Türkiye'de Gerçekten de Demokrasi Var mı? | Karamandan.com - | Karaman Haber

Türkiye'de Gerçekten de Demokrasi Var mı? | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Mart 2019 Perşembe
Türkiye'de Gerçekten de Demokrasi Var mı?

Demokrasi ve siyaset birbiri içine girmiş, bağıntılı kavramlardır. 

Siyaset; birey ile toplumun gereksinimlerinden kaynaklanır. Toplumun gereksinimlerinin yüksek sesle basinda ve kamutayda(meclis) dillendirilmesidir.

Peki ya Demokrasi nedir dersek, düşünürler şu tür açıklamaları yaparlar.

Bugünkü anayasaların tamamı, Fransız düşünürü Rousseau’nun “toplumsal sözleşme” ilkesine dayanır. Rousseau eserinde şöyle der:
“Katılımcıların her birinin canını ve malını, oluşturacağı ortak gücün tümüyle savunup koruyacağı bir katılım ortaklığı kuralım. Her birey ortaklığa katılmadan önceki kadar özgür kalsın. İşte der "Toplumsal Sözleşme" buna çözüm getirir. Her katılımcı, kendini tüm haklarıyla beraber toplumun tümüne bağlar. Her birey için geçerli olduğundan, şartlar herkes için aynıdır. Kimseye daha fazla hak verilmez. Eğer tersi olursa  ortaklık, zorbalığa dönüşür. Her birimiz, kendimizi ve tüm haklarımızı, hep birlikte Ortak Kurumun yani Devletin yüce yönetimine veriyor, ve gövde olarak kendimizi bütünün bölünmez parçası olarak kabul ediyoruz...”  İşte günümüz demokrasileri, bu düşünceye dayanır.

Platon (MÖ 427 – MÖ 347), hiç kuşku yok ki düşünce tarihinin en önemli ve etkili düşünürlerinden biridir. “Devlet” eserinde şöyle der:
“Demokrasinin esas ilkesi, yurttaşların egemenliğidir. Yalnız yurttaşların, yöneticilerini iyi seçebilmesi için yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu temin edilemezse demokrasi, tek adamlığa(dikdatör) dönüşebilir."

Winstın Çörçıl  bunu biraz daha sokaktaki yurttaş ağzıyla açıklar: “Siyasetçi kendini ve gelecek seçimleri düşünür, devlet adamı ise ülkenin geleceğini ve gelecek kuşakları.”

‎Peki; eğip bükmeden, alınıp kırılmadan, particiliğe kaymadan, önce iğneyi kendimize batırarak şu soruya yanıt arayalım.
Gerçekten de Türkiyede demokrasi var mı?

Egemenlik gerçektende kayıtsız şartsız ulusun kendisi tarafından kullanılabiliyor mu?

Sözü dolandırmadan  yediden yetmişe herkesin anlayacağı şekilde basitçe irdelelemeye çalışalım.

- Gerçek demokrasiyle yönetilen ülkelerde yöneticiler koltuğa çakılıp kalmazlar, yeri geldiğinde vede belli bir süreyi doldurduktan sonra erdemlice davranıp çekip gitmesini bilirler.
- Yasalar toplumun genel çıkarları için yapılır belli bir kesimin çıkarları için değil.
- Demokrasilerde, vekilleri parti genel başkanları değil yerel teşkilatlar belirler. Hele hele yurttaşlar tarafından seçilmiş vekiller karar verirlerken genel başkanlarının iki dudağının arasına değil kendi özgür düşüncelerine göre karar verirler.
- Seçim dönemlerinde seçim araçları gece gündüz bas bas bağırtılmaz. Siyasiler, kent meydanlarında hala 1960'lardan kalma yöntemle kendilerini yırtarcasına bağırmazlar. Söylemek istediklerini yapacaklarını çıkar, tv ve radyolarda tartışma programlarında anlatırlar.
Kentin sokakları parti bayraklarıyla donatılmaz. Yazık israftır.
- Seçilmişler yasama sorumsuzluğu dışında genişletilmiş bir dokunulmazlık zırhıyla korunmazlar.
- Gerçek demokrasilerde adam kayırma, particilik olmaz. İşin başına en eğitimlisi, en deneyimlisi getirilir.
- Seçilmişlerin araçlarıda tırafikte kırmızı ışıkta beklemelidir.
- Devlet yöneticileri çevresinde yüzlerce koruma ordusuyla dolaşmaz. Seçim döneminde oy isterken yurttaşların arasına karışıp, seçimlerden sonra kendini oy verenlerden korumanın mantığı nedir?
- Seçilmiş belediye başkanından, başbakana çevresinde koruma ordusu olmadan yeri geldiğinde  bisikletine atlayıp evinden iş yerine gidebilmeli, yurttaşların arasına karışabilmelidir.
- Demokrasilerin olmazsa olmazlarından biri "Güçler Ayrılığı İlkesi"dir. Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri kesin olarak birbirinden bağımsız değilse, demokrasiden söz etmek olanaksızdır.
- Bağımsız ve şeffaf bir denetim esastır. Yasama, Yürütme ile Yargı erklerinin eylemleri bağımsız kurumlar tarafından denetlenebilmelidir.
- Devleti yönetenlerin asıl amacı devletin ve yurttaşların çıkarlarını koruma olmalıdır, kendilerinin ve partilerinin çıkarları değil.
- Devletle hesaplaşma niyetiyle devletin malı yağma olarak görülmez. Ben yaptım oldu olmaz.
- Özellikle de seçim dönemlerinde seçmenleri incitecek şekilde devlet, kömür makarna vb erzak dağıtımı yapmaz. Yardıma gereksinimi olan yoksul bireylere aylık bağlar onlarda gereksinimleri neyse ona göre o parayı harcarlar.
- Ülkenin geleceğini ilgilendiren sabit bir ulusal eğitim ve ulusal güvenlik siyaseti vardır. Her başbakan veya bakan değiştiğinde bunlar yazboz tahtası gibi değiştirilmez.
- Her önüne gelen kamu görevlisine makam aracı verilmez, kamudan beleş veya ucuza konut ayarlanmaz. Sıradan yurttaşlar gibi, kendi araç ve konutlarını kendileri temin ederler.
- Çoğunluğu elde eden bunu zorbalığa, tek adamlığa dönüştürmemelidir. Azınlığın sesinede kulak verillir. Çünkü demokrasiler; "Çok Seslilik" yönetim düzenidir.
- Sövgü ve hakarete kaçmamak koşuluyla yöneticileri eleştirmek esastır.
- Herşeyden de öte devleti yönetenler devleti, babasının çiftliği gibi kullanamazlar.

- ...Ve bu  maddeler daha uzayıp gider ama Türkiyede ulusun egemenliğini kendi eliyle kullandığını hala sanıyorsanız, yapmayın etmeyin yanılıyorsunuz, kandırılıyorsunuz. En basitinden, dünyanın gelişmiş hangi ülkesinde yurttaşları temsil edenler 2 yıl gibi kısa bir sürede emeklilik hakkını kazanabiliyorlar.

Şu bir gerçek; gelir dağılımındaki eşitsizlik giderilip refah düzeyi arttığında, toplum daha da eğitimli hale getirildiğinde demokrasi daha işlevsel hale gelecek vede tek adamlar toplum tarafından kendilerine yer bulamayacaklardır.

Ne yazık ki, Türkiye gibi ülkelerde İktidarlar eskidikçe ve parasal güçleri arttıkça yeni ve lüks yaşamlara geçme nedeniyle yuttaşlardan kopuyorlar.  Yurttaşların sıkıntılarını görmez,  dertlerini işitmez oluyorlar.  İşte bu durumun en büyük yansımasının iki güzel örneği; giderek büyüyen ve bir türlü çözüm bulunamayan işsizler ordusu ile yıllardır geç ve yavaş işleyen yargı düzeni.

Ve yine büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'de vede ortadoğu çağrafyasında İslam dini; firavunlara, tek adamlara, kırallara karşı bir din olarak büyüdüyse eğer:

Bugün İslam coğrafyasının neredeyse tamamı neden yalnızca tek adamlar tarafından yönetilir? Ve belli ki birileri bu coğrafyada ne daha eğitimli, daha  erdemli bir toplum nede demokrasiyi istemiyor. Acaba neden?

Çünkü eğer; ortadoğu ülkelerinde krallıklar, şeyhlikler, tek adamlar devrilirse,  petrolün akış yönü değişecek. O petrol bu defa, kendi çıkarlarını kendileri belirleyebilen yoksulluk içindeki  halka akacak...

Son söz, Ulus olarak siyasilerin sözlerine değilde gizli/açık eylemlerine bakmadıkça tek adamların biri gelip biri gidecek ve bu sömürü düzeni daha yıllarca sürüp gidecektir.  

Kalın sağlıcakla

Okunma : 2524