı gezegende, bir zamanların siyasi tutsakları için öldürülmenin, başa gelecek en kötü şey olmadığının da bilinmesini istiyorum... 

Gelgelelim görüyorum ki kötülük, sahipleri öldükleri halde her defasında yeniden küllerinden doğup bambaşka bedenlerde hayatiyetini sürdürmeye inatla devam ediyor. 

Bağlıyorum: Hiçkimse, vaktiyle kudret sahibi olmuş Kemalistlerin ve yanı başındaki adı belli çanak yalayıcıların çıkardığı çizmeleri giymeye heveslenmesin. Onlar emperyalistlerinkileri giymişlerdi; acıklı sonları burnumuzun direğini sızlatıyor. Bilsinler ki hakikat bir gölge gibidir; asla üzeri toprakla örtülmekle sonsuza kadar gözlerden ırak tutulamaz. Gün gelir havadaki pus dağılır. Ve esasen geçilecek bir köprünün olmadığı görülmekle beraber, ayıya boşu boşuna dayı dendiğiyle kalınır. 
 
Gökhan Altunsoy

Okunma : 3037