Her Heykelin Bir Öyküsü Vardır | Karamandan.com - Karaman Haber

Her Heykelin Bir Öyküsü Vardır | Karamandan.com - Karaman Haber

07 Temmuz 2020 Salı
Her Heykelin Bir Öyküsü Vardır

Ankara’nın en güzel parkları Çankaya’dadır. Bu parklar, Melih Gökçek’li dönemden çok önceye aittir. Her yerde, her şey son 20-25 yılda yapılmış değildir.

Kuğulu ile Seğmenler Parkı arasında güzel bir park vardır; Pembe Köşk’ün bahçesi gibidir. İnönü Ailesi 4 bin 580 metrekare arsayı Ankara Belediyesi’ne bağışlamış, belediye de burayı İnönü Parkı olarak düzenlemiştir.

Hürriyet gazetesinde çalıştığım yıllarda iş yerimiz Cinnah Caddesinin başındaydı. Yürüyüş mesafesinde onlarca park vardı. Her gün bir parka gider, kısa süreli yürüyüş yapar, yorgunluğumu atmış olarak, işime dönerdim.

İkizlerim henüz 7-8 yaşlarında iken onları, bir pazar günü, İnönü Parkı’na götürdüm. Parkta İsmet İnönü’nün 4.5 metre boyunda ve üç ton ağırlığında, takım elbiseli, paltolu bir heykeli vardır.

Heykel, İngiltere Kraliyet Akademisi’nin tek yabancı sanatçısı olarak tarihe geçen 1929 doğumlu Tamara Mine Sunar’ın eseridir. Londra ve Viyana’da da heykelleri bulunan Mine Sunar’ın hayatı roman gibidir. Kıymetli heykeltıraş 2015’de İstanbul’da bir huzurevinde vefat etmiştir. 

İnönü heykelinin önünde bir simit satıcısı gördük. Ankara simitlerinin çıtırlığı ve kavruk susam kokusu uzaktan hissedilir.
Simitçiye, “Bu heykelin kime ait olduğunu bilirsen, üç kişiyiz ama beş tane simit alacağız” dedim.

Simitçi kendinden emin gülümsedi:
“Kim olacak, Atatürk” dedi.
Dönüp, heykele bakmasını ve kime ait olduğunu yeniden söylemesini istedim.
Döndü, dönmesine ama bakmadığını ve görmediğini anlamakta gecikmedik:
Çünkü yanıtı değişmedi:
“Kim olacak, işte Atatürk.”

Sadece iki simit aldık. Parktan çıkarken oğlum, “Simitçi her heykeli Atatürk sanıyor” dedi.

Simitçi, biz ayrıldıktan sonra İnönü heykeline bir daha bakmış mıdır, yoksa “biliyorum” diyerek bakma ihtiyacı hissetmeyen devresi kapalılardan mıdır, bunu öğrenme imkanımız olmadı.

Ne zaman heykel tartışmasına tanık olsam, heykelli yazı okusam İnönü heykeli ve heykelin önündeki simitçiyi hatırlarım.

Geçtiğimiz günlerde bazı hemşehrilerimiz Alanya Belediyesi’ne iltifatlar yağdırdı. Gerekçe, Alanya’ya Karamanoğlu Mehmet Bey heykeli dikilmesi. Hayırlı olsun.

Mezarının nerede olduğunu bilmediğimiz Mehmet Bey’in heykeli Alanya’ya dikildi ya, daha ne yapılsın. (Mezar yeri bilinmeyenlerden biri de Malazgirt zaferinin ünlü komutanı Sultan Alpaslan’dır.) Keşke iki tane yaptırıp bir tanesini de Karaman’a gönderseymiş. Sosyal medyaya bakılırsa, Karaman’dakiler Karaman’a yetmemiş.

Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü’nün Ankara Maltepe’deki  binasının girişinde bir Atatürk heykeli yer alırdı. Belki yine yerindedir. Atatürk’e benzer yanı pek yoktu. Galiba 28 Şubat günlerinde hediye edilmiş olmalı. 

Yine 28 Şubat’ın en unutulmaz olayı, dönemin ünlülerinden Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu’nun Sultanbeyli’ye diktirdiği fiber Atatürk heykelidir.
Dönemin Refah Partili Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak, provokatörlerin heykeli yakacakları korkusuyla zabıta memurlarına 8’er saat dönüşümlü olarak her gün 24 saat nöbet tutturduğunu anlatmıştır. Daha sonra bu heykelin yerine bronzu gelince nöbet derdi sona ermiştir.

Sincan’da tankların yürütüldüğü Lale Meydanı için, yine 28 Şubat sürecinde, heykel sipariş edilmiştir. Ancak heykeltıraş Burhan Alkar’ın yaptığı heykel, “gülümsediği” gerekçesiyle beğenilmez. Çatık kaşlı heykel istendiği belirtilir. Bu kez Sincan Meydanı için uygun görülen heykel Tankut Öktem’e yaptırılır. Burhan Alkar, parasını aldığı heykelin dikilmesi için hukuk mücadelesi verir ve kazanır. Ancak heykeli istemezler.

2000’li yıllara gelelim. Ak Parti iktidarının ikinci dönemi yaşanıyor. O dönemde, Ak Parti laiklik karşıtlığıyla ve şeriat düzeni getirmekle suçlanıyor.

Şimdi milletvekili olan o günlerin bir televizyoncusunun sayım yapıp (kaç kişiyiz?) bayraklı mitingler düzenlediği, Perinçek ekibinin bu gösterilere firesiz katıldığı dönemde, genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığım Anadolu Ajansı’na canlı yayın aracı aldık. 

Adeta mobil gazete ofisi; içinde her şey var. İki büyük depremden ders çıkarmışız. Nerede bir büyük olay varsa mobil ekip bu araçla orada konuşlanacak. “Mobil Ofis” için bir servet ödenmiş. (Bu araçtan çok yararlanmıştık.) Aracın park edeceği en güvenli yer Atatürk heykelinin önü. Araç, görevde değilse buraya park ediliyor.

Bir hafta geçmedi ki, bir söylenti yayıldı. Yönetim, Atatürk heykelini kaldıramadığı için canlı yayın aracıyla kamufle ediyor. Kurumda herkesin bildiği bir kişi, kafasında kurgu yapmış, bunu çevresindekilere bulaştırmış. Yönetimi güya Genelkurmay’a da şikayet etmiş.

Şimdilerde, binde bir ihtimal bile verilmeyen ama söylentileri dalga dalga yayılan darbe lafları gibi, o günlerde de “TC, bayrak, Atatürk, laiklik, çağdaşlık elden gidiyor” iklimi hakimdi. Zamanın ruhu vardır. O ruh, korkusunu da, sevincini de beraberinde taşır. 

“Şüyuu, vukuundan beter” (Bir şeyin dedikodusunun yapılması, lafının çıkması onun gerçekleşmesinden daha kötü anlamındadır) sözünün gereği yerine getirildi. Canlı yayın aracı bir başka yere çekildi.

1994 Yerel Seçimlerinde, Afyon’un Bolvadin İlçesinde Belediye Başkanlığını Refah Partisi adayı Mehmet Kayacan kazandı. Kayacan, bir anda medyatik oldu. Hürriyet gazetesi başta olmak üzere, dönemin çok satan gazeteleri Sayın Kayacan’ı manşet yaptılar. Kayacan hangi icraatıyla medyatik olmuştu dersiniz? Fiberglas veya cam elyaftan yapılmış bir geyik maketini (ama gazeteler heykel diye yazdı) kaldırmıştı.

Dönemin Çankaya Belediye Başkanı Doğan Taşdelen (şimdiki başkan Alper Taşdelen’in babasıdır) fırsatı kaçırır mı? “Heykeli Çankaya’ya getiririz” dedi. Bir kamyonet, bir kaç işçi gönderdi, boynu ve çoğu yeri kırık geyiği Ankara’ya getirtti.

O da bu icraatıyla aynı gazeteler tarafından manşete çekildi. Geyiği Ankaralılar hiç görmedi, kimse de akıbetini merak etmedi. Çankaya’da 26 yıl sonra Taşdelen soyadını taşıyan biri varsa, Bolvadin’de de 26 yıl sonra Kayacan soyadını taşıyan bir belediye başkanı var.

Heykel deyip geçmeyin. Anadolu’da ve Avrupa’da Papalığın emriyle binlerce Yunan ve Roma heykeli kırıldı. Heykel kırmakta Avrupa’nın eline kimse su dökemez. Rönesans’ın ilk hamlesi, heykel kırmak olmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Gökçek’in heykeltıraşlarla mahkemelik olmasını da hatırlıyorum.
Yine Gökçek’in parklara koydurduğu devasa fiber heykelleri, dinozorları, Ankara keçisi ve Ankara kedili maketleri nasıl unuturum?

Göbeklitepe’yi 2000’li yılların başında gördüm. Kazı çalışmaları devam ediyordu ve halka açık değildi. Heykelden çok rölyefe benzeyen devasa taşlara kazınmış figürleri görünce hayran kalmıştım. 12 bin yıl önceye tarihlenen Göbeklitepe’deki eserler, gördüğüm en güzel yontulardı.

Heykel konusu netamelidir vesselam. 

Notlar:
1- Heykel Arapça kökenli bir sözcüktür. Muazzam, büyük yapı, abide, anıt demektir. Kelimenin kökeninin Sümerce olduğu belirtilmektedir.
2-Osmanlı’da ilk resmini yaptıran padişah Fatih Sultan Mehmet olmuştur. İlk heykelini yaptıran Padişah ise Abdülaziz’dir. Sultan Abdülaziz’in 1872’de yaptırılan at üzerinde tasvirini gösteren bronz heykel, İngiliz heykeltıraş Charles Fuller tarafından Floransa’da yapılmış, İstanbul’a getirilerek Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirilmiştir. Padişahın tahttan indirilmesinden sonra bir hayli mekan değişikliğine maruz kalan heykel, Beylerbeyi Saray Müzesi’ndedir.
New York’un sembolü olan Özgürlük heykeli de Süveyş kanalı için sipariş edilmiş, parası da yine Padişah Abdülaziz tarafından ödenmişti.
3- Heykeltıraş Burhan Alkar’ın eserleri arasında Ankara Seğmenler Parkı’ndaki Seğmenler ve Atatürk Orman Çiftliği heykelleri vardır. Sayın Alkar’la Türkiye’nin katıldığı ilk EXPO’lardan Tayland’daki Fuar’da tanıştım. Alkar’ın Türk standında yer alan ve üzerinde Yunus Emre ile Mevlana’nın sözlerinin yer aldığı Sevgi heykeli, fuarda en çok ilgi çeken eser olmuştu.
4- Heykeltıraş Tankut Öktem’in Karaman’la ilişkisini sonraki yazımda anlatacağım.

Okunma : 1956