Çağımızın hastalığı: Telefon | Karamandan.com - Karaman Haber

Çağımızın hastalığı: Telefon | Karamandan.com - Karaman Haber

25 Şubat 2020 Salı
Çağımızın hastalığı: Telefon

Aahh be telefon, öyle bir girdin ki hayatımıza öyle bir girdin ki, nefesimiz oldun. Sensiz yaşayabilmek neredeyse imkânsız oldu.

Çok da eskiden değil, 15-20 yıl önce zar zor kart alır, telefon sırası bekler, Özlem ile konuşur, ammman kart bitmeden konuşmayı bitirelim  diye uğraşırdım üniversite yıllarımda. İletişim çok değerliydi hele bir de yurtdışındaysanız benim gibi...

Sonra yavaş yavaş tanıştık teknoloji ile, önce çağrı bıraktık sevdiklerimize bir kere çalarsa iyiyim, iki kere çalarsa eve geldim,merak etme gibi şifrelerle iletiştik. Çok da mutlu olduk.

Çağ modernleştikçe, aletlerde modernleşmeye başladı tabi ki en önce telefonlarımız nasibini aldı bu durumdan. Modern çağ birçok faydası ile birlikte zararını da koluna takmış hızla geldi ve gelmeye devam ediyor.

Telefon, özlediklerimizin sesini istediğimiz an hemen duyabildiğimiz, uzakları yakın yapan, hatta yanıbaşımıdalarmış gibi hissettiren olmazsa olmazımız oldu önce, şimdilerde ise yer bildirimi, konum bildirimi, durum bildirimi, kısacası her halimizi karşı tarafa ileten teknoloji harikası. İyi ki geldin mi hayatımıza yoksa keşke gelmese miydin ? Orası tartışmaya açık... 

Virüs gibi yayılan bu telefon bağımlılığına çare bulunabilir mi? Yoksa insanlar daha da bağımlı hale mi gelir? 

İnsanlar yalnızlıklarını eş, dost , akraba yerine telefonlarla gidermeye başladı. Fırsatını bulduğumuz an telefonlara bakmadan duramaz hâle geldik. Eşler evlerde birbirinin yüzüne bakmaz, anne çocuk hiç konuşmaz, akrabalar buluşmaz hale geldi. 

Ahbaplıklar, komşuluklar  tamamen bitmek üzere, yerini oluşturulan telefon grupları aldı bile. Sülale grubu, aile grubu, apartman grubu, Veli grubu, sınıf grubu, dedikodu grubu... Hâl ve hatır oradan sorulur oldu. Mümkün olsa çayımızı, kahvemizi gruptan ikram edeceğiz. Yolda görüşüp selamlaşmayan komşular evleri yerine birbirlerinin gruplarını ziyaret ediyor. Cep telefonlarından “cumanız hayırlı olsun, iyi bayramlar mesajları yazıp, çiçekleri emoji ile yolluyoruz, doğum günlerinde yanına bir de hediye paketi ekliyoruz.

En felaketi ise, cep telefonlarının kullanma yaşı neredeyse 0-4 aya kadar düşmüş olması. Günümüzde 3-4 aylık bebeklere akıllı telefonsuz mama yediremeyenler, uyutamayanlar var. Buna bebekler anne karnında alışmıyorlar. Anneler kolay yolu seçiyorlar.  Bir de böbürlenmemiz yok mu ? “ Aaay öyle küçük durduğuna bakma teyzesi, telefonu kullanıyor.” Ah be güzel anne bir bilsen bu telefonlar, en aptalın bile rahatlıkla kullanabilmesi için özenle tasarlanıyor;  telefon, tablet kullanmak için üstün zekaya ihtiyaç duyulmuyor. Henüz 3-4 aylıkken cep telefonlarıyla tanışan bebekler, 3-4 yaşlarına gelince telefonlar ellerinden düşmez hâle geliyor. Daha sonraki yaşları anlatmama gerek yok herhâlde. Bulaşıcı bir hastalık gibi 7’den 70’e herkes bağımlısı olmaktan kurtulamıyor. Zannedersiniz 3. elimiz olmuş telefon.

Bir Türkçe Öğretmeni olarak, öğrencilerime tarihimizde ve müfredatta var olan “mektup”u anlatırken zorlanır hale geldim. Hayatı boyunca hiç mektup yazmamış ve hiç mektup almamışlar. İletişim onlar için çok basit ve değersiz. Bu da böyle devam edecek. Mektup yazmanın, nasıl bambaşka duygulara kapı açtığını, kendilerini ifade ettikçe nasıl rahatladıklarını, uzaklardan haber almanın hazzını  öğrenemeyecekler.

Ya yazılı kağıtlarına ne demeli? Hade, evt, tmm... gibi kısaltmalarla dolu imlasız ve noktalamasız. Yine telefonlarla yazışmalar öyle kısaltılmaya ve otomatikleşmeye başladı ki, her geçen gün yazmak da okumak da zorlaşır oldu. Artık birçoğu telefonlarda bile konuşarak yazmayı tercih eder oldu. 

Bir de son günlerde televizyonda sıkça karşılaştığımız, a a a bu da mı dedirten kadınların kocalarının ilgisiz ve sevgisizliklerini telefon ile rast gele buldukları insanlarla giderip kendilerini reklam etmeleri var ki akıllara zarar, erkekleri yazmaya gerek bile duymuyorum. Görünen o ki, yalnızca gençlik değil tüm insanlık teknolojiyi çok yanlış anladı.

Teknolojiye ayak uyduralım derken, görevlerimizi, örflerimizi, adetlerimizi, dilimizi  unuttuk. Tüm bunların sorumlusu aklımızı başımızdan alan akıllı telefonlar mı?

Teknolojinin esiri olmaktan vazgeçip, onu kendimize esir etmeyi başarabildiğimiz gün kendimizi geçelim, ailemiz için, arkadaşlarımız için ve hatta insanlık için büyük adım atmış oluruz. 

Bu gece tüm ev halkı olarak, telefonları kapatıp, özgürlüğümüze bir adım atmaya ne dersiniz ? 

Çiğdem Göktaş Tekin

Okunma : 1767