Hadi gidiyoruz, sen de gel ey onurumuz, gururumuz, küllenen tarihimiz, sen de gel. Dilsiz şeytan olamayacağını bu milletin, zalime yol vermeyeceğini ve susmayacağını konuşulası, haykırılası zamanlarda öğrendik işte, gördük zalimin nasıl da suçluluk psikolojisiyle saldırganlaştığını ve nasıl durgunlaştırılacağını. Hazırlanın gidiyoruz Yavuzların, Kanunilerin, Fatihlerin yanına gidiyoruz.
Dünyadaki insanın ve insandaki dünyaların aydınlığı için gidiyoruz, yürüyoruz. Yolumuz açık olsun. Bahtımız açık…
Tarih tekerrürden ibaret derlerdi de pek inanasım gelmezdi. Hatırlayın Kanuninin Fransa Cumhur Başkanına yazdığı nameyi. Bu ve buna benzer duruşlar ve yerli yerinde tepkiler her zaman haklıyı ve haksızı birbirinden ayıracaktır. Ancak Recep Tayip Erdoğan’ın bu tavrını acımasızca eleştirenler de olacaktır elbet. Onların haklı olduğunu(?) bir an için düşünmek istediğimde karşıma silik, asalak gibi yaşayan, bir toplum mu istiyoruz acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Şimdi, Erdoğan’ın “Benim için Davos bitmiştir” diyerek salondan ayrılması Davos’un sadece bugününe damgasını vurmayacak, onun tarihine kayıt düşecek. Bu tavrın elbette diplomatik sonuçları da olacak. Ancak Sayın Başbakanımızın aynı zamanda bir insan olarak konuşuyorum demesi de tüm dünyanın kalbinde bir titreme yaratacaktır elbet. Şimon Pres’in küçümser ve alaycı tavrıyla, moderatörün taraflı tutumunun elbette bir karşılığı olması gerekiyordu. Ama daha da önemlisi, Tayyib Erdoğan'ın bu çıkışının ABD'de Obama kadrolarının artık Ortadoğu sorununa çözüm bulma iradesinin şekilleneceği bir döneme denk gelmesidir. Davos'un ardından Obama iktidarının Ortadoğu'da sorun çözücü bir iradesi berraklaşmaya başlarsa, Recep Tayyib Erdoğan'ın ve Türkiye'nin tarih yazmaya başladığını söyleyebileceğiz.
Bu bir tarihi efsanedir, bu bir diriliş ve dik duruştur. Dünya Türk’ü Türkler de dünyayı artık doğru anlamasının zamanı gelmiştir.
Hadi hazırlanın gidiyoruz. Geçmişimize, geleceğimize, onurumuza gidiyoruz.
Yolumuz açık olsun…
Nereye diye sormuşlardı önce, bu gidiş nereye… Kaybedilen ruhların ötesinden nerelere gidilebilirdi ki. Tarihini, şuurunu ve kendini kaybedenler nereye giderlerse oraya gidilirdi işte. Alnımız çok düştü yerlere, sesimiz çok kez çıkmadı, çıkamadı, el pençe divan durduğumuz oldu zalimlerin önünde. Hakkımızı bilmediğimiz, haksızlıklara ses edemediğimiz oldu. Ezildik, büzüldük, biz bu değildik…