Götçekli Yazı | Karamandan.com - Karaman Haber

Götçekli Yazı | Karamandan.com - Karaman Haber

03 Aralık 2020 Perşembe
Götçekli Yazı

Ailemizin dört numarası Ali Baki önceki gün dokuz yaşına girdi. Yaz boyunca en büyük keyfi bisiklete binmekti.

Biz bisiklete binmeyi sokakta, ya abilerimizden ya arkadaşlarımızdan öğrendik. Şimdiki çocukların bisiklet ustaları babaları. Çevremden ve kendimden biliyorum.

Oğlumun bisikletinin zinciri çıkmış. Benden yardım istedi, taktım. Sonra selenin kaymış olduğunu fark ettim ve ayarını yaptım.

“Gel, bak bakalım olmuş mu? Götçeği de ayarladım” dedim. Oğlumun gözleri belerdi. “Baba sen ne dedin?” diye sordu. 

Oturak veya sele demek isterken “götçek” demiştim.

“Oğlum biz senin yaşındayken sele demezdik. Götçek derdik” dedim. Oğlum aramızdaki diyaloğu annesinin duyup duymadığından emin değildi. Önce annesine baktı, sonra bana dönüp “Anneniz kızmaz mıydı?” diye sordu.

Benim cevabımı duymak için dikkat kesildi. “Annemiz kızmazdı. Bizim annelerimiz de benim söylediğimi söylerlerdi” diye karşılık verdim. Bu yanıtım meraklı oğlumu iyice şaşırtmıştı. Annesine döndü ve şunları söyledi:

“Anneciğim babamlar seleye ayıp şey söylüyormuş. Annesi hiç kızmıyormuş. Babaannem bile öyle söylüyormuş.”

Sonra o kelimeyi benim söylediğim gibi söylememesi gerektiğini belirterek, artık herkesin sele veya oturak dediğini anlattım.

Oğlum, benim ağzımdan kaçan o kelimeye takılmadı, hiç kullanmadı. Belki ileriki dönemlerinde arkadaşlarına anlatır. Gülecekleri bir anı olarak kalır.

Oysa bizim çocukluğumuzda bu kelimenin ayıp olduğu aklımıza gelmezdi. 

Sadece seleye mi götçek derdik? Daha yakın zamana kadar Karaman’da bir marangozun ve bir esnafın vitrininde “Götçek Var” yazısı asılıydı. Her gördüğümde yazıyı okur, gülümseyerek geçerdim. Tabure veya oturak yerine götçek kelimesi kullanılırdı.

Büyüklerimiz pantolonlarının arka ceplerine “götcebi” derdi. Terziler bile pantolon diktirmek isteyene “götcebi ister misin?” diye sorardı.

Bir de koyuncebi vardı. Ama biz çocuklar ceketi ortaokulda giymeye başladığımız için koyuncebini daha sonraki yaşlarımızda kullandık.

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde koyun, “göğüsle giysi arası” olarak tanımlanmış. Koşarken yüzükoyun düşerdik, yüzükoyun uyumamak için annelerimiz tarafından uyarılırdık.

Bu yazı nerden çıktı derseniz, müsebbibi RTÜK derim.

Fox Tv’nin yenisi, ana haber sunucusu Selçuk Tepeli otoyol ve köprü yüzünden ceza yemiş. Cezayı kesen ne trafik ne karayolları...

Selçuk Tepeli, otoyol ve köprü geçiş ücretlerini eleştirirken “düdüklenme” kelimesini kullanmış. RTÜK, bu kelime argo olduğu için, Fox Tv’ye idari para cezası uygulamış.

RTÜK ceza gerekçesinde, Kanun’un “Türkçenin özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır; dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına yer verilemez” ilkesinin ihlal edilmesini göstermiş.

Büyüklerin, çocukları korkutmak amacıyla söyledikleri “ağzına acı biber sürerim”in hukuki ifadesi olmalı.

Birçok kişiye göre, dilde “cenabet kelime” çok ve bunlar kullanılmamalı. 

Ben temiz dilden yanayım. Her şeyin temiz olmasını isteyenlerdenim. Ama asırlardır kullanılan, sözlüklerde binlercesi yer alan argo veya cenabet kelimelerden toplumu arındırmak kolay mı?

Üniversite yıllarımda bir uzvumuzu sözlükte gören bir arkadaşım sinirlenip koskoca kitabı fırlatıp atmıştı. Çok para ödediğim o sözlüğümün cildi zarar görmüştü. Kitaplığımda durur ve her elime aldığımda ciltli kapağı kopuk olan sözlükteki o kelimeyi ve kitabıma zarar veren o arkadaşı hatırlarım.

Domalan üzerine yazdığım bir yazıda bir okur şu notu yazmıştı: (İmla hataları bana ait değil.)

“Sorması ayıp olmasın, domalan ne ya dolaman olmasın o.”

Kelimeler toplumların ortak anlam varlığıdır. Kişilerin zihinlerindeki anlamlarla sınırlı değildir. Sözlükler bu nedenle vardır. Sözlüğe bakmadan kelime hakkında hüküm vermek, kelimeye anlam yüklemek yanıltıcıdır.

Sormak asla ayıp değildir. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde domalan kelimesi mantar türü olarak verilmiş. Sözlükte domalmak kelimesinin karşılığı olarak, “Dizler bükük, baş ilerde, çömelmiş bir durum almak” yazılı.

Domalan ne yanlış, ne ayıp kelime. Tıpkı domalmanın ayıp olmadığı gibi. Ama o kelimeyi amaçsız bir eylem olarak topluluk önünde sergilerseniz hem ayıp olur hem suç... Ama pilates, yoga, bodytone gibi aletsiz aktivitelerde ana pozisyonlardan biridir.

Dil steril veya hijyenik, sözlükler ahlak kitabı değildir. Sözlükler kelimelerin koruma altına alındığı kültür hazineleridir. Bir ülkenin medeniyetinin göstergelerinden biri, sözlüğündeki kelime sayısıdır.

Çirkin, itici, iğrendirici, edebe aykırı, ayrımcı ve aşağılayıcı kelimeleri kullanıp kullanmamak bireyin insiyatifindedir. 

Kişi kültürüne, ahlakına, içinde bulunduğu gruba, eğitimine, edebine ve görgüsüne bağlı olarak kelimelerini seçer, konuşmasını sürdürür.

Türkçenin günümüzdeki ana sorunu, cenabet kelimelerin kullanımı  değildir. Temel sorun, yabancı ve kırma kelimelerle, kısır ifade biçimine sıkışıp kalmışlıktır.

Bu ülkenin en güzel küfür eden adamı olarak nitelendirilen Şair Can Yücel’in yargılama sırasında söylediği öne sürülen sözüyle veda edelim. İsteyen fıkrasını okuyabilir.

“Bu memlekette “....” “...” denir.

Çok Sevişmek

Karaman’ın en eski ayakkabıcılarından biri. Ondan ayakkabı almamış Karamanlı yoktur desem, yalan değildir. O çocukluğundan beri esnaftır ve hep ayakkabıcılık yapmıştır. Her daim tebessüm eden biridir. 

Bir gün dükkana bir genç kız gelir. Ayakkabı alacaktır. Ayakkabıcı sorar; “Sen kimin kızısın?” Kız, babasının adını söyler. Bu kişi ayakkabıcının yıllardır tanıdığı bir arkadaşıdır. Kıza yanıtı “ Ya öyle mi? Babanla çok sevişiriz biz” olur.

Kız, yanıt veremez. Kıpkırmızı olmuştur. Oysa sevişmek, belli bir yaş grubunun dilinde “muhabbet etmek, samimi olmak” anlamındadır.

Böyle bakınca dönemin dili, dönemin kelimeleri de olabiliyor. Her nesil kendi jargonunu oluşturuyor. 

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünü bilgisayarınıza, telefonunuza ücretsiz indirebileceğiniz bir uygulama var. Deneyin ve yararlanın derim.

Ahmet Tek

Okunma : 2067