Haftanın en çok okunan özgeçmişi

Günder Hoca
Karaman İli Göktepe Beldesinde her yıl düzenli olarak Günder Hoca…
Okunma 10 kere

Pazartesi, 08 Ağustos 2011 03:54

Bekir Sıtkı Erdoğan

Oy ver
(0 oy)

Türk şiirinin en büyük isimlerinden olan Bekir Sıtkı Erdoğan 1926’da Karaman’da doğdu. 1946 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdi. 1949 yılında da Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra 10 yıl kıta subaylığı hizmetini yaparken, asker olarak Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni bitirip Astsubay Okulu ve Heybeliada Deniz Harp Okulu’nda uzun süre edebiyat öğretmenliği yaptı.

BEKİR SITKI ERDOĞAN KİMDİR?

Çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde şiirleri yayınlandı. Birçok şiiri bestelenerek dillerden düşmeyen şarkılar haline getirildi ve şarkı olarak söylendi. Şu anda İstanbul’da ikamet etmektedir. “Bir Yağmur Başladı”, “Dostlar Başına”, “Gönüller Kavşağı” ve “Sabır Sarmaşıkları” gibi eserleri var.

Karaman'lı hemşehrimiz Bekir Sıtkı Erdoğan, “Mehmet Akif’i şairden saymayanlar varmış. Edebiyatçı edepli olmalıdır” diye konuştu.

Karaman'lı hemşehrimiz Bekir Sıtkı Erdoğan, “Mehmet Akif’i şairden saymayanlar varmış. Edebiyatçı edepli olmalıdır” diye konuştu.

83 yaşındaki Bekir Sıtkı Erdoğan, Türk şiirinin sembol isimlerinden ve onlarca yıldır Yunus Emre’den, Karacaoğlan’dan aldığı estetik değerleri günümüze taşıyor.

Yunus Emre’lerin açtığı yoldan edepli adımlarla yürüdüğünü söyleyen Erdoğan, günümüzde iyice yozlaşan Türk şiirine ve şairlerine de sitemli. İstanbul’da yaşayan Erdoğan, evinden dışarı çıkmıyor ve şiir yazıp, hat resimleri çiziyor. Evinin tüm duvarları, hattan ziyade o hatlara bakıp farklı şekiller vererek çizdiği resimlerle dolu.

Kalp şeklinde Allah lafzı, kayık şeklinde ve sonsuza uzanan besmeleler hemen göze çarpıyor. Biz de sanat ve edebiyat ile geçen bu ömrü, Bekir Sıtkı Erdoğan ile konuştuk.

¥ Türk şiirinin sembol ismisiniz. Şiir serüveninizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Türk şiirinin en büyük ismi olan Yunus Emre’nin artık belgelenmiş olan memleketi Karaman’da doğdum. Tabii o toprakta olunca o hava ile büyümüş olduk. Çocukluğumuzdan itibaren onun ilahileri söylenir oldu kulaklarımıza; “Şol cennetin ırmakları akar Allah deyü deyü�” Bu birinci unsur yani o hava içerisinde büyümüş olmamız. İkincisi ise dayım da şairdi ve ondan bana kaldı bu emanet. Kendisi her yıl Toros Dağları’ndan aşarak gelirdi annemi görmeye. Güçlü bir dili vardı. Mesela şu mısralar onundur; “Bir kara kırkayak bağrımı delmiş / Deryadan deryaya uzanmış gelmiş” Malum, kara kırkayak ile Toroslar’ı delip gelen trenleri kast ediyor. Annemde de tabii bir damar vardı. Biri bir şey söyledi mi hemen ona kafiyeli bir cevap verirdi. Sonra Mehmet Ali Gençoğlu isimli ilk okul öğretmenim de nesirlerime iyi not verirdi ama şiir yazdığımı bilmezdi.

¥ Neden?
Babam ölmüştü ve benim okuyup, çalışıp kardeşlerime bakmam lazımdı. Çevremdekiler ise dayımın şiire dalıp okulları bırakmasına kızarlardı. Onun şiir yüzünden okuyamadığını düşünüyorlardı. Benim de dayım gibi olup, şiire dalıp, okulda başarısız olmamdan korkuyorlardı. Bende de bu şiir sevdası başlayınca korktum ve şiirden uzaklaştım.

¥ Sizde şiir sevdası nasıl başlamıştı?
Öğretmenimiz yerli malı haftası ile alakalı bir ödev vermişti. Arkadaşımla beraber ödevi son güne bıraktık. O odanın bir tarafına geçti, ben diğer tarafa geçtim. Önce bir satır yazdım, ikinci satırı yazarken bir baktım, aaa kafiyeli oldu. Biraz daha uğraştım ve dörtlüğü tamamladım. Hadi bir dörtlük daha, bir dörtlük daha derken, deli olacağım... Arkadaşım; “Ne yaptın sen? Kendin yazacaktın, şiir kopyası alın, gelin demedi ki öğretmen” dedi. Ben; “şiir benim” desem de inanmadı. Sonra öğretmenime verdim ve beni yanına çağırdı. Karamanlı bir hanım öğretmendi. Yanına gidince kulağıma yapıştı ve uzun süre çektikten sonra beni itti bir kenara. Yerime geçtim, uzun uzun ağladım. Bana; “Niye ağlıyorsun? Hem kopyacılık yapıyorsun, hem de ağlıyorsun” dedi. Ben de; “Öğretmenim, ben böyle bir şiir yazdığım için takdir beklerken dövüyorsunuz” dedim. Beni tekrar yanına çağırdı ve eski yazı ile bana bir not vererek Latif Beye gönderdi. Not ile beraber şiirimi Latif Hocaya götürdüm. Onun sınıfına heyecanla girdim, notu aldı ve şiiri elime vererek tüm sınıfa okumamı istedi. Tebessüm etti ve sınıfa dönerek; “Bu güzel şiiri bu kardeşiniz yazmış” dedi. Sınıfta bir alkış koptu. Aman Allah’ım ne kadar güzel bir gündü o gün. Okul da beni tasdik etmiş oldu ve okulun 15 günde bir çıkan gazetesinde benim şiirlerim yayınlanmaya başladı.

¥ Sonra?
2. Dünya Savaşı nedeniyle Kuleli Askeri Lisesi Konya’ya alınmıştı. Gayet maceralı bir uğraş sonrasında Kuleli’ye girebildim. Burada Ümit Yaşar benim sınıf arkadaşımdı. Ama o sonra serbest nazıma daldı. Hâlbuki çok güzel aruzla yazılmış şiirleri de vardı. Hem öyle yaptı, hem böyle yaptı, olmadı.

 

SANAT NAZIMDADIR


¥ Kuleli Askeri Lisesi’nde şiiriniz...
Ben Kuleli’deyken, şiirle arama koyduğum yasağı kaldırdım. Daha fazla duramadım ve tekrar başladım şiire. Beni konu alıp doktora yapan birçok isim ilk yayınlanan şiirlerimi bulup getirdiler. İstanbul diye bir dergi vardı, ilk orada yayınlandı. O zaman Mehmet Kaplan doktordu ve şiir yorumları yapıyordu bu dergide. Benim dergide yayınlanan 2 şiirim için bir eleştiri yayınladı. Bana; ‘İyi şiir yazıyorsun ama fazla şairane kaçıyorsun” dedi. Zaten şair olmaya çalışıyorum ben.

¥ Şiirde dil, duygu ve düşünce yeterli mi?
Değil. Bakın; ‘Hancı kardeşim, bak gurbetten geldim çok yorgunum. Bir yatak ser de dinleneyim’ demek mi daha güzel, yoksa ‘Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş / Aman karanlığı görmesin gözüm / Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş...’ demek mi daha güzel? Yani ölçü şarttır. Yüzyıllardır biriken zevkimizle oluşturduğumuz ölçülerimiz var bizim. Koşma ayağımız var mesela. Yahya Kemal; ‘Sanat nazımdadır’ diyor. Nazım, nizamdan gelir.

¥ Nasıl bir yoldur nazım?
Büyülü bir yoldur. Binlerce yıldır kullanılan o yolu bırakmamak lazım. Ortak olan o sanatı bırakmamak lazım. Nereye kafiye koyarsak daha çok hoşumuza gider? Her yere koyalım, olmaz. Birer atlayarak yapalım; Mesnevi olur. Eh, bir şeye benzer ama tat vermek çok zor. Ama iki ayak koyup sonra her üç mısradan sonra o ayak tekrar ederse en güzeli olur. Yunus Emre de bunu yapmış, Karacaoğlan da.

¥ Asırlardan miras kalmış bize.
Eski Türklerden bize kalan edebiyat eserlerinde de bu ölçü vardır, Yunus Emre’de de. Alp Er Tunga destanında da bu nazım vardır ama işin adı konulmamıştır. Söylene söylene o halkın diline ve estetiğine uygun bir hal almıştır. O da nazımdır. Şiirin iletişim aracı nazımdır. Aman kaybetmeyelim.

¥ İlham nedir?
Bardağı taşıran son damladır.

¥ Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Türk edebiyatı şairi.

¥ Divan edebiyatı...
Divan edebiyatı bir mana sandukasına kilitlendi, kaldı. Divan edebiyatının ifade gücü, anlatımı çok çok güçlüydü. Derya gibiydi. Klasik musikimiz de hep aruzdur. Okuyamıyoruz, kimse okumuyor. Yahya Kemal, Divan edebiyatını sadeleştirdi, halk çok sevdi. Şimdi bizim gazel kitabımız da aynı işi görüyor. Bakın, Oktay Rıfat’la biz bir yerde görüşmüştük. Bana çok farklı baktılar.

¥ Neden?
‘Adam aruz yazıyor ya’ diyorlardı. ‘Hortlamışlar’ diyorlardı. Ben de dedim ki; “Divan edebiyatı ölmedi ki, hortlasın.” Ben kimseyi tenkit etmiyorum. Asırlardır biriken bir miras var, ben o mirasa sahip çıkmaya çalışan birisiyim sadece.

¥ Çığır açıcı mısınız?
Bana bazı profesörler; ‘Siz farklı bir çığır açtınız’ diyorlar. ‘Yepyeni bir şey açtınız’ diyorlar. Hayır, hayır. Ben çığır filan açmadım. Açılmış kocaman çığırda, edepli adımlar atarak yürüyorum sadece. Çığır mığır açmadım. Edebiyattan gelir edep. Edep diyoruz, edebiyat diyoruz... Hani edep?

¥ Bazı genç şairler var, henüz şiirlerini göremediğimiz. Bunlardan bazıları İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u dahi şairden görmüyorlar. Ne diyorsunuz bunlara?

Bana da geçen gün yaptılar. TRT 2’de akşam 21:30’da bana da söz söylediler. Modern ozanlardan Hilmi Yavuz program yapıyor. İki de profesör var yayında. Beni de seviyor o profesörler. Biri dışarılarda filan okumuş. 3 kişiler, beni konuşuyorlar. Hilmi Yavuz; ‘Bu konuyu kapatalım’ dedi. Şaşırdılar; ‘Neden?’ dediler. O “Biz burada şiir konuşuyoruz” dedi. Diğerleri; “Bekir Beyinki şiir değil mi? Bu kadar aruzlar, bu kadar heceler. Akıyor su gibi” dediler. Bunun üzerine Hilmi Yavuz; “Ha, o tarafı tamam. O bir aruz virtüözüdür ama şiir yok” dedi. Şimdi ‘Kışlada bahar, Marya, Bin birinci gece’ şiir değil mi? Edebiyat hakikaten edep demektir.

¥ Nazıma yönelik bu ilginizin anlamı nedir?
Nazım, nizamdan gelir. Bir nizam vermezseniz yol olmaz. Karmakarışık yol olmaz.

¥ Siz nasıl yazıyorsunuz şiir? Nasıl geliyor şiir size? Bir tabloyu 3 gün seyredip 3 dakikada yazanlardan mısınız; yoksa 3 dakika seyredip 3 gün boyunca yapanlardan mı?
Ben o manzarayı birçok defa birçok yerde görmüşümdür. Farklı zamanlarda, farklı sürelerle o manzaraya bakmışımdır. Son bir defa, çok duygusal bir anıma gelir, bardağın o son damlası taşar ve şiir işte o an gelir.

Son değişiklik Pazar, 29 Ocak 2012 16:49

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile