karamandan.com

Egemenliğimizi Kim Sınırlıyor?

Acaba bu dünyanın gerçekliği sadece çıkarlar ve ittifak anlayışlarından mı ibarettir, yoksa ortak insanlık diye tavır alınacak bir yer var mıdır?

BM Güvenlik Konseyi, İran'a nükleer programı nedeniyle yeni ve sıkı yaptırımlar getiren karar tasarısını kabul ederek: İran'ın nükleer ya da balistik programına katılan İran Atom Enerjisi Kurumuna bağlı İsfahan Nükleer Teknoloji Merkezi Başkanı Cevad Rahiki'ye ve toplam 40 İran kuruluşa, uluslararası alanda mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasağı getirilmesi öngörülüyor…

''Türkiye, Tahran Anlaşmasında attığı imzanın arkasında durarak” HAYIR oyu kullanmıştır.

İyi niyet ve samimiyetimizin neticesi olarak da, İran –Gazze(Hamas) –Türkiye üçkeninde  hapsolan bir Türkiye’ye doğru vahim sonuçlarını zaman içerisinde göreceğiz

Eşkıya Dünyaya hükümran olmaz desek de maalesef “Güç hukuktan yana değil, güçlüden yana” işlemeye devam ediyor.

ABD, Bush’la birlikte “savaş açmanın ve saldırının Amerikanın yeni dünya politikasının bir aracı olduğunu açıklamıştı. ABD’nin tek yanlı olarak savaş açma hakkını savunarak eyleme geçmesi ile de ‘Evrensel Hukuk Normları’ bir kez daha çiğnenmişti. Colin Powell, BM'de ABD'nin askerî eyleme geçmesinin, ABD'nin egemenlik hakkı olduğunu da söyleyebilmiştir. Ancak ABD'nin hukuksuz davranmasından daha çok tehlikelisi, tek yanlı olarak "hukuku tanımlama, belirleme, oluşturma" girişiminde bulunmasıdır.

Dr. Ümit Kardaş’ın tespitleriyle sorun, ABD'nin sadece hukuk kurallarına karşı gelmesi değil, bunun ötesinde hukukun meşruiyetini oluşturan temel değerleri yok etmesidir. Nitekim İsrail de Ortadoğu'da kendi hukukunu şiddet kullanarak egemen kılmış, varlığını barış ekseninde hukuki güvence altına almak yerine gücün çıkarlarıyla bütünleşerek şiddete dayalı gücün hukukunu taşıyıcı politikalar uygulamıştır. Hatta zaman zaman ABD, İsrail'in kendisine uyguladığı şiddetin hesabını soramamış, İsrail, ABD politikalarının oluşmasında etkili olabilmiştir. İsrail'in öteden beri yürüttüğü operasyonların nasıl bir hukuk ve insan dışılığı barındırdığı ortadadır. Bir ülkenin merkezi siyasi sorumlularından yerel sorumlularına kadar birçok seçilmiş insanını hukuki ve ahlaki hiçbir dayanağı olmadan esir eden aşağılayıcı bir şiddete, işgal ettiği topraklardaki insanları abluka altına alıp onları dünyadan tecrit eden ve BM'nin ablukanın kaldırılması kararlarını uygulamayan bir zorbalığa ve uluslararası sularda gemi basıp, sivilleri öldüren bir haydutluğa karşı tepkisiz kalan bir dünya, hak edilmiş bir yer olamaz. Ortadoğu'da bugün bir insanlık krizi yaşanmaktadır. Bu insanlık krizinin ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, dinî boyutları bulunmaktadır. Bu kriz, "tahakkümcü barış" siyasetlerinin dayatmalarını beraberinde getirmektedir. Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de yaşananlar bunu göstermektedir. Pax Amerikana destekli barış süreci halkların iradesiyle çatışmaktadır. Terör kavramı temelinde her türlü şeytanlaştırma girişimine alkış tutan, tahakkümcü özgürlük ve hak sınırları çizen, demokrasi ve hukuk tanımayan bir anlayış ve uygulama ile kalıcı bir barışa katkıda bulunulamaz.

Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB uluslararası olayları belirlerken, çoğu devlet gözlemci durumuna itilmiştir. Bu dönem bittikten sonra oluşan yeni durumda ABD tahakkümcü güç olarak BM'yi istediği doğrultuda kullanmış, hatta Irak'ın işgalinde devre dışı bırakmıştır. Ulusal egemenlikler güçlü olanlarca sınırlanmıştır.

Ulusal sivil toplumlarla kamusal bağların gelişmesi hem uluslararası toplumda hem de ülkelerde demokratik işleyişi güçlendirecektir. Gezegende yaşayanlara, yaşadıkları sınırların ötesinde ve ulusal hükümetlerden bağımsız siyasi temsil hakkı verilmeli ve bunun için de bir dünya yurttaşlık hakları kavramı geliştirilmelidir. Yurttaş hem tarihsel ve kültürel değerlerini paylaştığı bir devletin hem de gezegenin tümünde yerleşik olanların haklarının savunulduğu ve bu hakların kullanıldığı bir rejimin yurttaşı olacaktır. Bunu sağlayabilmek için BM rejiminin küresel kozmopolit demokrasiye yönelik olarak yeniden tasarlanması gerekmektedir.

Savaşın galipleri Amerika, İngiltere, Rusya, Fransa ve Çin'i de yanlarına alarak BM Güvenlik Meclis'inde 5 sürekli üye olarak yer edinmişlerdir. Bu meclis, usul meseleleri dışındaki sorunlarda sürekli 5 üyenin oyları dahil olmak üzere 9 üyenin olumlu oyuyla karar alabilmektedir. 14 üyenin birleştiği bir kararda bir sürekli üyenin muhalefeti, söz konusu kararın alınmasını engelleyebilmektedir. Hatta bir sorunun usul sorunu mu, yoksa esas sorunu mu olduğu meselesi tartışma konusu olabilmekte, sürekli üyelerden birinin muhalefeti durumunda söz konusu sorun gündeme dahi gelmeyebilmektedir. Bu Meclis'te karar alınabilmesi, 5 sürekli üyenin çatışan çıkarlarının dengelenmesiyle veya güçlü olan üyenin diğer üyeleri tehditle veya ödülle kendi çizgisine çekmesiyle olanaklı olabilmektedir. Söz konusu mecliste 5 ülkeye sürekli üyelik statüsü verilmesi antidemokratiktir. Üstelik söz konusu BM Antlaşması'yla Güvenlik Meclisi'ne verilen yetkiler düşünüldüğünde durum daha vahimleşmektedir.

BM Antlaşması'nın 12. maddesine göre Güvenlik Meclisi bir uyuşmazlık veya herhangi bir durum karşısında antlaşmanın kendisine yüklediği görevleri yaptığı sürece Genel Kurul bu uyuşmazlık veya durum hakkında Güvenlik Meclisi istemedikçe hiçbir tavsiyede bulunamamaktadır.

Yine antlaşmanın 24. maddesine göre üyeler, uluslararası barış ve güvenliğin korunması sorumluluğunu Güvenlik Meclisi'ne verdiklerini ve meclisin, bu sorumluluğun kendisine yüklediği görevleri yerine getirirken kendi adlarına hareket ettiğini kabul etmektedirler. Bu görevlerin yapılmasında Güvenlik Meclisi BM amaç ve prensiplerine uygun olarak hareket edecek, meydana gelen uyuşmazlıkların barış yoluyla çözülmesinin yanında kuvvet kullanılması hususundaki yetkilerini de kullanacaktır.

Güvenlik Meclisi'nin oluşumu, oylama usulleri ve yetkileri göz önüne alındığında BM'nin 5 sürekli üye tarafından yönetildiği açıktır. Bu yapılanmanın evrensel hukuka aykırı ve antidemokratik olduğu görülmektedir. Bunun dışında bu meclisin aldığı kararlar (mesela İsrail'in Gazze ablukasını kaldırması yönündeki karar) muhatap devlet tarafından uygulanmayabilmekte ve buna karşı bir yaptırım uygulanamamaktadır.

Demokrasi, barış, adalet, özgürlük, insan hakları gibi evrensel ulvi değerler; insanlığın ortak mirasıdır. Tarih boyunca uğruna nice savaşlar yapılan bu değerleri yaşatabilmek, ne yazık ki halen çetin ve zorlu bir mücadeleyi gerektiriyor. Mücadele aracımız da, Princeton Üniversitesi profesörlerinden Richard Falk'un deyişiyle "olgunlaşmakta olan küresel sivil toplum''dur.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş