Güneş Dil Kuramı Gerçekçi miydi Yoksa Uydurma mı? | Karamandan.com - | Karaman Haber

Güneş Dil Kuramı Gerçekçi miydi Yoksa Uydurma mı? | Karamandan.com - | Karaman Haber

20 Mart 2019 Çarşamba
Güneş Dil Kuramı Gerçekçi miydi Yoksa Uydurma mı?

Gerçekten de AtaTürk'ün büyük önem verip üzerine titrediği “Güneş Dil Kuramı”(teori) uydurma mıydı, yoksa mantıklı ve bilimsel düşünsel kaynakları var mıydı? Atatürk kimlerden ve nelerden etkilendi?

Gelin bu konuyu herkesin anlayabileceği düzeyde, basitçe irdelemeye çalışalım.

Niye?

Çünkü; günümüzde artık ülkeyi yönetenlerin de oluşturduğu ortam sayesinde AtaTürk'e, düşüncelerine ve devrimlerine saldırmak, hakaretler etmek moda.

Dün  Türk Dil Kurumu'nu kapatan 12 Eylül 1980 darbecilerine göre Türkçe ile ilgilenenler komünistlerdi.

Bugün ise “Güneş Dil Kuramı” artık Atatürkçü geçinen çevrelerce bile artık saçmalık olarak görülüyor.

Hatta bazı kesimler dahada abartıp;

"Türk" ya da “Türkçe” sözcüklerini dile getirenleri ırkçılıkla, kafatasçılıkla suçluyorlar.

Gerçekten de söyleyip, yazdıkları gibi "Kuramın" gerçeklerle hiç mi bir bağı yoktu?

O yüzden bu konuyu yazmaz isem üzerimde bir eksiklik duyardım.

Dillerin kökeni üzerine bilimsel çalışmaların başlangıcı 17. yüzyılın başlarına kadar gider, 19. yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasında çok tutulur.

1900’lere gelindiğinde ise her ulus kendi anadili ile onun kökeni, diğer diller ile olan ilişkisini araştırmaya başlar.
Çünkü bu zamana kadar insanoğlu Mezopotamya dışında bir uygarlık bilmiyor, tanımıyordur. Tarihi kazılar sadece bu bölgeyle sınırlıdır.

Avrupa kıtasında bu tür gelişmeler olurken elbette Türk tarafı da boş durmaz kendi gücünde kazılarını ve araştırmalarını yapmaya başlar.
Almanlar tarafından Hattuşaş’da 1906'da  Eti Uygarlığıyla ilgili kazılar bilim dünyasında büyük heyecan yaratır, özellikle de Türk tarafında.
Çünkü; Eti Dili'ndeki sözcüklerin büyük çoğunluğu Türkçede de vardır: Aiy-Ay, Emşu-Ekşi, Hana-Ana, Tabşala-Tavşan, Ev-Ev, Su-Su, Milid- Malatya, Margasi-Maraş, Adanavani-Adana...

Bunlarla da yetinilmez;

Ahlatlıbel ile Alacahöyük kazılarına başlanır ki, AtaTürk giderlerini kendi cebinden ödeyerek Alacahöyük kazılarını başlatır.

Ertuğrul yatı, Marmara ve Ege’deki tarihi anıtları araştırması için bilim adamlarına verilir.

Ruşen Eşref ile Afet İnan Mısır’a, Yunanistan’a gönderilir. Örneğin, Afet İnan'ın kararlı çalışmaları olmasaydı bugün Piri Reis'in o dünyaca ünlü haritası gün ışığına çıkmış olurmuydu acaba?

Yine, Tahsin Mayatepek Türk dili ve kültürü ile Maya dili arasındaki bağı incelemek üzere Meksika'ya yollanır.

Osmanlı belgeleri tek tek baştan sona taranır.

Anadoluda kullanılan yerel ağızlar ile sözcükler tek tek taranır kayıt altına alınır.

Ardı ardına dil kurultayları yapılır ve  Türk Dil Kurumu oluşturulur, yetinilmez Türk Tarih Kurumu kurulur.

Ayrıca; Sümer biliminin kurucusu Prof. Kramer ile onun öğrencisi çağımızın yaşayan Sümer bilimcisi Muazzez Ilmiye Çığ'a göre de “Sümerli Ludingirra” adlı eserinde Mezopotamyada büyük bir uygarlık kurmuş olan Sümerler mezopotamyalı değil atalarının kuzeydoğudaki dağlık bölgeden kuraklık sonucu geldiklerini yazar.

Yine Türk Dilbilimci Prof. Osman Nedim Tuna, "Türk Dilinin Yaşı Sorunu" adlı eserinde Sümerce'nin tamemen bir Türk dili olduğunu ve sayısız benzer sözcüklerin yanında, kültürel ve toplumsal yaşamlarındaki benzerlikleri vurgular.

İngiliz tarihçi G. Rawlinson, Sümerce ile Türkçe'nin dil bilgisi yapısının tamamen benzerlik gösterdiğini yazar.

İsviçreli Cenevre Üniversitesi Rektörü Prof. Eugene Pittard, Türk göç dalgalarının Avrupa’yı nasıl etkilediğini yazıp uygarlıkların kökünün Asya olduğu tezini ortaya atar. Hatta bir ara AtaTürk tarafından Türkiye'ye davet edilen Pittard kazı çalışmalarına da katılır.

Peki tüm bu araştırmalar sırf ırkçılık, kafatasçılık mantığıyla mı yapılmıştır veya Cumhuriyeti kuran kadrolar sırf macera olsun diye mi bu işlere girişmişlerdir?

Aslında bu sorunun üç temel yanıtı vardır.

Birincisi; dilleriyle övünüp diğer dilleri hep küçümseyen Fıransızlar, güçlü bir sanayi ve orta sınıf oluşturmuş olan Almanlar ile dünyadaki yoksul ülkeleri sömürgeleştirirken kendi dili ile kültürünü de onlara benimseten İngilizler kendilerinin atası olarak gördüğü antik yunan ile antik romayı hep yüceltmişler, kendi dillerinin, kültürlerinin kökeni olarak antik yunanı benimsemişler, geçmişteki tüm buluşların bu uygarlıklar tarafından bulunduğunu tüm dünyaya dayatmışlardı.

Çünkü batılılar; kendi uygarlıklarının atası gördükleri eski yunan uygarlığını diğer uygarlılardan hem daha üstün hemde diğer uygarlıkların merkezi olarak görüyorlardı.

İşte Güneş Dil Kuramı'nın yanıt aradığı sorulardan biride, altı bin yıldır Türk yurdu olan Anadolu’nun diğer uygarlıkların beşiği olduğu tezini, Arupalıların şımarık çocuğu ezeli rakip Yunanistan karşısında Türkiye’yi eşit bir konuma getirmek istenmesi de bu araştırmaların yapılmasının nedenlerinden biridir.

İkincisi tamaman duygasal nedenlerdendir. Çünkü; yüzyıllardır unutulan, kendi kaderine bırakılan, Balkanlar ile Arap yarımadasına yapılan yatırımların onda birinin bile çok görüldüğü Osmanlı’nın gözden uzak arka bahçesi Anadolu, Türkiye Cumhuriyeti’nin gözbebeği olmuştur. Hep “yüceltilmesine” dayanak aranmıştır.

Bu nedenle büyük önder AtaTürk 1925’te, “Türk öğün, çalış, güven” derken, dil ve tarih çalışmalarının yapıldığı 1933’te artık şöyle diyordu: “Türk ulusu çalışkandır, Türk ulusu zekidir. Ne mutlu Türk’üm diyene.”

Üçüncüsü ise SSCB Şubat-Mart 1926’da Azerbaycan’da Birinci Türkdili Kurultayı düzenler. Amacı, Türkçe konuşan ülkelerin merkezini kendi denetimi altındaki Bakü yapıp, dolaylı yollardan Türkçe ve Türk ülkeleri üzerinde Rus etkisini sağlamaktır. Türkiye bu üstünlüğü elinden kaçırmak istemediği için, AtaTürkçü kadrolar Türk dili çalışmalarına ağırlık verir.

Yine Türk Dil Kurumu’nun ilk genel sekreteri dilci Agop Dilaçar Ermeni’dir.

O dönemde Türkçe dil çalışması yapan Avram Galanti ve Türkçü Mois Kohen Yahudi’dir.

Sonuç olarak; bugüne kadar batılıların bize öğrettiği tarihe göre biliyorduk ki; en eski Türk yazısı MS 8. yüzyıldaki Orhun Anıtları’ydı. Keza ilk sözlüğümüz Kaşgarlı Mahmud'un 1072-1074 yılları arasında yazdığı “Türk Ağızları Sözlüğü”  idi.

Oysa yeni çıkan belgelere göre, MÖ 2000’deki Çin kaynaklarında Türkler vardır.

Yine "Güneş Dil Kuramı" araştırmaları göstermiştirki Eti ile Sümer uygarlıkları Türklerle yakin akrabadır. Bundan da öte, Türklerin Anadoluda 1071'den beri değil en az 6000 yıldır bu topraklarda yaşamış olduklarını kanıtlamıştır.

Doğrudur, kuşkusuz yanlışlıklar yapılmıştır ama gerçekle bağı tamamen kopuk değildir.

Keşke AtaTürk'ten sonra bu araştırmalar aynı hızla sürdürülseydi de, yarım kalmasaydı.

Kalın sağlıcakla.

Okunma : 2287