Türkiye'nin dünya gözüyle görünen tarafları irdelendiğinde Müslüman ama Arap dünyasına benzemeyen, sosyal ama sosyalist olmayan, özgürlükçü, ilerici, çağdaş ama batı dünyasından farklı olan bir ülke olarak tüm dünyanın renklerini ve tatlarını içinde barındıran bir ülke olarak dikkat çekici ve özellikli bir ülke olmuş ayrıca kendine has kültürü, bilgisi ve çehresi ile de farklılığını her dünya ülkesine gıpta ile baktıran bir yurt olmayı başarabilmiş bir ülkedir.
Özgürlükçülüğü ve gelişimciliği modern batı ülkelerinden öğrendi önce dünya ama ardından gelen sömürgeciliği ve kapitalist düşünceyi hiç sevmedi. İslam dinini ve Müslümanlığı önce İran devriminden sonra da Usame Bin Ladin, Kaddafi gibi liderlerin hüküm sürdüğü ülkelerden öğrendi ama köleliği, kısıtlamaları ve baskı rejimlerini hiç sevmedi dünya. Demokrasiyi ve sosyal devleti önce batıdan sonra kuzeyden ve uzak doğudan öğrendi dünya ama azınlıkların zulmünü, ezilmeleri ve kan gölünü hiç sevmedi .
Sonra Türkiye'yi gördü, bildi tanıdı dünya, Recep Tayyip Erdoğan'ı bildi, tanıdı onun nezdinde İslamı da, demokrasiyi de gelişimci ve ilerici siyaseti de azınlık haklarını ve eşitliği de ekonomik ve sosyal gelişmeyi de Türkiye'den öğrendi dünya ve çok sevdi Müslüman ve demokratik Türk Kimliğini, siyasetini. Aslında bu sevimli ve insancıl tavrın tadını ta Osmanlıdan bilirdi dünya ve özlerdi de onun içindir ki birçok ülke de Osmanlı yeniden canlanıyor mu soruları meşgul ediyor insanları. Aslında yeniden canlanan Osmanlı değil, Osmanlının insan merkezli ve sevgi eksenli anlayış ve düşünceleridir. Zulümden ve sömürüden uzak, kapitalist düşüncelerden sıyrılmış ve sevmeye, severken büyümeye ve adalete dayalı olan bu sistemi Osmanlıdan sonra ilk kez tattı dünya ve çok da hoşlandı bu lezzetten.
Türkçe Olimpiyatları da Dünyanın dört bir tarafına uzanan sevgisel içerikli ve insancıl siyasetin etkisindendir aslında, bunda hiç kuşku yok ki Türkiye insanının geçmişinden de gelen vakur duruşunun ve tüm insanlığı kucaklayıcı politikasının etkisi büyüktür.
Gelelim kendi içinde Türkiye'ye, son on yılın muhasebesini yapmak ve farkı fark edebilmek sanırım zor olmasa gerek. Gelişen siyaseti ve yenilenen yüzü ile ekonomik, teknolojik, sosyal ve siyasal olan her alanda kendini aşabilmeyi son yıllarda başarabilmiş bir ülke haline gelmiştir ki bu da gerek kentlerde ve gerekse taşrada bulunan insanlarının yaşam standartlarında ciddi yükselmelerin olması anlayış ve fikir gelişimini de meydana getirmiştir. Geçenlerde Siirt'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir grup öğrenci ile bir fotoğraf çektirdi ve danışmanlarına tüm çocuklara bu fotoğrafın postayla gönderilmesini emretti, tam o sırada çocuklardan bir tanesi Başbakana, ben fotoğrafımı postayla değil maille almak istiyorum diye cevap verdi. Gelinen noktanın aslında hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğunu on yıl önce okulda daktilo ile resmi evrak yazan bir öğretmen olarak açık yüreklilikle söyleyebilirim. 2000 yılından önce bu yazıyı okuyanların kaç tanesinde mail adresi vardı söyleyebilir misiniz.
Bu gelişmeler ve değişimlerden verdiğim örnekler sadece Türkiye'nin nereden gelip nereye gittiğinin anlaşılması adına söylenen küçük ayrıntılardır. Önemeli olan Türk İnsanının hangi anlayışlardan hangi düşünce ufuklarına doğru hızla yol aldığıdır. Artık Türk İnsanının ufuk çizgisini belirlemeyen, belirleyemeyen siyaset adamları yetişmekte ve yetiştirilmektedir... Ne mutlu bu ülkenin insanlarına.
sinanca
Köşe Yazarlarımız
Ufuk Çizgisi
Hızla değişen, gelişen ve genleşen dünyanın bu değişim hızını yakalamak adına çıkılan engebeli yollarda ayaklarına diken bata bata yürüyen Türkiye'nin son zamanlarda ayağına batan dikenlerin acısından olsa gerek farkında olmadan değişen dünya hızını geride bıraktığı, dünya ülkelerini görebilmek için geriye dönük bir baş hareketi ile bakması gerektiğini artık gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz, söyleyebilirim.