Ne’yi Nasıl Yorumlayan Niçin’in Sorduğu Soruya Cevap Verebilir? | Karamandan.com - Karaman Haber

Ne’yi Nasıl Yorumlayan Niçin’in Sorduğu Soruya Cevap Verebilir? | Karamandan.com - Karaman Haber

21 Ekim 2020 Çarşamba
Ne’yi Nasıl Yorumlayan Niçin’in Sorduğu Soruya Cevap Verebilir?

Tarih boyunca değişik dünya görüşleri insanı kendine göre tanımlamış ya da tanımlamaya çalışmıştır. Her dünya görüşünün kendine göre insan tanımı vardır ve her dünya görüşü insanı kendi ideolojisinin çizmiş olduğu sınırlar içerisinde bir yere oturtur. Bütün dünya görüşlerinin insan tanımı belli bir noktada kesişir. Ancak bu durum her dünya görüşünün insana verdiği konumun aynı ya da benzer olmasından kaynaklanmamaktadır.

Kuzey Avrupa’dan doğup dünya’yı tahakküm altına alan modernizm’in insanı tanımlamadaki kıstası akıldır. Modernitenin insanın “nasıl”lığını belirlemede ve bu dünyadaki “niçin”liğine dair bir tespitte bulunmada daima aklı kullanmış ve insanı akla göre değerlendirmiştir. Hiç şüphesiz Batı’yı böyle bir kıstasa iten etken kilisenin dogmatik düşünceleri olmuştur. Hristiyanlığın rahipler eliyle tahrip edilip  günden güne çağın gereklerini karşılayamacak hale gelmesi ve insanlığa söyleyecek sözünün tükenmesi kilisenin otoritesini sarsmıştı. Batı aydınlarının ve filozoflarının bu durum karşısında insanı değerlendirme hususundaki ölçütünün akıl olması; zamanla akla verilen değeri yüceltmiş ve akıl sarsılmaz, sorgulanamaz bir hüviyete bürünmüştür.

Modernite karşısında İslam’ın insanı tanımlamadaki ölçütü ise daima vahiy olmuştur. İslam Allah’ın yaratmış olduğu en değerli varlık olan insanı daima vahiyden hareketle yorumlamış ve ona çoğu zaman hakettiği değeri de vermiştir. Çünkü vahiy insanın her halini ortaya koymakta, birçok insan prototipi sunmaktadır. Vahiyde biz, Firavundan tutun da, Allah’ın çok övdüğü mükemmel insana, peygamberelere, sabredenlere, isyan edenlere, şükredenlere, inkar edenlere, korkaklara, cesurlara, fedakarlara kadar hepsini bir arada, toplu bir seyir halinde müşahede ederiz. Dolayısıyla vahyin sunmuş olduğu perspektif insanı tanımlamada ve hayatın meşgalesi içerisinde insan için en doğru yanıtı vermekte, tarihin süzgeci içinde sahih bir bilgi sunmaktadır.

İslam ile modernitenin insan tanımında belli bir noktada benzerlikleri görülmesi muhtemeldir. Bunun sebebi de İslamın ve modernitenin insanı tanımlarken, insanın tecrübî birikimlerini de göz önünde bulundurmasıdır. Ancak iki görüş arasındaki en büyük fark şudur; İslam insanın tecrübî birikimini vahyin yardımcısı olarak alırken; Modernite insanın tecrübî birikimine hududsuz bir değer atfetmektedir.

İslam insan tanımını yaptıktan sonra ona bazı ahlaki, içtimai sorumluluklar verir ki bu sorumlulukları yerine getirmenin ana hedefi yaratıcının rızasını kazanmaktan başka bir şey değildir. İslamda insan Allah’ın rızasını kazandığı ölçüde mutlu olur ya da Allah’ın hoşnut olmadığı şeyi yaptığında üzüntü hali kendisini kaplar. Her şey kendisi için değil bizzat Allah içindir. Karşıdaki ile muhatabı, “öteki” olanı yorumlayışı, toplumsal statüdeki yeri, ekonomiye dair bakışı, ahlaki tutumları tamamen Allah’ın çizmiş olduğu kurallar ölçüsünde teşekkül eder. Bu da İslamın insanı tanımlarken isabetli bir yorumda bulunmasının karşılığı, insana sunulan sırat-ı müstakim’in kendisidir. Böylece insan hayatındaki eylemleri neticesinde değerlenir, değer kazanır. Moderniteye göre ise aslolan insanın bizzat kendisidir. Hümanist akımında ortaya koyduğu gibi “insan biriciktir”. Ancak bu biricik olma durumu kendi içinde ahlaki sorunları da barındırır. Çünkü modernite insanı temele koyar ve insanın yaptıklarını nefsin mahkemesinde yargılar. Nefs ise mahkemede bütün işlere cevaz verdiğinden modernitenin çizmiş olduğu insan portresi zamanla deizme ve anarşizme kayar ki bugünkü Batı’nın en büyük sorunu da anarşist ve deist gençliktir. Örnek vermek gerekirse; insan mutlu olmak için alkol kullanması gerekiyorsa, o kişi alkol kullanmalıdır. Çünkü onu mutlu kılan alkolün kendisidir. Burada alkolün doğru bir nesne olduğunu ise insanın bizzat kendisi yorumlar.

İslam bir bütün içinde hayatı yorumlar. İslamda dünya için çalışıp yorulduktan sonra biraz da ahiret için çalışayım mantığı yoktur. İslam ahireti dünya içinde tutar ve ahireti şuurunun daima zihinlerde canlı kalmasını sağlar. Dünya ayrı ahiret ayrı düşünülemez, İslamda. Şairin dediği gibi; “İnsanlar hangi dünya’ya kulak kesilmişsse öbürüne sağır” sözü modernitenin tanımladığı insanı resmeder. Modernitede ahiret şuuru olabildiğince yok edilmiş ya da anlam kaymasıyla hakiki manasından uzaklaştırılmıştır. Modernite insanın yaşamını parçalara ayırır ve kategorize eder. Böylece modern insan haftanın altı günü dünya için çalışırken yedinci gün kiliseye giderek günah çıkarır ve kendini aklar. 

Modern hayatın yirminci yüzyılda insana tesiri karşısında İslamın çağlar üstü canlı mesajı sayesinde insanlık tam manasıyla yıkılmamış; bilakis modernitenin savunduğu değerler zamanla terkedilir olmuştur. Bununda en müşahhas örneği modernitenin hatasız olarak gördüğü kıstas aklın artık hata yapılabilir olduğunun tecrübe edilmesi ve bizzat bunun Batılı aydınlar tarafından kabul edilmesidir. Bunun üzerine aklın sarsılmazlığı terkedilmiş, insanın tanımlanması daha soyutsal bir hal almıştır. Modernizm insanı daha çok somut olarak yorumlarken postmodernizm diye adlandıracağımız günümüz anlayışı insanı soyut olarak yorumlama yoluna daha açık bir ifade ile manevi şekilde tahrip etme amacına yönelmiştir. Değişen bu metoda rağmen İslam’ın ezelden beri savunduğu metod muhkemliğini bir kez daha insalığa kanıtlamıştır. Ancak modernizmde olduğu gibi postmodernizmde de insanlık başarısız bir sınav vermektedir. Bugün kendi ülkemize bakacak olursak bunu daha net ve sarih bir şekilde görürüz. Bugün artık sakallı, sakalsız, cübbeli veya cübbesiz okullarda eğitim görmek; başörtülü şekilde kamu dairelerinde çalışmak; İslami yayınlarla insanlara hitap etmek; sohbetler düzenlemek, konferanslar vermek mümkün.

Lakin Cumhuriyetin hiçbir döneminde olmadığı kadar Müslümanların maneviyatları deforme, zihinleri iğdiş edilmiş vaziyette. Başörtülü bir kadın cesurca LGBT faaliyetlerini savunabilmekte, kendisine başörtü zulmünü yapan rejimi sığınarak İslamî olduğunu söyleyebilmektedir. Ailenin önemini vurgullayan İslamın aksine aileyi tahrip edecek faaliyetlerin altına imza atan ve bu imzayla da gurur duyan; bu imzayı eleştiren kimseye de ivedilikle cephe alan yine aynı başörtülü kadındır. Anneliği değersizleştiren, çalışan kadınlara maaş bağlayıpta ev hanımlarını evden uzaklaştıran, böylece de evlatların başıboş yetişmesine ön ayak olan, akabinde bu çocukların hedefsiz, serkeş ve umutsuz büyümelerine sebep yine başörtülü kadınlar ve bu kadınların kümelendiği kurumlardır. Beş vakit namazını kılıp cami çıkışında, caminin hemen karşısındaki bankaya giderek gönül rahatlığıyla kredi çeken ve parayı sayarkende Allah’ın ismini anma gafletinde olan sakallı amcalar da postmodern yapının tanımladığı insan tipleridir. Hem dindar hem laik olan, kalbi temiz olupta meyhaneden çıkmayan insanlar da postmodern sistemin mahsulüdür. Bugün nispeten İslamî olduğu izlenimini veren partinin yıllardır iktidarda olmasına rağmen hala bu topraklar üstünde bilinçli Müslümanların olmaması aksine Müslüman olanların Müslüman olduklarının sadece kimlik kartlarından bilinebiliyor oluşu İslamın tanımlamak istediği insan’dan uzaklaşmanın ve postmodern yapının tanımladığı ölçüyü kabul etmenin cürmüdür.

Keşke modernitenin akla sarsılmaz bir değer verme anlayışı kalsaydı da maneviyatlarımız deforme olmasaydı! Mahkeme salonlarında başörtüsü mücadelesi verileceğine başörtünün sahibi annelerimiz öz’lerine yani evlerine dönselerdi de yeniden doğuşu evlerimizden daha güçlü başlatsaydık! Başörtüyü kazanacağımıza hiç kazanamasaydıkta zihinlerimiz iğdiş edilmeseydi! Zihni bozulmuş, fikri yok olmuş, ideali körelmiş erkek ve kadın Müslümanlar yerine biraz daha bekleseydikte ideali çağlar üstü bir gençlik zuhur etseydi! Keşke her şeye kendimizden başlasaydık, kendimizi işin içine katsaydık ve kendi değerlerimizden, kültürümüzden ve en önemlisi de vahiyden beslenerek yeni bir yol haritası çizerek postmodernizmim karşısına çıksaydık!

Henüz kaybetmedik ama hiç bir zamanda galip gelemedik!

Fatih Gilik

Okunma : 1564