Annesinden İzin Alamayan Kızlar! | Karamandan.com - Karaman Haber

Annesinden İzin Alamayan Kızlar! | Karamandan.com - Karaman Haber

05 Temmuz 2020 Pazar
Annesinden İzin Alamayan Kızlar!

Annesinden izin alamayan kızlar kuşağı vardı. Belki şimdi de vardır. Bizim kuşağın annelerinde baskın özellikti. Anneler, izin konusunda, yatılı okul müdürlerinden daha katıydı. Elleri asla izin kağıdını imzalamaya gitmezdi.

O kuşağın kızlarına, bugünün 50’li yaşlarını geçmiş kadınlarına ‘ev halleri’ sorulsa; şu sonuçların çıkması beklenebilir:

1-Kocamla yaşıyorum,
2-Eşim öldü, yalnızım,
3-Çocuklarımın yanındayım,
4-Torun bakıyorum,
5-Annemle yaşıyorum,
6-Yalnızım.

Seçenekleri çoğaltmak mümkün. Ben bu kadarına yer verdim. İsteyen istediğini ilave edebilir.

‘Ev halleri’ yerine ‘ruh halleri’ sorulsa, benim gönlüm “Evim Hayat Dolu” ve “Mutluyum” yanıtlarının ilk sırada yer almasını isterdi.

Bu yazının ilham kaynağı, “EVİM HAYAT DOLU” cümlesi oldu.

Yazılarında, hayatın içinden konulara dikkati çeken ve iyi bir gözlemci olarak tespitlerde bulunan karamandan.com’un yazarı Nurten Kılıç’ın “Evliliğimde 30 Yılın Manifestosu” başlıklı makalesini okuyunca, bu yazının konusu ortaya çıktı.

Sayın Kılıç’ın yazısını mutlaka okuyun derim. Mutlu bir ilişkinin temel ilkelerinin listelendiği yazıda final cümlesi “EVİM HAYAT DOLU” olarak seçilmiş ve büyük harflerle yazılmış.

Korona virüsü salgınıyla mücadele için kullanılan “#Evde Kal” ve “#Evde Hayat Var” #hashtag’inden daha sıcak slogan, “#EVİM HAYAT DOLU”

Korona günlerinde ev ortamı ve aile ilişkileri gündemin ilk sıralarında yer almaya başladı. Ev ve ailenin sosyolojik, sosyo-psikolojik ve sosyo-ekonomik açılardan yeni araştırmalara konu olacağı aşikar.

Birçok üniversitede yüzlerce bilim insanı, kanımca bu konuda çalışmaya başlamıştır. Birkaç ay sonra çok sayıda bilimsel makale yayınlanacaktır.

Aile bireylerinin ve bir ailesi olmayan bireylerin ev hallerini yansıtan veriler, “Aile bitti, aile bitiyor, aile dağıldı” vb. söylemlerine yeni bir perspektiften bakma fırsatı sunacaktır. İlerleyen dönemde ülkeler bazında mukayeseye imkan verecek bulgular ortaya konulacaktır.

Ülkemizdeki bilim insanlarının değil ama, bazı köşe yazarlarının, sıklıkla gündeme getirdikleri, yüz yıllık bir iddia olan “Batı’da aile çöktü” tezi ile ilgili veriler de elde edilecektir..

“Ah ah! Duvarların dili olsa da anlatsa” sözünü sık duyarız. Duvarların dili yok ve duvarların dilinden anlayan aygıt da henüz icat edilmedi.
Duvarların gördüklerini, duyduklarını anlatacak olan, dört duvar arasında yaşayan insandır.

Yalnızlığın en katı halini ifade eden “Tavan bana bakar, ben tavana bakarım” sözü, evde bakılacak bir insan yüzüne ihtiyaç duyulduğuna işaret eder.

Her yüz kendini aynada görür. Ama kişinin gerçek yüzü, bir başka yüzde yansır. “Aile toplumun aynasıdır” önermesi de aslında vatanın yuva olması haline atılan ilk adımdır.

Bugün ekranlarda daha çok virüs ve salgından sakınma konularını işitiyor, enfeksiyon uzmanlarını izliyorsak, korona sonrası günlerde aile öne çıkacaktır. Ev içi ilişkileri, ev hallerini bu kez sosyolog, psikolog ve sosyal psikologlar tartışacaktır. Aile bağları yakın dönemin ana gündemi olacaktır.

Yukarıda sıraladığım şekilde veya benzeri biçimde ev yaşamına sahip kadınlara ilişkin veriler, daha çok sosyo-psikolojik araştırmaların önünü açacaktır.

Korona salgınının bize fark ettirdiği ilk gerçek, “Dünya küresel bir köydür” sözü oldu. Bu teori yeniden tedavüle girdi. (Başka bir yazı konusu)

Koronanın fark ettirdiği ikinci gerçek ise bir eve ihtiyacımız olduğudur.

Şeyh Galib’in ifadesiyle “Kainatın göz bebeği olan insan”ın sığınağı evidir. Evimiz aslında dünyamızdır. Türkçenin en sıcak, en güzel kelimesi yuvadır ve ev kelimesinin eş anlamlısıdır.

ABD’de bağımsız ve bahçeli evlerin birçoğunun kapılarında, Türkçe söylemiyle, “Evim Güzel Evim”  yazısı vardır. Süslü püslü tabelalarla kapıya asılan bu veciz söz, bina için değildir. Evde huzur olduğuna vurgu içindir.

Ev, hem hayallerimizi hem değer verdiğimiz şeyleri yanıbaşımızda tuttuğumuz mekandır.

Evdeyiz. Evde uzun süre kalıyoruz. Daha da kalacak gibiyiz. Ev algımızda farklılıklar olacaktır.

Gençliğimizde “Annemden izin alamadım” sözü yaygındı. Annesinden “İzin vermiyorum” sözünü duymayan genç kız var mıdır? “Annesi olmayanlar” demeyin.

Gençliklerinde annelerinden hiç izin alamamış olanlar ve şimdi hala annelerinin kızı olarak anneleriyle aynı evi paylaşanlar aklıma düştü.

Kentleşmenin yıkıma uğrattığı köyler, o köylerin boş evleri, Güneydoğu’da yakılan, yıkılan ve boşaltılan köylerin enkazlarını da unutmuş değilim.

Ülkemde, bir babanın çocuğuna “işte ben burada doğdum” diye gösterebileceği ev sayısının az olduğunu da biliyorum.

Başlıktaki konumuza dönersek, O anneler, 40-50 yıl öncesi gibi, kızlarına yine izin vermiyordur.
Bu kez annelerin izin vermediği şeyler, geçmişteki gibi değil, daha güncel konularda oluyordur.

İzlenen diziler, bilgisayar karşısında vakit geçirme, telefonla konuşma ve yemek konusu, 70-80 yaşındaki annenin, 50 yaşını geçmiş kızına müdahale hakkı olarak yaşanıyordur.

Bir bilimsel araştırmaya konu olabilecek ev hallerinden biri değil mi? Kim bilir, ne ayrıntılar çıkar? Aile bağlarının bir de bu yönleri var. Olumlu veya olumsuz olarak nitelendirmek yerine, sonuçlarına yönelmek aileyi gerçekçi temellere oturtabilecek ip uçlarını verebilir.

Evlerin güvenli ve dikenli odalarının fotoğraflarını görmek hayra vesile olmaz mı? Eminim ki, çoğu bilgiler güncellenecek, birçok varsayım çöpe atılacak. Halının altına süpürülen ne varsa görünecek.

“Niye oğlanlar değil de kadınlar?”  sorusunu aklından geçirenler;
Bu yazıyı, pek az yerini değiştirip “Annelerinin Sözünden Çıkamayan Oğlanlar?” başlığı altında okuyabilirsiniz. Cinsel ayrımcılık söz konusu değildir.

Ailenin MR’ının çekilmesine ihtiyaç vardı ve bu işlem mutlaka gerçekleşecek. İleri tarihe verilse de her randevunun günü ve saati bellidir ve o an gelir.

Tekerleme vardı, hava kararmaya başladığında söylenirdi ve evlerimize dönmemizi hatırlatırdı.

“Evli evine, köylü köyüne,
Evi olmayan, sıçan deliğine.”

Yazıyı ağır ve ciddi bulanlar için bir fıkra:

Korona öncesi bir gün, 80 yaşındaki koca, evde sessiz, sakin oturdukları sırada, eşine, “Gençliğimizdeki flört günlerimizi hatırlıyor musun?” diye sorar.

Yaşıtı olan eşi, “Hatırlamaz olur muyum. O günleri çok özlüyorum” yanıtını verir.

Koca, eşinin bu duygusal halinden hoşnut, “Var mısın, yarın saat ikide ilk buluştuğumuz yerde buluşalım? O günkü gibi pastaneye gidip pasta yiyelim, çay içelim” der.

Karısı bu teklife çok sevinir.

Koca, sabah duş alır, sakallarını düzeltir, çoktan kullanmadığı kıyafetleri giyip, erkenden buluşma yerine gider.

Randevu saati gelir ama karısı görünürlerde yoktur. Birkaç saat daha bekler, gelen yok. Üzgündür, yavaş yavaş yürür. “Yine ekildik” diyerek, akşama doğru eve döner.

Evde, karısı iç çeke çeke ağlamaktadır. İki gözü iki çeşmedir. Kocası “Beni eken sensin, ağlayan da sen. Ne oldu ? diye sorar.

Karısının yanıtı:
“Daha ne olsun aşkım, annem izin vermedi. Onun için ağlıyorum.”

AHMET TEK

Düzenleme : 13 Nisan 2020 20:37 Okunma : 2530