Medeniyet ve Medenilik | Karamandan.com - Karaman Haber

Medeniyet ve Medenilik | Karamandan.com - Karaman Haber

06 Temmuz 2020 Pazartesi
Medeniyet ve Medenilik

Merkezi bir konumda ve çok katmanlı bir yapıda olması sebebiyle günümüzde en fazla örselenen ve anlam kaymasına uğrayan kavramların başında şüphesiz ki medeniyet gelmektedir.

Hakim dünyanın empoze ettiği anlam ile medeniyeti, maddi refah düzeyinin yüksek olması, teknolojik ve bilimde ileri seviyede olabilme başarısı olarak açıklamak doğru değildir. Bütün bunlar medeniyetin dünyaya dönük parçalarıdır. Medeniyet maddi olduğu kadar manevi, fiziki olduğu ölçüde metafiziğe hitap edici, dünyevi olmakla birlikte uhrevi yönü de olan çok katmanlı bir kavramdır. Dolayısıyla günümüz dünyasında bilim ve teknolojide ilerleyen milletlerin medeniyette de aynı ilerlemeyi gösterdiklerini söylemek doğru olmayacaktır.

Medeniyet ile ilintili kavramların başında gelen medeniliği ise; insan ve toplumların sahip oldukları yetilerini, imkan ve kabiliyetlerini akli ve ahlaki yönde kullanması, fıtrata aykırı amaçla kullanmaması olarak tanımlamak gerekir. Neticede medeni olabilmek eldeki imkanları akli ve ahlaki doğrultuda kullanabilme ile ilişkilidir. Her toplumun sahip olduğu imkanlar birbirinden farklı olacağından medeni olmayı maddi ve ekonomik kudret ile ölçmemizde bizi son derece yanlış bir mecraya sürükleyecektir.

Bugün medeniliği ve medeniyeti  akıl ve ahlaktan ayrı düşünüyorsak ya da bu şekilde algılanıyorsa bunun en büyük müsebbibi, yeni dünya düzeni inşa edilirken baş aktör konumunda olan Avrupadır. Aydınlanma felsefesi ve rönesans faaliyetleriyle sanayileşme ve ekonomik yönde durdurulamaz bir yükselişe geçen  Avrupa, bu imkanlarını dünyanın diğer bölgelerinde ekonomik ve sanayileşme açısından geri kalmış toplulukları  sömürme, onları tahakküm altına alma ve o milletleri kontrol altında tutma amacına matuf kullanmıştır. Emperyalist ideolojilerine meşru bir kılıf bulmanın yolu da yaptıklarını medenileştirme ve medeniyeti getirme inancını dünyaya empoze etmek yolundan geçtiğini idrak etmişler ve bu kavramların kirletilmesinde herhangi bir sakınca görmemişlerdir. Böylece ‘’medeniyetin ve medeniliğin beşiği Avrupadır’’ inancı yaygınlaşmış, her millet Avrupalılaşma ölçüsünde medenileşeceğini ve medeniyete ait olacağını sanmıştır.

Ülkemiz özelinde ise; Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kimi aydın tabakanın medenileşme ve medeniyetten kastının Avrupalılaşma/Batılılaşma olduğunu görmemiz, medeniyet ve medenilik kavramının nasıl anlam kaymasına maruz kaldığına ve bu kavramların muhtevasının nasıl örselendiğine en açık işarettir. “Bir ikinci medeniyet yoktur; medeniyet, Avrupa medeniyetidir; bunu gülü ile dikeni ile isticnâs etmeye mecburuz” diyen Abdullah Cevdet; Avrupa medeniyetine tabi olmanın tek çıkar yol olduğu inancında olan Şemseddin Sami, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında medeniyetin ve medeniliğin Avrupa menşeili ve Avrupa liderliğinde olduğu inancını taşıyan aydınlarından yalnız ikisidir. Buna mukabil  Avrupa medeniyetini “tek dişi kalmış canavar” olarak vasıflandıran Mehmet Akif gibi işin aslına vakıf mütefekkirlerde medeniyetin menbaının Avrupa olmadığını ve Avrupanın bu kavramı sömürgeleştirme faaliyetlerini meşrulaştırmak için kullandıklarını söylemişlerdir. Akif’e göre Avrupa’nın teknikte ileri seviyede olduğu doğru ise de maneviyatta ve metafiziğe hitap edilen alanda çağın çok çok gerisindedir.

Medeniyetin beşiği ve medeniliğin Avrupa olduğu inancını kabul edecek olursak, Batı’nın Hindistan’ı medeni olarak kabul etmediği ve oraya medeniyeti götürmek için girmesini meşru görmemiz gerekecektir. Neticede kadîm bir medeniyete ve kültüre sahip olan Hint coğrafyası  Avrupalıya göre geri kalmıştır ve ivedilikle dünyanın medenilik konumuna yükseltilmelidir(!). Yine bu yanlış anlayış çerçevesinde Amerika’nın Irak’a girişi de meşrudur. Çünkü Irak, halkıyla, devletiyle, ilmiyle, teknolojisiyle, ekonomisiyle geri kalmıştır ve medenilikten uzaklaşmıştır. Bağdat gibi zamanında İslam medeniyetinin başkentliğini yapmış bir şehre ve İslam medeniyeti gibi güçlü bir geçmişe sahip olması Batı için geçerli değildir. Çünkü medeni olmak ancak ve ancak Avrupalının getirmiş olduklarını kabul etmek, onlara kucak açmak, ne yaparlarsa yapsınlar “başım gözüm üstüne” diyerek ses çıkarmamaktır(!).

Yine medeniyetin kaynağını Avrupa kabul edecek olursak; Avrupalının tarihi tasnif edişini de kabul etmiş oluruz. Avrupalıya göre insanlık tarihi üçe ayrılır: İlkel Çağ, Orta Çağ ve Modern Çağ. Bu tasnif Avrupa ve Amerika kıtası için doğruysa da İslam coğrafyası, Hint alt kıtası, Çin ve Mısır gibi ülkeler için doğru değildir. Örnek vermek gerekirse İslam medeniyeti için hiçbir zaman orta çağ olarak isimlendirilen bir dönem olmamış, Avrupa’nın orta çağ olarak vasıflandırdığı dönemde dünya tarihi ve medeniyeti açısından çığır açıcı ilmi, mimari, edebi eserler ortaya koymuş ve o dönemin ekonomik ve siyasi yönden de dünya liderliğini yapmıştır. Ki Endülüs gibi bir tecrübeye sahip dinin mensuplarının ortaya koymuş olduğu eserler orta çağ isimlendirmesinin İslam medeniyeti için geçerli olmayacağının en açık kanıtıdır.  

Avrupanın yıllarca medeniyet adı altında kendinden olmayanları insan dahi olarak görmediklerinin en sarih kanıtı; yirminci yüzyılın ikinci yarısında dahi teşhir etmekten utanmadıkları insanat bahçeleridir. Burada Avrupalı kendinden olmayan (özellikle de siyahi insanları) insanlara hayvan mesabesinde yaklaşmış, hayvanat bahçesine benzer bir yapı inşa ederek,  bu insanları teşhir etmiştir. Yine aynı Avrupalı Avustralya’nın yerli halkı Aborjinleri öldürmekten, onları bir zincire bağlayarak fotoğraf çektirmekten imtina etmemiş, bilakis bu hareketiyle gurur duyduğunu belirten hareketlere imza atmıştır.

Bugün dahi Avrupanın organize ettiği ve liderliğini yapmış olduğu sözde insanlık teşkilatlarının Avrupalı olmayanları insan yerine koymadıklarına şahit olmaktayız. Fransa da gerçekleştirilen terör saldırısında ayağa kalkan ve insanlığa karşı bir saldırı olarak vasıflandırdığı bu terör hareketini kınayan eylemelere imza atan Avrupa, yıllarca Irakta, Afganistan’da, Pakistan’da, Sudan’da, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Filistin’de gerçekleştirilen terör saldırılarını görmezden gelmekte ve bütün bu insanlık suçlarına karşı üç maymunu oynamaktan utanmamaktadır. Avrupa’nın medeniyeti ve medenilikten anladığı işte tam anlamıyla budur!

Sadece teknolojide, sanayide, ekonomide kısacası maddiyatta ileri seviyede olmayı medeni olma olarak kabul edersek, Avrupayı medeniyetin başkenti görmemizi de yadırgamamız gerekecektir. Ancak bizim anlatmaya çalıştığımız medeniyetin sadece maddi veya fiziki yönünün olmadığıdır. Medeniyet insanın tabiatı ve kendini gerçekleştirme yolundaki faaliyetleridir. Medeniyet sımsıkı bir köke sahip olarak o kökten neş’et etme, güçlü dallara sahip olmak için gayret gösterme  ve insanlığa meyve verebilmedir. Bunun en bariz örneğini de kendi medeniyetimize yani İslam medeniyetine mensup atalarımız vermiştir. Medenilik ise akla, ahlaka ve fıtrata uygun hareket edebilme, eldeki imkanları bu ölçüde kullanabilme başarısı gösterebilme ile doğru orantılıdır. İnsanları tahakküm altına alma amacına matuf her türlü hareket medenilik değil en hafif ifadesi ile barbarlıktır. Ve bugün kimin barbar kimin medeni olduğu apaçık ortadadır.

     Yazımızı Mehmet Akif Ersoy’un şu mısraları ile bitirmemiz münasip olacaktır:

     Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
     Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
     Tükürün ehl-i salîbin hayasız yüzüne!
     Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
     Medeniyet denilen maskara mahluku görün,
     Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

     FATİH GİLİK

      

Düzenleme : 11 Mayıs 2020 18:33 Okunma : 1071