Vaktin Cehenneme Sürüklediği Mü'min | Karamandan.com - Karaman Haber

Vaktin Cehenneme Sürüklediği Mü'min | Karamandan.com - Karaman Haber

11 Temmuz 2020 Cumartesi
Vaktin Cehenneme Sürüklediği Mü'min

Allah Teala, Adem’i yaratacağını beyan ettiğinde melekler insanı kan dökücü ve fesat çıkarıcı olarak tavsif etmişlerdir. Yüce Allah ise meleklerin henüz bir şey bilmediklerini ve bilgilerinin sınırının ancak kendisinin bildirdiği kadar olduğunu vurgularcasına “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” buyurarak insanı yaratmış ve akabinde de ruhundan üflemiştir. İnsanın yaratılma evresinde bedenin mi yoksa ruhun mu önce yaratıldığı hususu tarih boyunca kelamcıların gündemini meşgul etmiş, kimi mütekkellimûn ruhun önceliğini, kimisi de bedenin önceliğini savunmuştur. Biz burada ruh – beden ilişkisi açısından insanın yaratılışını konu edinmeyeceğimizden dolayı, bu konuyu başka bir yazının muhtevasına saklamayı uygun görerek asıl konumuza eğilmek istiyoruz.

Yeryüzüne gönderilen ve yaratılışına uygun işlere yönelmesi emredilen insan, zamanla ezeli ve apaçık düşmanı olan şeytanın iğvalarına kapılmış ve türlü türlü sapkınlıkların, azgınlıkların altına imza atarak dalalete düşmüştür. Allah Teala da her defasında peygamberler aracılığıyla insanoğluna doğruyu, hakikati, güzeli göstermiş ve onların istikamet üzere yaşamalarını ve ölmelerini murad etmiştir. Ancak sünnetullah gereği her insan iman etmemiş; kimisi inkarı, kimisi de şirki tercih etmiştir. Yine bunların yanında nifak sahibi olarak nitelendirebileceğimiz,  zahire göre mümin ancak bâtında kafir olan münafıkları da unutmamamız gerekmektedir. Böylece yeryüzünde üç farklı inanç kategorisi ortaya çıkmış olmaktadır: Mümin, Münafık ve Kafir.[1]

Son yüzyılda yaşanılan sosyo-kültürel farklılaşmanın ve aklın ön plana çıkarılarak maneviyatın unutulmasına neden olan bütün ideolojik akımların en güçlü etkilerine rağmen dinin, insan hayatındaki merkezi konumu değiştirilememiş, ateizm gibi tanrı-tanımaz bir ideolojiye mensup bireylerin dahi sıkıntıya düştükleri ya da güç yetiremedikleri bir durumla karşılaştıklarında aşkın bir varlığa bağlandıkları, inançlarında o aşkın varlığa dair izleri muhafaza ettikleri araştırmacılar tarafından ortaya konulmuştur.[2] Bu da bir insanın inanç bakımından ya mümin ya kafir ya da münafık olduğunu, bunların dışında hangi ideolojiye veya akıma bağlı olursa olsun bu üçlü tasnifin dışına çıkamayacağına delildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu tasnife mutabık sure isimlerinin yer alması da delilin kuvvetini artırmaktadır.[3] (el-Mü’minûn, el-Kafirûn, el-Münafikûn)

Sonsuz kudret ve ilim sahibi olan Allah, insan için her şeyi apaçık bir şekilde beyan etmiş; günah ve sevapları bildirmiş, günahlarının karşılığında cehennem azabının, sevaplarının karşılığında ise cennet mükafatının durduğunu buyurmuştur. İmanın dünya hayatında insanın tutum ve davranışlarına dair bir gösterge olduğunu kabul edecek olursak, imana yanaşmayan ve Allah’ın göndermiş olduğu son dine ve peygambere, o peygamberin getirdiği şeriate inanmayan kimselerin kafir veya münafık şubesinde olduğunu, böylece yapmış olduğu bütün işlerin onlar için cehennem azabından korunmalarına yönelik bir fayda sağlamayacağını ancak iyi amellerine karşılık azaplarının hafifletilmekle birlikte hiçbir surette cennete giremeyeceğini de peşinen kabul ederiz.

Kur’an-ı Kerim’in muhtelif ayetlerinde Yüce Allah kafir ve münafıkların dünya ve ahiretteki durumlarını açıklamış, yeryüzünde imana karşı tutumlarının nasıl olduğuna dair misaller vermiştir. Yine aynı şekilde Müminlerin dünya ve ahiretteki vasıflarını da Kur’an-ı Kerim’de bulmamız mümkündür[4]. Burada değinmek istediğimiz husus kafir ve münafıkların dünya ya da ahiretteki durumlarından ziyade müminleri cehennem ateşine sürükleyen sebeplerden olan “Batıla dalanlarla birlikte bizde dalıyorduk”[5] ayet-i kerimesine eğilmek, bu ayetin müminlere ne anlattığı konusunda görüşlerimizi gücümüz yettiğince sunmaktır.

Müddessir suresinin 45. ayetini anlamak için önceki ayetlerine kulak vermemiz zaruridir. Bu surenin 40. ayetinde günahkarlara kendilerini yakıcı ateşe sokan şeylerin ne olduğu sorulmuş, günahkarlarda kendilerini ateşe sokan şeylerin; namaz kılmamaları, yoksulu doyurmamaları, ceza gününü yalan saymaları ve batıla dalanlarla birlikte dalmaları olduğunu söylemişlerdir. Buradaki günahkarları kafir olarak kabul edenler olduğu gibi günahkar müminler olduğu anlayışına matuf kimselerde vardır. Şayet biz bu günahkarlardan kastın, günahkar müminler olduğunu kabul edecek olursak “Batıla dalma” hususunu hak – batıl ikileminden farklı bir bakış açısı ile değerlendirmemiz gerekecektir. Bu durumda da “Batıla dalma” eylemini “Boş işler yapmak” şeklinde tevil etmemiz pekala mümkündür.[6] Boş işler yapan müminin bu işleriyle kendisine verilen iki büyük nimetten biri olan vaktini[7] de heba etmesi onun vaktini boşa geçirmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla vakti uçup giden, değerli bir hazine olarak nitelendirebileceğimiz zamanını amiyane tabirle öldüren ve bu zaman diliminde herhangi bir şekilde hayırlı bir işle meşgul olmayan, dünyasına veya ahiretine hiçbir faydası bulunmayan eylemlerle ömrünü geçiren mümini, vaktini boşa geçirme davranışı cehenneme sürüklemekte, ahirette azap görmesine neden olmaktadır. Nihayetinde dünü ile bugünü eşit olan kimsenin zararda olacağını buyuran bir peygamberin ümmeti olan mü’min için vakti boşa geçirmek, mâleyâni amellerle ömrünü çürütmek kabul edilecek bir durum değildir. Bilakis mümin, her gününü bir önceki güne nazaran hayırlı amellerle doldurmalı, ahireti ve dünyası için müspet adımlar atmalıdır.

Bugün modernleşen ve sekülerleşen dünya’da teknolojininde egemenliği altında inleyen müminler (bilakis genç nesil olarak tavsif edeceğimiz kimseler) nasıl bir buhranın içinde olduklarını, nasıl bir dehlizde bulunduklarını ve ne menem bir zindana hapsolduklarını bilecek olsalar bir saniye dahi vakit kaybetmeden, her an geçip gitmekte olan ömürlerini hayırlarla doldurmakta yarışır vaziyete gelirler. Bugün batıla dalanların sayısı had safhaya gelmiş, onlarla birlikte batıla vurulanlarında sayısı bir hayli artmıştır. Allah Teala’nın Müddessir suresinin 45. Ayetindeki uyarısı dikkate alınmayacak olur da bu gaflet rüzgarlarının önü kesilmezse müminin ahiretteki durumu hiç iç açıcı olmayacaktır. Ayrıca İslamiyette boş durmanın, vakti heba etmenin ve faydasız işlerle ömrü çürütmenin haram olduğu İnşirah suresinin 7 ve 8. Ayetlerinde apaçık bir şekilde vurgulanmışken, müminin, sahip olduğu hazinesini en iyi şekilde değerlendirmesi ve bir işini bitirdikten sonra hemen diğer işe geçmesi zaruridir. Felekten gün çalma, tatil yapma, boş boş oturma gibi söylemler müminin dünyasında olmamalıdır. Okumalı, ekmeli, gayret etmeli, çaba göstermelidir, mümin. Bugün gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, köylüsünden şehirlisine her mümine düşen görev budur. “Batıla dalanlar”dan  ya da  “Batıla dalanlarla birlikte olanlar”dan olmamak için yapılması gerekeni gösteren bu uyarıyı vakit kaybetmeden her müminin hayatına tatbik etmesi elzemdir. Allah Teala’nın zamana verdiği önemi belirten ayetleri de Müddessir suresinin 45. ayetiyle birlikte düşünecek olursak, yaratıcının bu konudaki emrinin ciddiyetini de daha iyi anlamış oluruz.     

 FATİH GİLİK

[1] Müşrik neticede Allah’a karşı aracıları kabul etmesi ve O’nun şeriatini kabul etmemesi hasebiyle İslam Alimleri tarafından Kafir kategorisinde kabul edilmiştir. Bu da Müşrik’in kafirler zümresine ilhak olmasına sebep olmuştur.

[2] Bkz. Osman Necati, Kur’an ve Psikoloji; Abdülkerim Bahadır,  İnsanın Anlam Arayışı ve Din Logoterapik Bir Araştırma.

[3] Bkz. el-Mü’münûn, el-Kâfirûn, el-Münafikûn.

[4] Bkz. Mü’minûn, 1 – 11.

[5] Müddessir, 45.

[6] Osman Necati, Kur’an ve Psikoloji, (çev. Hayati Aydın), Fecr Yayınları, Ankara, 2017, s.204.

[7] Bkz. Buhârî, Rikâk, 1.

Düzenleme : 23 Haziran 2020 15:48 Okunma : 2835