Er Mektubu | Karamandan.com - | Karaman Haber

Er Mektubu | Karamandan.com - | Karaman Haber

22 Eylül 2018 Cumartesi
Er Mektubu

Uzun bir günün artından nihayet evime geldim. Kapımda bir mektup buldum. Eskilerden tanıdığım bir kardeşimin oğlundan geliyordu. Kapıda bir de BİM poşeti asılıydı. İçinde üst kat komşum Muazzez teyzenin yaptığı tahinli çöreklerden vardı. Gönül yorgunluğumu alsın diye de bir çay koydum ocağa... O demlenirken yatsıyı ikame ettikten sonra çay , tahinli çörek eşliğinde başladım mektubu okumaya....

 

Rıza amca,

Size bu mektubu babamın talimatıyla yazıyorum. Dijital iletişimden uzak durduğunuz için bu babadan kalma yolla yazıyorum size. Babam durumdan sizi haberdar etmemde ısrarcı oldu. En hasbi selamlarını da gönderdi size...

Askerlik görevimi yeni tamamladım , belki biliyorsunuzdur. Pınarhisar 5. Kolordu İstihkam Alayı Alay Karargah ve Karargah Hizmet Bölüğü Bölük Astsubayı Kd. Bçvş. Ümit ERDAL ile usta birliğine başladığım günün sabahında tanıştık. Bu şahıs ile tanıştığım günden, askerliğimin son günlerine kadar yaptığımız muhabbetlerin siyasete kayması dikkatimi çekmişti. Ak Parti’nin çeşitli kademelerinde görev yaptığımı biliyordu. Bu sebeple benim de üzerime geliyor, kışkırmak ve tahrik etmek için elinden geleni yapıyordu. Yaptığımız konuşmalarda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ı ve hükumeti eleştirel bir tavır sergiliyor, hatta belli bir zamandan sonra Cumhurbaşkanımız hakkında hakarete varan cümleler kullanmaktan kendisini alıkoyamıyordu. Başka erler ile muhabbetine şahit olduğum bir ortamda ise, Türkiye’deki adaletin tersine işlediğini ve 15 Temmuzda darbe girişiminde bulunan askerlerin suçsuz yere içerde yattıklarını söylemesi üzerine büyük şaşkınlık yaşamıştım. Bu şaşkınlığımı hiçbir şekilde belli ettirmemeye çalışıyordum.

Son olarak 28 Ocak Pazar günü yetmiş erin hazır bulunduğu sabah içtimasında miting havasında ve uzunca bir konuşma gerçekleştirdi. Bu konuşmanın temelinde Türk Milletine olan kinini kusma ve 15 Temmuz hain darbe girişimini meşru kılma gayreti yatmaktaydı. Tüm erleri hayrete düşüren dehşet verici konuşmasına emre itaatin önemi ile başladı ve devam etti;

‘’ Türk milleti şerefsiz bir millettir. Bu millet şerefsiz doğup, şerefsiz ölüyor. ’’ 

Emre itaat ile alakalı olarak; ‘’ Öyle ki; 15 Temmuz’da komutanının emrine uyup bu millete kurşun atan, can alan, darbe girişiminde bulunan vatan evlatları şu anda alınlarının akıyla cezaevinde yatmaktalar. İnanıyorum ki adalet onlar için de tecelli edecektir. Şimdi bu sözlerimden sonra beni isterseniz kralınıza şikayet edebilirsiniz. Benim kimseden korkum yok. ‘’ dedi.

Bu kan dondurucu konuşmanın üzerine tüm askerleri büyük korku sarmıştı. Askerlere  korku verebilmek için konuşmayı yaparken bir askere de herkesin içinde ceza verdi. Böylece ne kadar ciddi olduğunu kanıtlamış oluyordu. Hatta o akşam bir darbe girişiminde bulunulmak istense ve Vali Bey’i görevden alıyoruz diye emir verse ona bir askerin dahi karşı çıkabileceğini düşünmek dahi mümkün değildi. 

Bu konuşmanın ardından askerleri bastırmak için bir hafta boyunca ağır eğitimler yaptırıldı, nöbet cezaları verildi, mahkeme dosyaları yazıldı ve askerler bir şekilde susturuldular. Bu yaşanan olaylar beni hayli rahatsız etmişti. Peygamber ocağı olarak gördüğümüz yerde zamanın Fatih’lerini, Yavuz’larını, Selahaddin’lerini beklerken böyle bir vatan hainini görmek kanıma dokunmuştu. Milletimize yapılan hakaret ve 15 Temmuz gibi dünyada eşi benzeri olmayan adi saldırının meşrulaştırılması ve güzellemelerle anlatılması zannımca bu millete kastetmeye çalışan dış düşmanlara taşeronluk yapan hücrelerin toparlanması anlamına gelmekteydi.

Bu vatana ihanet eden zındıka grupların yok edilmesi ve tüm tehdihtlere karşı korunması nasıl ki bu vatanın şerefli evlatları üzerindeki borç ise tüm tehditlere rağmen borcumu ödemek için elimden geleni ardıma koymamalıydım. 

Olayın yaşandığı günün akşamı bu olaya şahit olan kendime yakın hissettiğim erler ile görüşmeye başladım. Bu durumu askeriye içerisinde çözmeye çalıştığımı ve bu şahsın cezalandırılması için gereken mercilere bildirilmek istediğimi söyledim. Arkadaşlar böyle bir girişimde bulunmam halinde yapılması muhtemel eziyetler ve zorbalıklar dolayısıyla bana destek olamayacaklarını ve şahitlik yapamayacaklarını ilettiler. Hal böyle olunca başka çareler bulmam gerekiyordu. Ben de Cumhurbaşkanlığında görev yapan tanıdığım kişilerle iletişime geçtim. Neler yapmamız gerektiği hususunda bilgi alışverişinde bulunduk ve gerekenler bir an önce başlatılması için düğmeye bastık.  Hemen olay Kırklareli Valisine bildirildi. Vali Bey olayı duyduğu anda gereken adımları atmaya başladı.

Bu işlemler yapılırken askerleri de bir şekilde cesaretlendirmek ve dik bir duruş sergilemelerini sağlamak gerekiyordu. Zira bu mesele Milli bir meseleydi, Bu mesele vatana ihanet eden şer odaklarını etkisiz hale getirmek için yapılan bir girişim olacaktı. Mesele, Cumhurbaşkanı inlerine gireceğiz derken, bu lafa gülerek “buraya devlet giremedi siz kimsiniz” diyenlerin inlerinin hatta hücrelerinin dahi içine girdiğimizi göstermekti.

Cumhurbaşkanlığına bildirdiğimi ve artık bu olaydan gerekli mercilerin haberinin olduğunu arkadaşlarıma iletince bana destek verebileceklerini ve bu meselenin üzerine hep beraber gitmemiz gerektiğini söylediler. Bu konuşmadan sonra Bölük Komutanlığına da durumu şikayet dilekçesiyle sundum ve aynı akşam soruşturma başlatıldı.

Böylece mücadelenin ilk aşaması tamamlanmıştı. Sıra bir sonraki aşamaya yani bu durumu yargıya taşıma işlemine gelmişti. Benimle birlikte yedi arkadaş (Serhat TURAN, Mehmet YALÇIN, Onur SÜMER, Ahmet ŞANAL, Mustafa KILIÇOĞLU, Deniz YAVURKURT, Uğur BİNGÖL) ilk fırsatta savcılığa ulaştık ve olup bitenleri tek tek anlattık.  Savcılıktaki işimizin bitiminde tekrar kışlaya döndük ve 5. Kolordu tarafından tahkikat heyetinin, İstihkam Alayı tarafından ise Disiplin Kurulunun oluşturulduğunu öğrendik.

Askerler daha rahat ifade verebilsinler diye bir hafta boyunca uygulanan baskılar son bulmuştu. Tahkikat heyeti aynı günün akşamı askerlerin ifadelerini almaya başladı. Bir gün sonrasında Ümit ERDAL görevden uzaklaştırıldı.  Tüm askerler ifadelerini vermeye başladılar ve bu süreç toplamda beş gün sürdü. Verilen ifadelerimizin başkaları tarafından konuşulduğu ve Ümit ERDAL’a iletildiği haberini aldım ve bunun kanıtlarını araştırmaya başladım. Olayların nasıl gerçekleştiğini, kimlerin ne şekilde haber taşıdığını, bu adamı kurtarmak için kimlerin kulis yaparak soruşturmanın selahiyetine zarar vermeye çalıştıklarını öğrendim. Bu şahsı içinde bulunan durumdan kurtarmak için yardım edenler Alay Komutanının habercisinin de içerisinde bulunduğu bir grup er idi. Kanıtlar toplanınca durumu Alay komutanımıza bildirdim. Bunlar için de yargıya başvurulması gerektiğini söyledim. Zira bu kişiler kışladaki ifade veren askerleri tek tek tehdit etmekteydiler. Bu süreçler yaşanırken can güvenliği sebebiyle beni 25km uzaklıktakiKöprücü Taburu’na görevlendirme ile gönderdiler.

Bu olayların akabinde ifadeler savcılığa gönderildi ve Ümit ERDAL gözaltına alındı.”

O kadar çay eşliğinde bu mektubu okuyan adamın uyku girer mi gözlerine? Sokağa attım kendimi , başıboş yürüdüm nedensiz. Cankurtaran'ın taş sokaklarında gölgemle yarıştım gecenin karanlığında.  İnsan devlet için midir yoksa devlet insan için mi? Yoksa ikisi birden mi? Her insan bir devleti hakeder mi? Ümmetin ekseri delalete düşmez, evelallah milletin ferasetine güvenmek lazım diye diye İshak paşa camiinin avlusunda karşıladım sabah ezanını....

Allah'a emanet olun.

Feylesof Rıza

Düzenleme : 05 Mart 2018 13:05 Okunma : 3804