Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 13 Temmuz 2018  -  Saat : 17:48:28   Görüntülenme: 2005

DİVLE (ÜÇHARMAN) KÖYÜ
İlçeye 15 km. uzaklıkta, 1275 metre rakımda olan köy, Torosların kuzey yamaçlarında yer almaktadır. Köyün kuzeyi ve güneyi sarp kayalıklarla çevrili bir vadi içerisinde dağınık bir şekilde kurulmuş olup, doğusunda Kıraman, batısı Ayrancı Merkez ve Buğdaylı, kuzeyinde Ağızboğaz, güneyinde Melikli ve Çat köyleri bulunmaktadır. Köyün hemen yanında yükselen kayalar içerisine oyulmuş ünlü Divle kalesi bulunmaktadır. Hz.İsa’nın havarilerinden St. Paul tarafından, Hıristiyanlığa geçirilen ilk Hıristiyanlar tarafından oyulduğu sanılmaktadır. Kale, bir apartmanı andırır şekilde, çok katlıdır. Kale içindeki yerleşim, mağaralar içinde ve toplu mesken şeklinde planlanmış ve yapılmıştır. Mağaralar içinde dar ve küçük kapılarla birbirine bağlanan odalar ve geniş salonlar yer almaktadır. Kale, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar zamanında, aktif olarak kullanılmıştır. Kale önünde ise, harabe yani yıkık halde, bir kilise, bir medrese, bir mescit ve bunların önünde ise çeşitli mezarlıklar bulunmaktadır.

Dışarıdan bakıldığında ise irili ufaklı oyuklar, pencereler göze çarpmaktadır. Köylüler tarafından, kalenin su ihtiyacını karşılamak için dereye doğru inilen gizli bir tünel olduğu fakat bu tünelin zamanla kapandığı söylenmektedir. İbrahim Hakkı KONYALI, kalenin oluşmasında Etilerin, Romalıların, Bizanslıların, Ermenilerin, Selçukluların, Karamanoğullarının ve Osmanlıların emek harcadıklarını belirtmektedir. Kalenin Romalılar, özellikle de Bizanslılar tarafından faal olarak kullanıldığını söylemek mümkündür. Konya yöresine ait çeşitli salnamelerde kalenin faal olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Divle Köprüsü, köyün ortasından geçen derenin üzerinde, köyün iki yakasını birleştirmektedir. Uzunluğu 52 metre, genişliği 4 metredir. Yapı, ana göz ve yanlarda iki göz şeklinde yapılmıştır. Korkulukları ise, büyük blok taşlarla örülmüştür. Kitabesi bulunmayan köprünün, Karamanoğulları döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Günümüzde halen kullanılmaktadır. Divle’den Torosları aşarak Çukurova’ya inmek mümkün olduğundan, Haçlılar zamanında da önemli bir merkez ve uğrak yeri olmuştur. Divle özellikle Karamanoğulları döneminde çok önemli bir merkez olmuştur. Karamanoğlu Fahrettin Ahmet Bey’in burada yazları konaklamak amacıyla saray yaptırdığı söylenmektedir. Saraycık Yaylası mevkiinde saray kalıntıları ve örenler ile antik yerleşim kalıntıları bulunmaktadır. Buraya av köşkü yaptırdığı söylenmektedir. Şikari’nin Karamanoğulları adlı eserinde14.yüzyılın ortalarında Karamanoğulları Beyi olan Karamanoğlu Fahrettin Ahmet Bey’in Divle’yi yaylak olarak kullandığı ve burada yazlık bir saray yaptırdığı kayıtlıdır. Yine Fatih Sultan Mehmet’in iki oğlundan biri olan Cem Sultan’ın taht kavgası için kardeşi II. Bayezit’le savaşıp mağlup olduktan sonra Rodos’a kaçarken Divle’deki bu sarayda 2 yıl kadar saklandığı bildirilmektedir (Konyalı,1970).

1500 yılından başlayarak ulaşabildiğimiz tahrir defterlerinde bu yörede Salur Boyuna dâhil Kuştimur Cemaatlerinin yoğun olarak yerleştiğini görüyoruz. Bu cemaatlerin yerleştiği köylerin birçoğunun köy, mahalle veya yayla vs. ismi ile varlığını sürdürdüğünü görmekteyiz.  Bu tarihte Eskiil Kazasına bağlı Kuştimur Cemaatleri şunlardır: Ağin, Buğdaylı, Geleri, Ereğli Şehri, Dökenek, Güzeller, Gözen, Haramzalı, İt Burnu, Kumcu, Kumrallar, Küçük, Taşkunlar Cemaati ya da Andı Kara Karyesi Kuştimurları, Yarımca, Yassıviran, Yenice, Eyüpler, Yıvai Kuştimur Davut Hacılar (Akçaşehir’de sakindirler) köylerinde bulunmaktadırlar. Yine Eskiil Kazasında müstakil cemaatler başlığı altında, Çataklı Karyesi, Elipınar Mezrası Cemaati, Obruk Karyesi bulunmaktadır. Atçeken gurupları içerisinde ise Söylemişli, Kurt Boğazı, Melçik, Keşli, Saraylu Karyesi Çepnileri gibi köy ve cemaatler bulunmaktadır. Bunların birçoğunu barındıran Divle halkı ve çevresi bu aşiret ve cemaatlerden oluşmaktadır. Başlamışlı adı ile de bir aşiretin varlığını da biliyoruz.

27 Ağustos 1900 tarihli bir belgede ise; “Saçıkaralı Aşiretinin ikamet ettiği Konya Ereğli'sine bağlı Divle Nahiyesi'nde Orman olmadığı halde kendilerinden Orman vergisi alınmasının meni hususundaki arzuhalin tekraren Konya Valiliği'ne gönderildiği“ geçmektedir. Bunlardan Melçik aşireti, BOA, TD 1061, s. 24; 387 Numaralı Muhasebe Defteri,  s. 231. 1591 yılında Eskiil’e tabi Divle, Tolga, Kayabeğli, Masukıran ve Ereğli’ye tabi Kaldırıç ile Avdul ve Konya’ya bağlı Kanatkaya ve Sultaniye (Karapınar) köylerinde sakindirler. 1642 yılında ise sadece yurdları olan Divle’de sakindirler. Bu tarihte 54 hane ve vergiden muaflarla birlikte 84 hane gibi kalabalık bir aşiret olarak karşımıza çıkmaktadır. O dönemin şartlarında 400 civarında bir nüfus demektir. O halde Divle’nin temel unsuru olan aşiret Melçik (Melçek, Melicek)’tir. Divle kaza merkezi olması dolaysıyla buraya gelen Müderrislerin, askeri görevlilerin, Hocaların burada kalmaları ile değişik unsurlarda buraya katılmıştır. Örneğin Yüzbaşılar Kütahyalıdır. Tespitlerimize göre Arizli, Tatar, Diyarbakırlı, Kayserili, Eşmeli, İnegöllü, Kıramanlı, Arap, Mısırlı, Koraşlı, Borlu, Eleğisli, Payaslı, Çömelekli, Kızıllı, Boşnak, Karataşlı, Türkmen, Aladağlı gibi nereli oldukları belirtilmiş kişiler 1854 kayıtlarında mevcuttur. Ancak en kalabalık olanı Mısırlılardır. 

Osmanlı imparatorluğu zamanında da stratejik önemini koruyan Divle, devamlı olarak iskân edilmiş ve Divle Sancağı önemli bir merkez olmuştur. 16. Yüzyılda Eskiil Kazasına bağlıdır. 387 Numaralı Muhasebe Defteri,  s. 231. 1591 yılında Eskiil’e tabi Divle olarak geçmektedir. Daha sonra Esbkeşan Kazasına bağlanmış olduğunu görüyoruz. Konya sancağına bağlı Devle kazasının uzaklığı sebebiyle merbut olduğu Esbkeşan Kazası'ndan ayrılarak Ereğli Kazası'na ilhakına ve müdürlüğüne dair belge Hicri 30.M. 1268, Miladi 15 Kasım 1951 tarihlidir.  Bu belgeden 1851 yılına kadar Esbkeşan kazasına bağlı kaldığını bu tarihte uzaklığı nedeniyle Ereğli’ye bağlandığını anlıyoruz. 1854 yılı Konya Salnamesinde, Konya Livası’nın ilçeleri sayılırken “Kureyş Maa Divle” olarak geçmektedir. Karamanoğulları ve Osmanlılar döneminde bugünkü Ayrancı ve çevresi Divle’nin çiftliği olarak kullanılmıştır. Yine kayıtlardan anlaşıldığı üzere Osmanlı Devleti, 1833 yılında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ile savaşa girer. Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa yönetimindeki kuvvetleri daha önce ele geçirdiği Suriye üzerinden Çukurova’ya girer. Osmanlı’yı Konya’da yenerek Kütahya’ya kadar ilerler. Bu sırada Divle yöresi de ele geçirilmiş ve buraya Helimoğullarından Abdulhalim oğlu Mehmet Ağa’yı “Bey (ayan-voyvoda)” olarak atanmıştır. Bu kişi daha önce İçel sancağında görevlidir. Mısır Valiliği adına Divle Kazası’nın vergilerini toplamıştır. Halk üzerinde etkili hareketleri sonucunda çevredeki çiftlikleri, verimli arazileri ve hatta köyleri üzerine geçirerek tekrar Divle halkına kiralamıştır. Bu sebeple kiraladıkları topraklar ve yetiştirdikleri hayvanlar karşılığında vergileri halk vermekte ve vermeyenler cezalandırılmaktadır. Bu konuda çeşitli söylencelerde vardır. Kanlı Ceviz’in adının Helimoğlu’nun insanları cezalandırdığı yer olarak bilirler. 

Tüm bu yaşananlar karşısında halk Helimoğullarına düşman oldu. 1941 yılında Helimoğlu Mehmet Ağa Divle’deki konağında iken evini dört bir yandan basıp ateşe verirler. Bu başkaldırıya ön ayak olanlar köyün ileri gelenlerinden Seyit Hacı Mehmet ve Kasap Mustafa’dır. Evin yanması sonucu dışarı çıkan Helimoğlu Mehmet’e ateş açarlar. Toptan hücumu ile öldürürler. Sonuçta Konya’da görülen mahkemede suçları sabit görülen kişiler diyet ödemeleri ve Pranga mahkûmu olarak Divle dışında yedi yıl cezaya çarptırılırlar. Helimoğlu’nun varisleri; eşi, çocukları ve kardeşleri bu mahkemede taraf olmuşlardır. Helimoğulları sadece Divle ile de sınırlı kalmamış kardeşi, Ahmet Camii Kebir Mahallesinin 1 numarasında, Halil ise Camii Medrese mahallesinin 1 numarasında kayıtlıdır ve müderristir.  Büyükkoraş köyünün imam hatibidir. Bölgedeki arazilerin tamamına yakını ve tüm çiftlikler ile bazı köyler çok kısa sürede Helimoğullarına geçmiştir. 1856 yılında köylüler ile Halimoğlu Ahmet arasında arazi kavgaları çıkmıştır. Mahkeme İstanbul’a taşınmış buradaki duruşmada Halimoğullarının beş çiftlikle ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır. Daha sonra görülen mahkeme ile anlaşma yoluna gidilmiş ve aşağıdaki çiftliklerde hisseleri verilmiş kalanları ise halka dağıtılmıştır. Saray ve Serpek çiftliği, Orzala Çiftliği, Böğecik (Büyecik) Çiftliği, Cinnas Çiftliği, Divle Merkez Kasaba Çiftliği, Melik Bey Çiftliği, Şamlı Köyü ve diğer altı köydür. Arazi anlaşmazlığı ve 1868 yılında da devam etmiştir. 

Camii Kebir Mahallesi: Halimzade, Katıroğlu, Sarıoğlu, Otmanoğlu, Beddemir, Bıngıllı, Gözgitti, Ünzileoğlu, Kuzgun, Topal, Tülü, Helvacı, Dölek, Kara, Deli, Yolcu, Yüğür, Tahtasakal, Avdos, Yumuk, Mirab, Evliyaoğlu, Gök, Hımarcı, Kelle, Kürt, Odabaşı, Voyvoda, Buğurcu, Kosal, Beyazıt, Ocakoğlu, Molla, Gökmen, Güllü, Cıngacı, Çöğürcü, Tatar, Evliya, Obrukçu, Gilinoğlu, Sarı, Kuyumcu, Solak, Koca, Göde, Bozoğlan, Kethüda, Kırcı, Toblak, Külahçı, Gök, Sofu, Şehirli, Demirci, Emir, Pekgöz, Kasap, çavuş, Bıyıklı, Gedik, İba, Köse, Karagöz, Köşger, Kel, Küçük, Mağaracı, Arizi, Kahveci, Bendemir, Solak, Gavas, Kuru, Alemoğlu, Köslü, Gemalmaz, İmamoğlu, Çopur, Zındılcı, Tura, Sofuoğlu.

Halil Efendi Mescid Mahallesi: Hacı Veli Ağa, Genç, Kasap, Murtaza, Tatçı, Köşker, Molla, Gök, Çopur, Bakkal, Topal Berber, Püsküllü, Samurkaş, Usta, Deli, Çalık, Köse, Çuldan, Urus, Kara, Yılanoğlu, Koca, Kurt, Kurtoğlu, Sarı, Döşlüoğlu, Kâhya, Kör, Mısırlı, Hüsemoğlu, Boz, Kapusuz, Koraş, Postallı, Topal, Helvacı, Borlu, Cübbesi sökük, Kelepçe, Ayvanoğlu, Arap, Beyli, Köle. Melik Bey Mahallesi: Küçük, Aydınlı, Usta, Beddemir, Koba, Koca, Solak, Külahçı, Kara, Aydınlı, Hovarda, Çungur, Parmaksız, Karakoyun, Kethüda, Gök, Yazlık, Belikli, Karaoğlan, Saatçi, Mirab, Molla, Topal, Seyis, İlik, Çarşıcı, Sarı, Tıraş, Molla, Yeniçeri, Kumacı, İbili, hanımoğlu, Kötü, Emeksiz, Beğoğlu, Fakıoğlu, Karakahveci, Taşçı, Çekmeci, Atkafası, Sofu, kara Köse, Mısırlı, Öksüz, Muslu, Bıyıklı, Hayta, Kızıllı, Koyuncalı. Mahalle-i Camii Medrese: Halimzade, Kör, Deli, Müstecip, Mavi, Kel, Boz, Türk, Topal, Molla, Sadır, Vali, Bağşiş, Türkmen, Cevher, Kuru, Arap, Buğdaycı.  Mahalle-i Taşbaşı: Demircizade, Delibaşoğlu, Köşker, Kıramanlı, Kasapoğlu, Molla, Evliya Fatıması, Mısırlı, Köse, Buğdaycı, Deli Kara, hayta, Husemoğlu, Kavlak, Kasap, Seyrek, Itırcı, Camcı, Topal, Karakuz, Yörük, Tekli, Babaoğlu, Çocuk, Sohta, Topkara, Kara, Kolukısa, Deli. 
    
Bu lakapların bazıları bu gün soy isim olarak kullanılmakta, bazıları sülale adı olarak kullanılmaktadır. 1855 yılından sonra Divle’den ayrılan köyleri ve hangi köylerde bulunduklarını tespit etmemiz mümkün olabilir. 1873 Konya Salnamesinde Divle Nahiye olarak kaydedilmiş ve 478 hanede 1409 nüfusu ile oldukça kalabalık olduğu görülmektedir. Divle’nin eski bir köy olduğunun diğer kanıtı da mezarlıklarıdır. Türklerin ilk dönemlerde kullandığı Balbal taşlarından bol miktarda bulunmaktadır. Bizim yaptığımız saha taraması çalışmasında sekiz adet mezarlık olduğunu gördük. Bir tanesi de Saraycık mevkiinde idi. Bu mezarlıklarda Türklerin bölgeye ilk geldikleri yıllardan günümüze kadar çeşitli dönemleri yansıtan açık hava müzesi gibi mezar taşları bulunmaktadır. Balbalların yanı sıra burada sürekli medrese, zaviye ve okulların bulunmasından çok sayıda sarıklı mezar taşları da vardır. Karamanoğulları döneminde Halil Efendi Medrese ve zaviyesinin varlığını biliyoruz. Köyün içinin her yerinde mezarlık bulunmaktadır. Bir tanesinde Bizans Mezarlığı kalıntıları vardır.

1868 yılında mülki idarede yapılan bir değişiklikle Konya Eyaletinin, Konya Sancağı, Ereğli Kazasına bağlı nahiye statüsüne dönüştürülmüştür. Yani idari yönden kaza olan Divle bir alt kademe olan nahiyeye çevrilmiştir. 1870, 1871 ve 1872 yıllarına ait Konya Salnamelerinde Divle, Konya Eyaleti Ereğli Kazasına bağlı bir nahiye olarak görülmektedir. Divle nahiyesinin zamanla nüfusunun artması ve halkın çiftlik olarak kullandıkları tarlaların uzak mevkilerde olması nedeniyle, bu çiftliklere gidip gelen halk zamanla bu mevkilere yerleşmeye başlarlar. Böylece yeni köyler kurulur. 1883 tarihli Konya Salnamelerinde mahalle sayısının 7, köy sayısının 11 olduğu belirtilmektedir. Divle nahiyesinin 12 köyü olduğu ve nahiye müdürünün Pertev Efendi, kâtibinin ise İbrahim Efendi olduğu Konya salnamelerinden anlaşılmaktadır. 1903 yılında Osmaniye (Ayrancı) adlı Kırım Muhacirlerinden yerleşim yeri kurulması ile Divle köy durumuna gelmiştir. 

Çiftlik olarak kullanılan yerlerin uzaklığı nedeniyle gidip gelmekte zorlanan halkın çiftlik olarak kullandıkları yerlere yerleşip yeni köyler kurmaları ile nüfusu azalan Divle, nahiyelikten köy haline gelmiştir. Yörede Divle halkı tarafından kurulan köyler şunlardır; Ağızboğaz, Ambar, Böğecik, Dokuzyol, Hüyükburun, Kale, Karaağaç, Kavuklar, Saray. Ancak daha önceden Divle’de bulunup bu gün Ereğli ilçesine bağlı olan Melicek, gibi köyler de bulunmaktadır. Eski adının Devle (Değle) olduğu, sonradan değişikliğe uğrayarak Divle olarak adlandırıldığı söylense de kayıtlarda böyle bir ibareye rastlanılmamıştır. Derbe’nin yeri hala belirlenememiştir. Belirlenebilmesi için somut delillerin oluşması gerekmektedir. Bu olasılığın da doğru olabilmesi için yazılı veya Derbe olduğunu kanıtlayıcı delillere ulaşmak gerekmektedir. Divle’nin enine boyuna araştırılması bu olasılığa açıklık getirecektir. Ancak burasının Hristiyanlığın erken dönemlerinde yaşam merkezlerinden olduğunu kanıtlayıcı özellikte yapı ve kiliseler ve kaya yerleşkeleri mevcuttur. Divle, Antik çağda Lykaonia-Kilikya bağlantısını sağlayan önemli bir geçiş noktasındadır. Lykaonia’dan Karakuyu Yaylası yoluyla Dedeliyayla’ya oradan da Kilikya’ya Divle üzerinden ulaşılmaktaydı. Divle’nin sonraki zamanlarda da önemli bir yol kavşağı olma durumunu sürdürdüğü Karamanoğulları dönemi kaynaklarında sıklıkla anılmasından anlaşılmaktadır. 1432 yılında B.  De La Broquière,  Ereğli-Karaman yolculuğu sırasında muhtemelen Divle’ye uğramış ve insanların mağara evlerde oturduklarını kaydetmiştir  (de La Broquière1892:  105). W.  M. Hamilton  (1842:  320)  ve Ch. Texier (2002, III 298), buradaki kalıntılar ve Stephanus Byzantinus’ta yakınında göl olması gerektiği bilgisinden hareketle Divle’yi Derbe olarak düşünmüşlerdir. Texier, Divle’de bir eski kale harabesi ile duvarları fresklerle süslü bir Bizans Kilisesi bulunduğuna da işaret eder. 

Ancak Derbe’nin Kerti Höyük’e işaretlenmesi ile (Ballance 1957: 147-151; Belke 1976: 175 vd.) bu görüş geçerliliğini yitirmiştir. Ancak Kerti Höyük’te yapılan kazılarda Derbe olduğuna dair bulgulara rastlanamamıştır. E. J. Davis, 1875 yılında bölgede yaptığı gezi sırasında Divle’ye de uğramış, ancak Başlamışlı Vadisi’ndeki mezar kalıntıları dışında Antik dönemine dair ayrıntılı bir bilgi vermemiştir. E. J. Davis’in seyahatine en çok 1873 yılındaki kuraklık ve sert geçen 1873-1874 kışı damgasını vurmuştur. Öyle ki adı geçen seyyah, o kış umulmayan bir kar yağışı nedeniyle 48.000 koyun ve keçinin telef olduğunu bildirmektedir. Vadi içerisinde doğu-batı yönünde uzanan Divle yerleşiminin hemen kuzeyinde ve Koca Deresi’nin akışına göre sağında kat kat yükseltilerden oluşan kaya kiliseleri ve yerleşmeleri vardır (Resim 3). Taşkale Kasabası’ndaki Manazan yerleşmesiyle büyük benzerlikler gösteren Divle kaya yerleşmeleri de çevresindeki diğer benzerlerinde olduğu gibi halk tarafından “kale” olarak adlandırılmaktadır. Çok sayıda irili ufaklı yapı arasında odalar, mahzenler, harçlı yapılar ve sarnıçlar görülmektedir. 

Yine Divle Köyü’nün batısında Başlamışlı mevkiinde aynı adlı derenin kuzeyinde yer alan dik yamaçlarda iki ya da üç katlı, çok odalı kaya yerleşmeleri bulunmaktadır. Çok katlı kaya yerleşmesinin bu katları arasında geçişi sağlayan ilkel merdiven düzenlemeleri mevcuttur. Buradaki kaya kilisesinde fresklere de rastlanmaktadır. Yapı karakterinden ve yüzey bulgularından Başlamışlı kaya yerleşmelerinin de çevredeki diğer benzerlerinde olduğu gibi, Bizans devri kaya yerleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. Yağmur ve kar suları ile beslenerek Ayrancı barajına dökülen dere vadi boyunca uzanır. Bu dere boyundaki arazilerin tarım ve bahçeciliğe uygunluğu nedeniyle köyün vadi boyunca dağınık olarak kurulduğu gözlemlenir. Sulanamayan kıraç arazilerde tarla bitkileri ekilirken, vadi içindeki sulanabilir arazilerde meyve bahçeleri, kavak ve söğüt gibi ağaçlar ile özellikle son yıllarda yem bitkileri üretimi yaygındır. Meralar 1.100-1.400 metre rakımlıdır. Ot çeşitliliği ve verimliliği yeterli olmasına rağmen yaylacılık terk edilmeye başlanmıştır. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yaygın olduğu köyde özellikle Kıraman-Üçharman köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin gerçekleştirdiği inekçilik projesinden sonra Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği de önem kazanmış olup köy ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır. Küçükbaş hayvanlardan elde edilen sütler tulum peyniri yapılarak obruğa konur ve böylece “Divle Obruk Peyniri” elde edilir.

Köy ekonomisine önemli katkı sağlayan, köyün yurt içi ve yurt dışında tanınmasını sağlayan diğer bir kaynak da ünlü obruğu ve bu obrukta bekletilerek özellik kazanan tulum peyniridir. Obruk, köyün güneyindeki tepe üzerinde yer almaktadır. Arazideki çöküntü nedeniyle oluşmuş, baca şeklinde yeraltına doğru uzanan,  tabanında sağa ve sola doğru genişleyen 36 metre derinlikte doğal bir oyuktan ibarettir. Obruk içindeki havalandırma ve nem tamamen doğal yollarla gerçekleşmekte olup, yazın oldukça serin, kışın ise ılık olmaktadır. Bu durum içerideki tulum peynirlerin olgunlaşmasına katkıda bulunmaktadır. Olgunlaşma sürecinin sonunda obruktan çıkarılarak açılan tulum peynirlerinin bir süre sonra küflenmeye başlaması en büyük özelliği ve lezzet kaynağıdır. Doğu tarafındaki bir çatlaktan obruğun taban kısmına kadar girilebilmektedir. Peynirler ise 36 metre yüksekliğindeki baca şeklinde boşluğa kurulan asansörle indirilmektedir. Burada, muhafaza edilen tulum peynirleri, muhteşem lezzetleriyle, ülkemizin birçok yöresinde bilinmektedir. Divle Obruğuna çevre köylerden ve hatta Ereğli ilçesi köylerinden bile peynirlerini getirip koyanlar olmaktadır. 

Köyün tarihi çok eskidir, civarda kurulan yeni köylerin tamamına yakını Divle’nin çiftliğiydi. Eski adı “Devle” “Divle” olan köye 1964 yılında, yerleşim itibariyle 3 bölük olmasından dolayı “Üçharman” adı verilmiştir. Ancak 2016 yılında tekrar Divle ismi verilmiştir. Bu isim köylerdeki harmanlıklardan dolayı, burada da 3 ayrı harman yeri olduğu için verilmiş olabilir. “Divle Peyniri” ile ünlüdür.
 

DİVLE (ÜÇHARMAN) KÖYÜ
DİVLE (ÜÇHARMAN) KÖYÜ İlçeye 15 km.