Sabrın ve duanın büyüsüne şahit olanlardan duydum, siyahın en çok geceye yakıştığını ve gecenin en çok sultanlara yaklaştığını. Sevdim geceyi, gecelemeyi sevdim kaldırım taşlarının refakatinde. Sevdim geceyi ay ışığının kırılganlığına inat; yakamozlar gecededir çünkü, mehtap gecede. Yüreğini dolunay eylemeyi bil sen de. Gurbete yelken açan her gemiden vuslatı sor. Sor ki aşkın ve hüznün birlikteliğine kapı aralayanlar yitirmesin umudunu.
Anlayamaz siyahla beyazın farkını gülmeyi unutmuş çocuklar. Unutulan gülücüklerse her fırsatta yaralar kendini. Ölümü aklında aşkı kalbinde taşıyarak çık yollara, sabahın ilk ışığında incitme gül yüzünü tebessümün. Açık olsun yüreğin bahardan buse taşıyan kuşlara. Aşkı diri tutan mevsimdir bahar ve iğde kokularıyla doldurur yüreğini gecesini kendine yâr edenlerin.
Mehtap gökyüzündeyse hâlâ, hüzün yok, hüznün yok yanımda. Hadi koş sevgiyi ara sen de bir martı çığlığında, kuşların kanadında ve gecenin en siyahında. Ölüm olsun aklında, güneş nasılsa boğacak karanlıkları, vuslatı daim bilecek, vuslat için ölecek sevenler nasılsa ve her kapadığında gözlerini aşk olsun aklında. çünkü aşk aşksa eğer zaman ve mekan tanımayacak vuslat için, ölmek için. Sen de hüzünlenme aşk için.
Sinanca
Köşe Yazarlarımız
Hüzün yok
Hüzün yok bu yazıda, hüznün yok. Yüzün yok nasılsa aynalarda, hüznün de olmasın. Ben aksıda umut yetiştiren, umudunu duayla besleyenlerden öğrendim sevmeyi. Sevmeyi öğrendiğim kadar bilmesem de sevilmeyi; kır çiçeklerini tercih etmedim hiç kar çiçeklerine. Alıştım kaldırım taşlarını sayarak yürümeye, siyahın üstüne hep siyah giymeye alıştım ama hüzünlenmedim, hüznü büyütmedim hiç.
Yayınlandığı yer
Sinanca