Karamandan.com

Karamandan.com

07 Temmuz 2020 Salı
karaman

SURİYE MESELESİ, MİLLİ DURUŞ VE MHP
2010 yılının son günlerinde Tunus’ta başlayan ve hem Ortadoğu hem de Kuzey Afrika coğrafyasına uzanan süreç, bölgesel ve küresel gelişmeler açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülmüştür.
Kategori : Köşe Yazıları
28 Mart 2020 12:39
 
SURİYE MESELESİ, MİLLİ DURUŞ VE MHP

2010 yılının son günlerinde Tunus’ta başlayan ve hem Ortadoğu hem de Kuzey Afrika coğrafyasına uzanan süreç, bölgesel ve küresel gelişmeler açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülmüştür.

Lakin Mart 2011’de sürecin Suriye’ye sirayet etmesi ile birlikte, güç mücadelelerin yoğunlaştığı, çıkar çatışmalarının daha açık bir biçimde dile getirildiği ve sorunun gittikçe kronikleştiği bir tablo söz konusu olmuştur. Bir taraftan, İran-Rusya-Çin hattının asgari müşterekte Suriye üzerinde bir ortak çıkar inşası gündeme gelmiş diğer yandan ABD öncülüğünde Batı’nın kendi çıkarlarını muhafaza ettiği ve bu muhafaza sürecinde de en yalın ifadesi ile mülteci sorununu da mümkün olduğu ölçüde görmezden geldiği bir durum ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Suriye, güç mücadelelerin hem diplomatik hem de askeri alanda yaşandığı bir ülke haline gelmiştir.

Bu noktada MHP’nin özellikle üzerinde durduğu en önemli konu olan ‘Küresel Ortak Akıl’ yerini sadece kavgaya ve kilometrelerce uzak ülkelerin kendi lehlerine olan güç devşirme savaşlarına bırakmaktadır. Coğrafya tarafların bu aymazlığıyla yanarken ‘Türkiye’nin orada ne işi var?’ söylemi sadece abesle iştigalden ibaret olarak görülmektedir. Ayrıca muhalefetin ısrarla yürüttüğü “bölgede Esad eksenli bir siyaset” anlayışı, “milyonlarca vatandaşını öldüren bir katille nasıl birlikte olunabilir?” sorusunu akıllara getirmektedir. Ana muhalefet başta olmak üzere iç siyasetteki FETÖ/PYD ve PKK gibi terör eksenli siyaset bezirganları ciddi anlamda bir Esad lobiciliği yapmaktadırlar. Burada terör eksenli siyaset üreten kesimi anlamak güç değildir. Lakin ülkenin ana muhalefetini anlamak CHP’deki eksen kaymasını çözümlemek ve Y-CHP’yi iyi analiz etmek gerekmektedir.

Yine kronikleşen bu sorun kapsamında, asgari müşterekte Suriye üzerinde ortak çıkar inşası amacında olan Avrasya ekseni, Suriye’de yaşanan insanlık dramını, mülteci sorununu arka planda tutmuş, Esad öncülüğünde bir Suriye vizyonunu doğrudan ya da dolaylı bir biçimde çeşitli diplomatik ziyaretler ve mesajlarla deklare etmiştir. Bununla birlikte, özellikle Rusya, bu desteğin yanı sıra, sorunun çözümüne taraf olan bölge ülkeleriyle imzalanan ya da açıklanan anlaşma ya da mutabakatlara da riayet etmemektedir. Soçi mutabakatı ve Astana Görüşmeleri adeta Rusya tarafından rafa kaldırılmıştır. Türkiye’nin bölgede konuşlandırdığı gözlem noktalarına saldırıların ardı arkası kesilmemektedir. Bu saldırılar Rusya kontrolünde Esad güçleri tarafından yapılmaktadır. Bu durumda bile içeride ana muhalefet adeta Esad’a sözcülük yapmaktadır. Adeta Türkiye’de Esad’ın temsilciliğini yapmaktadır.

Hatta bu durumu aleni bir şekilde dillendiren partililerin varlığı ve söylemleri oldukça rahatsız edicidir. Bu açıdan Y-CHP’nin kimlere hizmet ettiği meçhuldür. Ne yapmak istediği, nereye varmak istediği karanlıktır.

Lakin ana muhalefet ne kadar meçhul ne kadar karanlıksa, Milliyetçi Hareket Partisi ve onun siyaseti de bir o kadar berrak açık ve nettir. MHP’nin siyaset ekseni, Ankara merkezlidir. Türk Milleti’nin tarafındadır. Bu sorgulanmaz tartışılmaz tartışılamaz bir gerçekliktir. Rusya ve Esad varılan anlaşmalara uymazlarsa, Türkiye kendi güvenliği, Türk Milleti’nin bölgedeki varlığının devamı için yani ısrar ve inatla tekrarlamakta fayda görülen beka için Şam’a girer, girmelidir gerekirse de girecektir. Bu siyaset anlayışı MHP’nin Türk siyasal hayatında varlık sebebidir.

Suriye’de ölen insanların sayısı maalesef artık istatistiki bir veri olarak değerlendirilirken, sayıları beş milyonu mültecilerden söz edilirken aynı zamanda dış ve iç mahfillerin Suriye üzerinden demokrasi ve insan hakları savunuculuğu yapmalarının tarihi hafızada silinmesi imkânsız bir çelişki olacağı düşünülmektedir. Dış aktörlerin bu yöndeki söylemlerinin ve hamlelerinin yanında Türkiye’de de bu çelişki yumağının içerisinde yer alan unsurların söz konusu olması, Türkiye için bir başka boyutu temsil etmektedir.

Nitekim Türk siyasal hayatı açısından ana muhalefet partisinin, Esad’la görüşme, Esad’ı dikkate alma üzerine dizayn edilen siyaseti tezat dolu bir tablonun veçhelerinden birisidir. Can kaybı, zorunlu göç gibi faktörlerin konuşulmayıp, Esad’ın ağızlardan düşürülmemesi, bu açıdan ibret verici bir örnektir. Türk siyasal hayatında belki de muhalefetin bu denli pervasız ve iktidarı yıpratma zeminini ‘her ne pahasına olursa olsun’ mantığına getirmesi oldukça az rastlanır bir durum olarak düşünülmektedir. Bu durum yine aynı grubunun dedelerinin ülkemizin en zorlu dönemlerinde dillendirdiği şu söylemi aklılarla getirmektedir; “Edirne’yi Enver kazanacağına, Bulgar kazansın.” Muhalefet sadece buradan bile şunu anlamalıdır, Enver bir kahramandı ve Türk Milleti’nin kalbindendir. Edirne bir vatan toprağıdır. Sonsuza kadar da öyle olacaktır. Lakin hainlerin sonunu da elbette tarih yazmıştır, yazacaktır.

Elbette böyle bir anlayışla siyaset ürettiğini düşünen bir ana muhalefet partisinden ülke meselelerine milli bir çözüm beklemek yersizdir. Hatta böyle bir anlayıştan Milliyetçi Hareket Partisi ve O’nun izlediği politikaları anlamasını beklemek mümkün değildir.

Bunun yanı sıra, bir takım “Avrasyacı” zevatın, Suriye’de yaşanan gelişmelere kendi pencerelerinden sessiz kalmayıp (!) Doğu Türkistan’da yaşanan hadiseleri, birer eğitim süreci olarak görmeleri de ayrı bir hilkat garibesi olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu bağlamda şu soru sorulmaktadır: “Suriye özelinde, ilgili mahfiller Esad odaklı değil de Türkiye odaklı bir politika konuşmaya ne zaman başlayacaklardır?” Bu sorunun asli cevabı Türk milletinde vardır. Lakin Türk milletinin verdiği cevap ile bu mahfillerin vereceği/verebileceği cevap arasında hiçbir bağ ve bağlantının olamayacağı bilinen bir gerçektir.

Mevcut duruma gelindiğinde ise bu genel tablo içerisinde tercihin Esad mı, Amerika mı olması gerektiği gibi kısır tartışmalar içerisinde sadece Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye odaklı bir dış politika izleme kararlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla Türk ve Türkiye düşmanlığının hem iç hem de dış politika içerisinde MHP üzerinden sürdürülmesi bir tesadüf ya da sürpriz olarak değerlendirilmemelidir. Yani MHP’nin gerekirse Türkiye’nin Şam’a girebileceğini ifade etmesi, bir takım odaklarda olağanüstü reaksiyonlar oluşturabilmektedir. Bu süreçte, Rusya’nın da Suriye özelindeki danışıklı ve ikili politikaları açısından elbette MHP’nin söylem ve tavırlarının tehdit olarak değerlendirilmesi doğal görülmelidir. Diğer yandan ABD’nin FETÖ ile olan ilgisi ve ilişkisi de milli hafızada yerini korumaktadır. Ayrıca son dönemde Mustafa Akıncı’nın Kıbrıs Türklüğünü zedeleyici ifadesi, Suriye ile bağlantılı olarak güç odaklarının Doğu Akdeniz üzerindeki hamlelerini göstermesi bakımından manidardır.

Belirtilmelidir ki, MHP’nin milli duruşundan rahatsız olunması MHP’nin doğru yolda doğru bir dış politika geliştirdiğinin en önemli göstergesidir. Dolayısıyla MHP’yi Türk siyasal hayatındaki diğer partilerle mukayese etmek bu noktada büyük bir hata olacaktır.

Rusya ve ABD çatışıyorsa ve güç için bu coğrafyada çekişiyorsa, MHP de en doğal olan haliyle Türkiye merkezli bir siyaset izlemektedir. Merkezi Ankara olarak görmektedir. Bu Türk Devletinin varlığının ve bölgedeki geleceğinin ve güvenliğinin temelidir. Çünkü MHP Türk Milleti ve Türk Devletinin varlığının devamı ve tesisi için bir dış politika izlemektedir. Siyasetinin önceliğini ‘Önce Ülkem ve Milletim’ olarak belirlemiştir. MHP bu anlayışa bir siyaset izlemekte ve varlık sebebini Türk Milletinin varlığıyla birlikte görmektedir.

Ülkede siyaset tarafları siyasi çıkarlardan önce “Devlet, Ülke, Millet, Coğrafya” gibi kavramlardan hareketle siyaset üstü ve birlikteliği bozmayan, ülkeyi kaosa götürmeyen bir siyaset izlemeli ve bu çizgide bir üslup benimsemelidirler. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi’nin izlediği siyaset Türk siyasetindeki aktörlere bir ders niteliğindedir.

Dr. Turan Şener

Okunma : 4812
guney sigorta
EKSPERTİZ
karaman


Gündem haberleri
Karamanlı polis memuru hayatını kaybetti
03 Temmuz 2020 Okunma: 13203 Gündem
10.cu Kattan Atlayan Genç Hayatını Kaybetti
05 Temmuz 2020 Okunma: 10820 Asayiş
Cumartesi Pazarında yangın
04 Temmuz 2020 Okunma: 10307 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın