Karamandan.com

Karamandan.com

22 Eylül 2020 Salı
Ben Kafir Değilim!
Bu ses, Beyrut’tan evrene bir sadadır.
Kategori : Köşe Yazıları
14 Ağustos 2020 00:00
 
Ben Kafir Değilim!
karaman

Bu ses, Beyrut’tan evrene bir sadadır. Bir isyan çığlığıdır. Açlığa, yoksulluğa, hastalığa, aşağılanmaya kafa tutmanın feryadıdır. 

Alzaymır kötü bir hastalık. Onu hafıza kaybı olarak tarif edebiliriz. Hastalık, pençesine aldığı kişiden daha çok yakınlarını etkiler. Henüz tedavisi bulunmamıştır.

Alzaymır bireylere özgü mü dersiniz? Toplumsal alzaymır yok mudur? 

“Beyrut Bizim Neyimiz?” sorusunun yanıtları alzaymırın toplumsal hastalık olduğunu da kanıtlar. Beyrut kelimesini tekrarlayın ve size çağrıştırdıklarını bir kenara not edin.

Siyasetin diline düşmüş kelimeler içimi sızlatır. Bu kelimeleri kirletilmiş, lekelenmiş görürüm. Bu kelimelerin anlam ve içeriklerinin nasıl buharlaşıp kaybolduklarını biliyorum. Siyaset eline geçirdiği, diline doladığı her şeyin kanını emiyor, posasını çıkarıyor.

“Gönül Coğrafyası” işte böyle zulme uğramış, kıymeti bilinmeyen bir sözcüktür. Oysa öylesine derin, geniş, zengin bir söz öbeğidir ki, bir gönüle sığacak ne varsa onların tamamını kucaklar. Yunus Emre’nin dizeleri gibi:

“Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir.”

Yoksulların, mağdurların, ezilmişlerin, dışlanmışların, sömürülenlerin, mazlumların, yaşadığı her yer, vicdanlı insanın “Gönül Coğrafyası”dır.

İnsan gönlü Allah’ın tahtıdır. Gönlü kırık insanların bulunduğu mekanlar mukaddestir ve buralar “Gönül Coğrafyamız”dır.

Ulus devlet ideolojisinin ilk hamlesi gözünüzü ve kulağınızı dünyaya kapattırmaktır. Böylece doğduğunuz şehirdeki tepeyi dünyanın zirvesi kabul edersiniz. Satrançtaki çoban matından bile zahmetsiz bir perdelemedir.

Gönül Coğrafyası ulus devlet paradigmasına kafa tutar. Gönül Coğrafyası sizi dünyanın her köşesinde bir insan kardeşinizin, bir Ademoğlunun yanına götürüp sohbet ettirir, derdine ortak ettirir, yarasına merhem ettirir. Gönül Coğrafyası bireyi yerelden çıkarır, dünya vatandaşı kılar.

Gönül Coğrafyası, Türkiye’de dar anlamıyla, yakın zamana kadar bir büyük devletin çatısı altında yer alan Bosna’yı, Kosova’yı, Kudüs’ü, Şam’ı, Orta Doğu’yu, Kafkaslar’ı, Uygur’u, Buhara’yı, Semerkand’ı, Afrika’nın büyük bölümünü kapsar.

Gönül Coğrafyası aslında insanın nefes aldığı her yerdir. Mazlum, mağdur, aç, susuz, felakete ve acıya maruz kalmış insanların bulunduğu yeryüzü parçasıdır. 

Allah nasip etti, Türkiye’nin Gönül Coğrafyası kabul ettiği önemli merkezleri gördüm. Bunlardan biri de Beyrut’tur. 

Beyrut, en çok gittiğim, her gidişimde yeniden aşık olduğum başkenttir. Başkentlerin sarı saçlı, yeşil gözlü, buğday tenli dilberidir.

Beyrut 4 Ağustos 2020’de patladı. Çok insan öldü, çok insan yaralandı. Binlerce kişi evsiz barksız kaldı. 

6 milyon nüfuslu bir ülkenin 3 milyon nüfusunu barındıran Orta Doğu’nun dilberi Beyrut adeta mayına bastı. Kolu bacağı koptu. Her yanından kan ve gözyaşı aktı. Şimdi yoğun bakımda. Kim yardımına koşacak, kim yaralarını sağaltacak belli değil.

Beyrut’u ilk kez 2005 yılında gördüm. Lübnan Başbakanı Refik El Hariri’nin 14 Şubat 2005 tarihinde bombalı suikast sonucu öldürülmesinden kısa süre sonra Beyrut’a gittim. Suikastın olduğu yere yakın bir otelde konakladım. Hariri’nin ölümüne sebep olan iki ton patlayıcının açtığı derin çukuru gördüm. Hariri ve suikastta ölen yedi korumasının mezarının bulunduğu kentin göbeğindeki çadır müze benzeri mezarlığı gördüm.

Beyrut’ta iç savaşın yaraları yeni sarılıyordu. Büyük mabetler onarılıyor, şehir yenileniyordu. Nereye baksanız hala iç savaşın yıkımının izlerini görüyordunuz.

Beyrut’u, her güzel gibi, güzelliğinin cezasını çeken bir genç kadına benzetmiştim. “Güzellik lanettir” sözü genel kabul görmüştür. Bizde bu söz “Güzellik başa bela” diye söylenir.

Beyrut, güzelliği başına bela olan şehirlerdendir. Kozmopolittir. Başına gelmeyen kalmamıştır. İyiyi de görmüş, kötüyü de. İmar da görmüş yıkım da. Ama hep baş tacı edilmiştir, hep gözde dilber olmuştur.

Daha sonraki ziyaretlerimde, en lezzetli yemekleri Beyrut’ta yedim, en güzel müzikleri Beyrut’ta dinledim. En tatlı geceleri Beyrut’ta geçirdim. Bugünkü felaketin yaşandığı Korniş’te yürüdüm, kahve içtim, dondurma yedim.

Lagos ve beraberinde sunulan yeşillikler önüme gelince, gözlerim Güvercin kayalıklarına takılınca kendimi Narlıkuyu’da sandım. Daha sonra Hamra yakınlarında bir uzun masayı donatan acıları, ezmeleri, biberleri, kokulu otları, baharatları, pideleri, peynirleri ve et çeşitlerini görünce önce Antakya’yı sonra İzmir’i hatırladım.

Acıları ve yaraları taze olan Beyrut, bir ihmal midir, bir saldırı mıdır, bilemediğimiz bir patlamayla enkaz yığınına döndü.

Benim hafızamda en çok yer eden ve Korniş olarak adlandırılan liman ve çevresi atom bombası düşmüş gibi dağıldı. 

Servetin gücünü Beyrut’ta görmüştüm. Milyon dolarlık saatlerin, tesbihlerin müşterisinin bu kadar çok olduğuna şaşırmıştım. En lüks otelin bir odasının değil, bir katının zengin Araplar tarafından eşleri ve çocukları için sezonluk kiralandığına Beyrut’ta tanık olmuştum. Lüks araç bolluğuna ve çeşitliliğine hayret etmiştim.

Liman’da yeni yapılmış marinanın uzağına demir atmış yatlar, kotralar Akdeniz’in sakinliğinde nazlı nazlı salınıyorlardı. 

Beyrut’u Başbakanlığı döneminde Sayın Erdoğan’la gördüm, Türkiye’nin en zengin ve keyifli iş adamlarından birinin konuğu olarak gördüm, dostlarımla gezerek gördüm. Gazeteci meslektaşlarımla basın mensubu olarak gördüm.

Beyrut’un Suriyeli mültecilerin yerleştiği kırsal kesimlerini gördüm. Yoksulluğu ve çaresizliği gördüm.

Bekaa Vadisi güzergahında diz boyu kar gördüm, dev sedir ağaçlarının gölgelediği görkemli konaklar gördüm. Bekaa’nın Filistinli direnişçilerden kalma barakalarını gördüm. Verimli topraklarında yeşeren bitki örtüsünü gördüm.

Yenilenen camilerinde namaz kıldım, tarihi eserlerinde ayak izimi bıraktım. Fransız mimarisinin ağırlıklı olduğu sokaklarında turladım. Ermeni Mahallesi’nde eylem de gördüm, Hizbullah’ın kermesinde satılan el ürünlerini de. 

Yöneticisi olduğum kurumun Arapça yayın merkezlerinin en büyük ofislerinden birinin açılışı için gittiğim günden sonra Beyrut’u bir daha görmedim. Galiba altı yıl oluyor.

Yemeğin bir masada, tatlı ve meyvelerin bir başka masada sunulduğu gurme lokantalarında tadım yaptım. Büfelerde ayaküstü hazırlanan şeker kamışı ve muz karıştırılmış buzlu şerbetlerinden içtim. Beyrut uzağımda ama tadı damağımda kaldı.

Beyrut’u, her gidişimde mutsuz kadınlar gibi görüyordum. Bu his, havaalanına ayak bastığımda yakama yapışıyordu. 

Beyrut bizim neyimiz olur? Beyrut bizim mutsuz kız kardeşlerimizden biridir.

Beyrut bizim küllenmemiş tarih sayfamızdır.

Beyrut, Antakyamızın kan kardeşidir. Asi nehrinin doğduğu yerdir. Tersten akan ırmaktır. Asiliği ordan gelir. Arapça kökenli olan asi kelimesi ‘muhalif, ters, baş kaldıran, dik başlı’ demektir. Bizim dilimize isyan eden olarak geçmiştir.

Asi, Bekaa Vadisi’nden doğar, Hatay’ın Amik Ovası’nı sular, Samandağ’dan Akdeniz’e dökülür.

Beyrut, Orhan Kemal’in ergenlik döneminde, sürgündeki babasının esnaf lokantasında bulaşıkçılık yaptığı şehirdir. Baba Evi adlı romanı Beyrut’tan Adana’ya dönen ailenin dramıdır.

Orhan Kemal, TBMM 1. Dönem Kastamonu Milletvekili Avukat Abdülkadir Kemali’nin oğludur. Abdülkadir Kemali, muhalif gazeteci ve siyasetçidir. İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmamak için 1934’de ülkeyi terk eder, Beyrut’a gider. Af çıkınca 1939’da yurda döner. Avukatlık ve yargıçlık yapar.

Beyrut, Refik Halit Karay’ın uzun yıllar sürgün hayatı yaşadığı başkentir. Sürgün romanında Beyrut’u anlatır.

Okurken, “Murat Menteş mi yazmış bunu?” diye sizi psikolojik gerilimin labirentlerine hapseden “Yeraltında Dünya Var” romanı da Refik Halit’in Beyrut günlerinin birikimidir.

Refik Halit 39 yaşında iken, sürgün yaşamını göze alarak kendisine kaçan 15 yaşındaki Nihal Hanımla Beyrut’ta nikah kıymıştır.

Abdülhak Hamit, uğruna “Makber”i yazdığı Edirneli olan karısı Fatma Hanım’ı Beyrut’ta toprağa verir. Makber’i burada yazar. (Şair-i Azam ve Makber bir başka yazının konusu olacak.)

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en çok kitabı okunan yazarlardan Halil Cibran ve Gazeteci-Yazar Amin Maalouf Beyrutludur. 

Beyrut’ta turizm ve yemek sektöründe çalışanların büyük bölümü Mardin kökenlidir. Mardin’den birçok genç geleceğini hala Beyrut’ta arar.

Dünyanın en güzel seslerinden Feyruz, baba tarafından Mardinlidir. Feyruz, Demet Akbağ’ın oynadığı “Neredesin Firuze?” filmindeki Firuze isminin Arapça söylenişidir. Turkuaz demektir.

Feyruz, evrensel bir sestir. Dünyanın en önemli konser salonlarında şarkı söylemiştir, meydanlarda binlerce kişiye tempo tutturmuştur. Nedendir bilmem, Türkiye’de hiç konser vermemiştir. Oysa onun çok sayıda eseri Türkçeye aranje edilmiştir.

Ajda Pekkan’ın Sana Neler Edeceğim, Yere Bakan Yürek Yakan, Ajda Pekkan ve Ebru Gündeş’in Tanrı Misafiri, Erkin Baba’nın Eyvah, Nilüfer’in Nerdesin Nerde, Ferdi Özbeğen’in Elimi Sallasam Ellisi, Bir Düşmeye Gör, Neşe Karaböcek’in Kısmet, Yalvarma, Aradı Buldu Beni, Sami Özer’in Hak Yarattı Alemi, Semiha Yankı’nın Tatlı Cadı, Kurtarma Beni, Deniz Seki’nin Böyle Gelmiş Böyle Geçer, Feyruz şarkılarıdır.

Ümit Besen’den Müslüm Gürsel’e, Gönül Akkor’dan Zerrin Özer’e Feyruz’dan okumayan sanatçı azdır. Ata Demirer de Kurumuş Bir Dal Gibi’yi okumuştur.

Feyruz, bir dönemler bizim Gönül Coğrafyamız Gazze ve Kudüs başta olmak üzere kanayan toprakların sesi olmuş, milyonların sevgisini kazanmıştır.

Beyrut’ta yaşanan felaket üzerine yazı yazanlar, Feyruz’a ve onun muhteşem Beyrut şarkısına yer verdiler.

Basınımızda Beyrut faciası Muharrem İnce’nin yeni oluşumu ve Pamukkale Üniversitesi Rektörü’nün türbanlı eşine uygun görev ayarlama soytarılığı kadar yer almadı. 

Beyrut, köşelerden çok tv ekranlarında yabancı ajansların görüntüleri eşliğinde ateş topu olarak sunuldu.

Gönül Coğrafyamız maalesef sokağımızın dışına çıkamıyor. Toplumsal alzaymır bu olmalı.

Macron’dan sonra Beyrut’a iki devlet adamımız gitti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu olay yerinde incelemelerde bulundular, Lübnan Cumhurbaşkanı ve istifa eden Başbakan’la görüştüler. Önemli mesajlar verdiler. Hükümet Lübnan’a büyük önem veriyor. En güzel büyükelçilik binalarımızdan biri Beyrut’tadır.

İnşallah Beyrut’un yaraları çabuk sarılır. Beyrut’un gözyaşı dinmese de yanında olmak Türkiye’nin vicdan ve insanlık borcudur.

Siz nasılsa Feyruz’u çoktan dinlediniz veya dinleyeceksiniz. Ben size Feyruz’un şarkıcı oğlu Ziyad Rahbani’den bir şarkı öneriyorum. Şarkının bir bölümünün sözleri şöyle:

Ben kafir değilim ama açlık kafir
Ben kafir değilim ama hastalık kafir
Ben kafir değilim ama fakirlik kafir
Ve zillet kafir
Ben kafir değilim ama kafir olan her şey bende toplanmışsa ben ne yapıyım?

Ahmet Tek

Okunma : 1851
guney sigorta
karaman


EKSPERTİZ
Gündem haberleri
SON DAKİKA: ŞEHİDİMİZ VAR
18 Eylül 2020 Okunma: 16201 Gündem
Son dakika: Karaman sallandı
20 Eylül 2020 Okunma: 12095 Gündem
Sanayi köprülü kavşağında trafik kazası
18 Eylül 2020 Okunma: 8479 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın