Karamandan.com

Karamandan.com

21 Ekim 2020 Çarşamba
İki Kitap, İki Öykü
“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.
Kategori : Köşe Yazıları
20 Ağustos 2020 13:26
 
İki Kitap, İki Öykü
karaman

“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” 

Bu söz, Orhan Pamuk’un sihirli kitabı “Yeni Hayat”ın ilk cümlesidir.

Orhan Pamuk henüz yazar değilken, Yeni Hayat’ı yazmasına yıllar varken ve benim Yeni Hayat’ı okumama daha çok yıllar varken, “Bir gün bir kitap hediye ettiler, dilim tutuldu, elim ayağım titredi.”

Bu hal başıma iki kez geldi. Birinde 14, diğerinde 17 yaşındaydım. Her iki yaşımda da kitaplarla yakın dosttum.

İlk hediye aldığım kitap Şeyh Sadi Şirazi’nin Bostan ve Gülistan’ı oldu.

Şeyh Sadi Karaman’da bir okulda 14 yaşlarındaki bir çocuğa kitabının hediye edildiğini bilse ne hissederdi? Şeyh Sadi’nin hissiyatını bilemem ama o gün yaşadıklarımı bugün gibi hatırlıyorum.

Karaman İmam Hatip Ortaokulu ikinci sınıf öğrencisiydim. Okulumuzun bahçesi yoktu. Pazartesi günleri okulun önünde sıra olurduk. İstiklal Marşını okurduk. 

Sonra bazı öğrenci arkadaşlarımızın isimleri okunurdu. Bu arkadaşlarımız sınıflarına girmez, bir kenarda beklerdi. Sonra her sınıf sırayla öğretmenlerin dizili olduğu korku bariyerine ilerler, okula öyle alınırdı.

Bu bariyerci ekibin bir gözcüsü ve lideri vardı. Her pazartesi günü elinde oklava uzunluğunda ama oklavadan daha kalın sopasıyla kapının önünde badigart gibi beklerdi. Önceliği öğrencilerin pantolon paçalarıyla saçlarıydı.

Bu görevi okul yönetiminin verdiği bir sorumluluktan değil  fedakarlığından (!) yapardı. Bu fedakarlığı diğer öğretmenler tarafından asla eleştirilmezdi. Hatta dönem dönem onu taklit etmeye yeltenen öğretmenler bile olurdu.

Hakkını yememek lazım; hiçbir öğretmen onun kadar bu işin ustası olamadı. Bir alıcı kuş gibiydi. Gözünden hiçbir öğrenci kaçamazdı.

Pantolonunun paçası bol olanlar (o yıllarda geniş paça modası vardı), saçı ve favorisi uzamış olanlar (parmaklarıyla saçlara yapışır, ele geliyorsa onlardan bir tutam koparırdı) ve şapkasız gelen öğrenciler (ortaokul ve liselerde kep giyme zorunluluğu vardı) onun sopasıyla tek tek ayıklanırdı. 

Sopa, üçlü sıra halindeki öğrencileri, okulun ana giriş kapısında ayıklayan bir dedektör gibiydi. O dedektör biraz ilkeldi. Bacağa dokunmuşsa bacakta morluk, başa değmişse başta şişlik oluştururdu. 

Daha sonra bu öğrenciler, isimleri okunan diğer arkadaşlarla birlikte girişteki koridora alınır, fedakar öğretmenin o günkü performansına göre dayak faslı başlardı.

Dayaktan geçen öğrenci sınıfa girmeye hak kazanır, haftanın ilk günü aldığı bu ödülle(!) derse konsantre olması sağlanırdı.

Pazartesi günü ismi okunan ve dayak yiyeceğini bildiğimiz öğrenci arkadaşların suçu (!) genellikle pazar günü (Hafta tatili sadece pazar günleriydi) o fedakar öğretmene şapkasız yakalanmak, selam vermemek, sigara içerken görülmek, kahvehaneye gitmiş olmaktı.

Daha başka suçlar da vardı ama ağır cezalık suçlar (!) yukarıda saydıklarımdı.

Bir pazartesi günü ismim okundu. “Eyvah” dedim. Ne yapmış olabilirdim? Aklıma gelen ağır cezalık suçum (!) yoktu. Korkudan elim ayağım titredi, dilim tutuldu.

Başka isim okunmadı. Sıradan çıkıp merdivenlere yöneldim. 10-12 basamaktan oluşan merdiveni nasıl çıktım, bilmiyorum. Elimin ve ayağımın titremesi arttı.

Bugün ismi Karaman’da bir okula verilmiş olan öğretmen Necati Yeniel yanına çağırdı. Yanına vardığımda ayakta duracak halim kalmamıştı.

Necati Yeniel yüksek sesle öğrencilere seslendi:

“Ahmet Tek, Karaman Halk Kütüphanesi’nden şu dönem arasında şu kadar kitap alarak, Karaman’da kütüphaneden en çok kitap alan öğrenci olmuştur. Ahmet Tek’i okulumuz adına tebrik ediyor ve kendisine kitap hediye ediyoruz.”

Bir kağıda sarılı kitabı alırken, çocuk ellerim ve çocuk ayaklarımın titremesi devam ediyordu. Üstelik kulaklarım da uğuldamaya başlamıştı.

Sınıfa girdim. Titremem ve kulağımdaki uğultu yavaş yavaş kayboldu. Paketi açtım; içinden Bostan ve Gülistan adlı kitap çıktı. Yazan Şeyh Sadi Şirazi, tercüme Kilisli Rifat.

Sonra diğer öğrenciler geldi ve sınıfa öğretmen girinceye kadar birçok arkadaştan aynı soru:
“O kadar kitabın hepsini okudun mu?”

Hediye alırken, benim gibi korkudan eliniz ayağınız hiç titredi mi?

Şeyh Sadi, ölümünden 700 sene sonra Bostan ve Gülistan adlı kitabının Karaman’da bir çocuğa hediye verildiğini bilse ne düşünürdü?

Bir de bu çocuğun en büyük korkusunun kendi kitabıyla birlikte hafızasında yer ettiğinden haberdar olsa ne yapardı?

Hediye verirken bile korkutan bir eğitim sistemi, hediye verirken bile korkutan eğitim ordusu...

Şimdi geriye dönüp baktığımda o yıllarda o okulda yaşadıklarım bir orta çağ uygulaması gibi geliyor.

Bostan ve Gülistan uzun yıllar el kitabım oldu. Her öyküyü ezber ettim. Eserde, hayatın her alanına, sosyal olaylara siyasete, felsefeye, insan ilişkilerine, aşka, dostluğa, adalete, cömertliğe dair, bugünkü ifadeyle, evrensel öyküler vardır.

İlk kitap ödülüm elimi ayağımı titretti ama Bostan ve Gülistan bana Şark klasiklerinin kapısını açtı.

Kitap önerilerimde Bostan ve Gülistan’a ilk beşte yer veririm. Beni korkudan tir tir titreten bu klasik eser, şimdi büyük oğlum Akif’in kitaplığındadır. 

İkinci kitap inşallah bir başka yazıya kaldı. Bir aşkın ilk hediyesi olan ve kalbimin temposunu artıran bu kitap Nobel ödüllü Avustralyalı yazar Patrick White’ın eseri Çöl’dür. Aynı kitap Voss adıyla da Türkçe yayımlanmıştır.

Günün Sözü:
Güzel ince ve kırılgandır. Çirkin ise kaba ve kırıcıdır.

Ahmet Tek

Okunma : 1097
Foto galeri
REKLAM
guney sigorta
EKSPERTİZ
karaman


Gündem haberleri
Karaman’da silahlı kavga: 1 yaralı
18 Ekim 2020 Okunma: 13489 Asayiş
Baba ve oğlunun öldüğü kaza kamerada
19 Ekim 2020 Okunma: 6756 Asayiş
Direksiyon Başında Kalp Krizi Geçirdi
17 Ekim 2020 Okunma: 6680 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın