Anlamı Bulmak | Karamandan.com - Karaman Haber

Anlamı Bulmak | Karamandan.com - Karaman Haber

28 Eylül 2020 Pazartesi
Anlamı Bulmak

    İnsan hayatı boyunca yapıp ettiği her şeyin anlamını sorgulamaya ve nihayetinde yaşamının anlamını kavramaya çalışır.

İnsanı konu alan bütün disiplinlerin birleştiği nokta olan anlam, insanı diğer canlılardan ayıran en belirgin hususların başında gelmektedir. İnsan nefes aldığı müddetçe olumlu-olumsuz, iradeli-iradesiz tüm tutum ve davranışlarına bir anlam yüklemiş, bütün davranışlarına doğru veya yanlış anlamlı bir açıklama getirmiştir.

İradenin ölümü olarak nitelendirebileceğimiz intihar olayı dahi, intihar eden kişi için bir anlam ifade edebilmektedir. Onun için artık yaşamak anlamsızlaşmış, ölmek anlam kazanmıştır. Yani intihar etmesinin nedeni yaşamanın anlamını yitirmesi ve anlamı ölümde bulması olmuştur.

     Anlamlı bir hayata kavuşmaya yönelik çabaların ulaştığı başarı açısından modern dönem ile modern öncesi dönem arasında kesin çizgilerle ayrılmış farklar vardır. Modern öncesi dönemde yaşayan insanlar için hayatın anlamını kavramak ve anlamlı bir hayata kavuşmak genelde teslimiyetçi bir anlayışın çizmiş olduğu portreye göre şekillenmiştir. Modern öncesi dönemin insanı hayatın onca acımasızlığına ve karşılaştığı muhtelif sorunlara rağmen, modern dönemin insanına göre daha huzurlu olabilmiştir. Modern öncesi dönemin insanını hayata bağlayan amaçlar vardı ve bu amaçlar günümüzle mukayese edildiğinde iptidai bir yapıda da olsa, o insanı hayatta tutuyor ve karşılaştığı zorluklar karşısında yılmamasına, pes etmemesine neden oluyordu. Üstesinden gelemediği bir sorunla karşılaştığında ise sahip olduğu teslimiyetçi anlayışa sığınıyor ve böylelikle kendisini tatmin edebiliyordu.

Modern öncesi dönemin insanı karşılaştığı her sorunu mutlak manada çözmek gibi bir zorunluluğu kendisinde hissetmiyordu. Ona göre insan, yapabildiği kadarını yapmalı, sınırlılıklarını ve imkanlarını belirleyen mikro toplumun kuralları dışına çıkmamalıydı. Onun için hayat kısaca bundan ibaretti. Bu döneme ait insanın hayatı anlamdırma açısından takınmış olduğu tutum ve davranışların ana sebebini, toplumların mikro düzeyde olması ve toplumlar arası etkileşimin günümüzdeki kadar hızlı ve aktif olmamasında aramak gerekir.

Ayrıca tanrı inancının da -doğru veya yanlış- hayatın temelinde yer alması, bu dönem insanının hayata anlam verme gayretini etkilemiştir. Her şeyden önce hayatın amacını yaşamak olarak kabul eden modern öncesi döneme ait insan, güneşin doğmasıyla başladığı yeni günü, emeğini kazandıracak işi yapmakla doldurur ve nihayetinde geceye kavuşurdu. Bu dönem insanına göre karşılaşılan hastalıklar son derece tabî, ölümler ise kabul edilmesi gereken bir gerçekti. Doğaya hükmetme ihtirasının doruk noktaya çıkmadığı bu dönemi, insanın, hayatın anlamını bulduğu ve o anlama göre yaşadığı, böylece huzurun ve iç dinginliğin sağlandığı dönem olarak tavsif etsek yanlış bir çıkarımda bulunmamış oluruz.

     Modern dönemin insanı ise anlamlı bir hayata kavuşmaya yönelik çalışmalarında son derece başarısız ve hatta yetersizdir. Küreselleşmenin hiç olmadığı kadar toplumları etkilediği günümüzde, anlamı bulmak keşmekeş bir hal almış, teknolojinin gelmiş olduğu nokta ise insanı anlamdan ziyade anlamsızlığın kıyısına sürüklemiştir. Her şeyden önce modern dönem, günümüz insanının geleceğine korku ve endişe yüklemiştir. Teslimiyetçi yaklaşımın terkedildiği ve pozitivist-rasyonalist anlayışın çizmiş olduğu hududun kabul gördüğü modern dönem, anlamı mücerret olmaktan ziyade müşahhas olanda aramaya yöneltmiştir. Bunun başlıca sebepleri; küreselleşme ve teknolojik imkanların gelmiş olduğu noktadır. Küreselleşme çoğu zaman ekonomik parametreler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır.

Ancak bu modern dönem için yeterince tatmin edici bir açıklama değildir. Zira ülkeler, bölgeler veya kıtalar arasındaki etkileşimin artması  ve hızlanması küreselleşme olgusunu daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu açıdan bakıldığında küreselleşme olgusuna ekonomik etkenlerin yanında, toplumsal ve kültürel pek çok dinamiğinde etkisi olduğu görülecektir. Böylece modern dönem insanı, hayatına anlam yükleme aşamasında diğer toplumların eylemlerine göre tavır alma ve reaksiyon gösterme zorunluluğunu kendisinde hissetmiş ya da en azından farketmese dahi hayata yüklediği anlam diğer toplumların tutum ve davranışlarından etkilenmiştir.

Bu da kendi toplumunun sahip olduğu değerlerden beslenen hayatına, başka değerlere ait olan hayatın anlamını giydirme hatasına neden olmuştur. Böylece bir anlam travması yaşamış, ruhunun dinginliğini sağlayamadığından huzuru bulamamış, nihayetinde anarşizme varan eylemlere yönelmiş ya da hayata dair umutsuzluğa, vurdumduymazlığa ve umursamazlığa düşmüştür. Burada en büyük zararı dünya üzerinde edilgen konumda yer alan toplumların insanları yaşamıştır. Edilgen konumda yer alan toplumların dünya üzerinde ekonomik açıdan da güçsüz olduklarını ve buna bağlı olarak hayat şartlarının da etken toplumlara göre daha ağır olduğunu göz önünde bulunduracak olursak, edilgen topluma ait insanların, karşılaştıkları sorunlara yaklaşma açısının da, yanlış anlamı yükledikleri hayatları ekseninde son derece hatalı olduklarını anlamış oluruz.

     Modern dönem insanını anlamlı bir hayata kavuşmada etkileyen ikinci unsur ise hiç şüphesiz teknoloji olmuştur. Teknoloji ile birlikte maneviyatın da kaybolduğu bedahet derecesinde bir gerçektir. Modern dönem bu açıdan da maneviyatın akılcılığa kurban edildiği bir dönemdir. Teknolojik imkanlar; güvensizlik, umutsuzluk, yetersizlik, doyumsuzluk, umursamazlık ve vurdumduymazlık gibi kişilik bölünmelerine yol açan olumsuz duyguları beslemiştir. Aslında hayata karşı umutsuz ya da güvensiz durumda olan bir bireyi belli bir amacı tekrar canlandırarak hayata döndürebilir ve tekrar yaşamasını sağlayabilirsiniz. Ancak umursamaz ya da vurdumduymaz bir birey tamamen anlamını yitirmiş hatta anlamını bulma yolunu da kaybetmiştir. Neticede onun için hayat ölmüştür.

Modern dönemin insanı teknoloji ile kendi canavarını yaratmış, başlangıçta kendi kontrolünde tuttuğu gücün kontrolü altına girecek kadar zayıflamıştır. Yönetmesi gereken eşya tarafından yönetilmeye başlanan insan, teknolojinin sunmuş olduğu hayatın dışına çıkamamış ve o hayatta yaşamaya başlamıştır. Küreselleşmenin etkisi teknolojinin sunmuş olduğu hayatta daha belirgin bir hal alacağı için insan (önceki paragrafta da belirttiğimiz üzere) yanlış toplumun anlamını hayatına entegre etmiştir. Bu da ait olmadığı  yapıya eklenmeye çalışılan eşya gibi olmuştur. İster istemez gerçek hayatın acıları ve hüzünleri ile yüzleşen modern dönem insanı, teknolojinin dışına çıkmak durumunda kalmış ve bu durumda da sudan çıkmış balık misali afallamış, ne yapacağını bilememiş ve anlamdan kaçarak anlamsızlığın boyundurluğu altına girmek durumunda kalmıştır. Anlamsızlık ise huzursuzluğu ve kaygıyı doğurmuştur. Modern dönem insanının yeniden huzura kavuşması ise ancak ve ancak anlam arzusunu yeniden sahih temeller üzerine oturtmasıyla mümkün olacaktır.

     İnsanın anlam arayışı şimdiye kadar yazdıklarımızdan da anlaşılacağı üzere çok eski ve kıyamete kadar da süregelecek bir faaliyettir. Modern dönemle birlikte daha da karmaşık bir hal alan dünyamızda, hayata dair anlamımızı bulmak kabul edelim ki çok kolay olmayacaktır. Ancak bu durum da, insanı tamamen pesimist bir anlayışa götürmemelidir. İnsanın, modern dönemde rahatlığı arttığı oranda huzurunun artmadığını idrak edecek olursak, “anlam”’ın ekonomik refahta ve konforun kalitesinde olmadığını biliriz. Yine modern dönem öncesi insanının kabul ettiği teslimiyetçi yaklaşımdan bir nebze de olsa nasiplenmeden, modern dönem insanının anlamlı bir hayata kavuşmasını ummak ütopik olacaktır.

Elbette cebri bir anlayış kabul edilemez; ancak pozitivist-rasyonalist bir çizgide süregelen hayatın gerçek “anlam”ı bulması ve kavraması da imkansızdır. Aşkın bir Tanrı inancının hayata nakşedilmesi, anlamlı bir hayatı bulma noktasında gereklidir. Hayatın güzellikleri ve çirkinlikleri, zorlukları ve kolaylıkları, hakkı ve batılı bir arada barındırdığı inancını tekrar hatırlatacak olan ve daima insanı müspet manaya sevk edecek tutum, aşkın bir Tanrı inancında saklıdır. Bu inanç hayata karşı bakışta insanı tek yanlı olmaktan kurtarmakla kalmaz; her türlü zorlukta ve sıkıntıda da bir manevra şansı verir.

Hayatın acı ve tatlı yanlarıyla insana yararlanabileceği pek çok değeri sunduğunu anlamak için Tanrı inancı şarttır. Tahrif edilmemiş Tanrı inancının da sadece İslamda olması, hayatı anlamlı kılmada İslamiyet’in rehberliğini kabul etmeyi gerektirir. İnsan anlamı ve ruhun huzurunu, hayatı yaşanılabilir kılan her şeyi ancak bu şekilde kazanır. Aksi halde modern dönem insanı, kafeste çarkta dönen hamster misali bir kısır döngüde yaşamaya devam edecektir.

     FATİH GİLİK

Düzenleme : 08 Haziran 2020 19:12 Okunma : 1099