İki Deli Hafız | Karamandan.com - Karaman Haber

İki Deli Hafız | Karamandan.com - Karaman Haber

06 Temmuz 2020 Pazartesi
İki Deli Hafız

Tımarhanede iki deli dikkatimi çekti. Bu iki delinin birisi gerçekten hafızmış, diğeri ise bir arabacı. Bunlara “Çift Hafız” denmesi, arabacının diğerini sürekli taklit etmesinden kaynaklanıyordu.

Demir parmaklıkların önüne deli seyretmeye gelen akıllılar(!) bütün Müslümanlara özgü olan şefkat ve ihsan âdetiyle delilere tütün, şeker gibi öteberi veriyorlardı.

Pisboğaz deliler parmaklık önünde seyirci gördükleri zaman onların yanına giderek, uzmanlık alanı içine giren konularda saçmalayıp, onlardan bir şeyler isterlerdi.

Hafız, cenazelerde, hastaların baş ucunda, evlenme törenlerinde aşr okuyup, cer etmeye alışkın olduğundan bir seyirci görür görmez parmaklığın ucuna gidip diz çökerek Kur’an okumaya başlardı. Arabacı da hafızın kazancından yararlanmak için hemen onun yanına diz çöker ve hafızın ağzından çıkan kelimeleri mümkün olduğu kadar taklit etmeye çalışırdı. Zavallı hafız ara sıra seyircilere:

- Bu adam hafız değildir. Onu dinlemeyin, derse de arabacı seyirciye göz kırparak :
- Ona kulak asmayın. Delinin biridir, derdi. 
- Bir gün bu yalancı hafız ile konuşurken, niçin hafızlık tasladığını sordum. Bana dedi ki:
- Hafızı dinleyenlerin yüzde doksanı, benim okuduğumun mu, yoksa onun okuduğunun mu doğru olduğunu bilmekten aciz kimseler.

Kendilerine tecvitle okunan her şeyi Kur’an sanır bunlar. Yalnızca kafa sallarlar. Zaten bizim hafız da okuduğunu anlamaz. Bu seyircilerin çoğunun benim hafız olduğuma yemin edeceklerinden eminim. (Filibeli Ahmed Hilmi; A’mâk-ı Hayal)

Neyin ne olduğu hususunda en ufak bilgisi olmayan, “Niçin” sorusunu hayatının merkezine yerleştir(e)meyen herkesin durumu yukarıda anlatılan hikayeye benzemektedir. Bir tımarhaneye çevrilmiş dünyamız, delilerle doldurulmuştur. İşin garip tarafı ise dışarıda kendini akıllı sananlarında deli olduğudur. Kimse kendini sorgulatmadığından, dünyanın aslında büyük bir tımarhane olduğu gerçeği halı altına itilmektedir.

Gün olur nümayişler tertip edilir de bu nümayişin aslını soracak olanlar, kutlamada en ön safta yer alırlar. Gün olur “kelime” denen hazinenin mefhumu idrak edilemeden, delilik literatüründe mevcut bir konum yakıştırılır, kendisine. Anlam kayması sebebiyle oluşan kar topu yuvarlandıkça yuvarlanır da çığ halinde üzerlerine kapaklanır. “Şükür bu halimize de, ya hiç kar yağmasaydı(!)” deme cehaletinde olanlar, güneşi astarının cebinde kaybettiklerinin farkında  olmayan cedlerinden daha aciz, daha sefil olduklarının idrakine dahi varamazlar. Asanları, kesenleri, şimdi ile önceyi ayıranları, köprüyü yıkıp olan yolu da yok edenleri yüceltme deliliğini de kimseye bırakmazlar. Patika yolu kendilerine sunanları, tahta oturturlar, her sene bu durumu kutlarlar. Kalabalıkların karşısına geçip, gidilen yolun çıkmaz sokak olduğunu hatırlatma vazifesinde olanlar, kalabalığın en önünde çıkmaza sokağa doğru koşmaktalar. Kiminin ağzında ilahi sözler, kiminin cebinde mukaddesât olduğu halde... Ahh ne acı, ne üzücü, ne ızdırap verici durumdur bu hal... Ecdad dilden gönle girememiştir bu delilerde. 

Başka bir grup zaten farklı olduğu iddiasını savunmasından olacak ki dışarıdan seyrettikleri vehmine kapılırlar, her şeyi. Doğruyu ancak onlar bilirler ve her yenilikte de öncüdürler(!). En garip zamanlarda, en garip mekanlarda, en garip davranışlarla var olma ayrıcalığını kimseye kaptırmak istemezler. Bi de bununla övünürler(!). Bir taş alırlar ellerine, durmadan atarlar şeytan olarak gördükleri her şeye. İşin garip yanı İblis de onlarla taşlar, onların şeytanını. Kutsaldır, dokunulmazdır, unutulmazdır, unutulmamalıdır. Doğru ya sadece onlar vardır dışarıda ve sadece onlar hükmetmelidir hayata. Neyin okunduğunu da bilmezler ha(!). Cahil demeyelim bunlara, ne de olsa dışarıdan seyrediyorlar delileri, delinin kim olduğunu bilmeden. Kin, nefret ve öfke bunların taşıtı, hareketsiz bekleme ise bu taşıtın yakıtı. Limanlarını kaybetmiştir bunlar. Güneşleri dahi yoktur da en azından sığınacakları bir köhne limanları olsaydı...

İşte iki deli hafız. İkisi de biliyor deliliklerini, ikisi de farkında aklın kimde olacağının.

Bugün olanların içyüzü bundan farksız değil aslında. Bir nümayişdir kopmuş geliyor dağdan, dünü unuttura unuttura. Dünün mazlumları evlatlarının bu hallerinden bîhaber. Ya haberdar mı olsalardı? Hiç sanmam bunu isteyeceklerini... 

Not: Belli bir kasıt ve hedef kitle yoktur. A’mak-ı Hayal’de geçenler gibi hayalin derinliklerinden gelen bir haykırıştır.  

Fatih Gilik 

Okunma : 3605