Elveda Şehir

Yazan  Turan Karataş

Zaman erişti, gün kavuştu. Vade tamam oldu; bizim de gitme vaktimiz geldi. Bir yeşil boğaz içinde süzülüp duran bu şirin şehre veda ediyorum artık.

İnkâr edemem, bu kadim şehrin, bu bereketli topraklar anasının üzerimde pek çok hakkı vardır.

Tam 16 yıl havasını teneffüs ettim, ekmeğini yedim, suyunu içtim. Birbirinden güzel güneşlerine uyandım, değişken, şaşkın ve şaşırtan mevsimlerinde yaşadım. Gün doğumlarına, gün batımlarına tanıklık ettim. Bereketli, uzun yağmurlarını seyrettim; "İyi ki bilmiyor kalabalıklar/ Yağmura bakmayı cam arkasından" dizelerini mırıldanarak.

İlik donduran soğuklarıyla meşhur bir kentin evladı olarak Tokat'ın ılık kışlarında çocukça sevinçlere kapıldım. Karın yağıp yağıp da yerde kalmayışına şaşırdım. Baharlarda yağmurlarla, göz açtırmayan kırk ikindilerle yıkandım. Sonra yıkanmış toprak kokusuyla mest oldum. Hamd ettim bu enfes kokuyu bana bağışlayana.

Yeşilin her türlüsünü gördüm bu topraklarda. Haziranlarda sulu kırmızı kirazlara uzandım. Dalından meyveyi bu şehrin bahçelerinde yedim ilkin.

En çok sonbaharını sevdim Tokat'ın. O canım Eylül'ünü. Üzümlerin sarardığı, şeftalilerin kızardığı, domateslerin çoktan kan kırmızısına döndüğü Eylül'ünü. Ilık akşam saatlerinde Yeşilırmak'ın sanki durup durup akan nazlı sularına bakarak yürüdüm. Parklarında yaprak çıtırtılarını, kuş cıvıltılarını dinledim. Çocuk seslerine kulak kabarttım.

Aziz dostum, güzel adam Hüseyin Atlansoy da bu şehirde yaşamış ve bu yazının başlığını taşıyan bir şiirle veda etmişti.

Şairlerin iyisi Atlansoy, şu dizelerle seslenmişti terk ettiği şehre:

elveda şehir; ne gülüm
ne goncam var yamaçlarında
karşılamaya yetmedi ne ayazın ne rüzgârın
az vahşi çokça barbar sûretimi.

 

elveda şehir; elveda güzel/im
kuytularına bıraktığım ateş
yaktığında sarsak kediler ve pis köpeklerini
parlayacak tüyleri iğde kokan gecelerinin.

Sonra, "elveda şehir; elveda dostum/ toprak denize koşar dalga sılaya" dizeleriyle bitirmişti, benim de şu anda duygularıma tercüman olan o güzelim şiir.

Vedanın geçmişe dönük bir yüzü de vardır. Bir uzun, derin çizgi uzanır geçmişe doğru. Bir anda ayrıldığınız yerdeki insanlarla ilgili bir fotoğraflar dizisi geçer gözünüzün önünden. Çünkü mekânı manalı kılan insandır. Zihinde en çok kalan da, uyanan da insana dair izlenimdir.

Bu bağlamda, gönlü yüce güzel insanlar tanıdım bu şehirde. Sıcak gülüşleriyle içimi aydınlatan. Saflığı, huzuru onlardan öğrendim. Şehrin engin gönüllüleriydi onlar, görünmez ev sahipleri. Her karşılaştığımızda cömert bir sofra gibi önüme açıldılar. Selam verdiler, aleyk aldılar, dostça tebessüm ettiler.

Binlerce eyvah ki, içlerinde zerrece samimiyet olmayan âdemoğulları da gördüm bu munis şehirde. Hep riya kaynayıp duruyordu göğüslerinde. İrice bir iğne batırılsa vücutlarına, sanki cerahat fışkıracak gibi göründüler bana. Belki yanıldım, ama şehrin kılcal damarlarını kımıl kımıl kurutan kuzu postuna sarınmış kurtlardı bunlar. Bu mümbit şehrin iliklerine yapışmışlardı. Ne hazin ki, bu mutedil şehrin mütevekkil insanları, bu kurtları pek fark edemediler. Edemezlerdi. Çünkü onlar, kendilerini saklamakta pek kurnazdılar.

Ne ki, dünyanın düzeni buydu. Her zaman, her yerde vardı böyleleri. Ve hep olacaktı.

Şimdi veda ederken bu şehre, güzelliklerini taşıyacağım gittiğim yere.

Dost insanlarını unutmayacağım.

Doğup büyüdüğüm Sivas'tan, gençliğimi geçirdiğim Erzurum'dan sonra, bana olgunluğumu bağışlayan bir şehir olarak Tokat'ı unutmayacağım elbette.

Elveda şehir. "Elveda güzelim!" Hakkını helal et bana, e mi!

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile