Tek tip kıyafet karakter gelişimini engeller. Mesela, ikizlerdeki simbiyotik benzerlik; sahte benlik gelişimini doğurduğu gibi.. Zayıf olan, taklit eden, baskın olan ikizin etkisinde kalır. Her insanın mizacı, kendine has olmakla beraber belli kriterler ışığında şekillenmektedir. Her çocuğun mizaç özellikleri üzerine, anne-babası ve çevresi; belli davranışları, tercihleri, ahlâkî değerleri ve toplum kurallarını inşa etmeye çalışır ve bu süreç çocuğun terbiyesi ve eğitimi olarak bilinir. Çocuk belli bir yaşa geldiğinde de, kendi karakter ve kişiliğini geliştirme sorumluluğunu üzerine alır.
Okullarımızda maalesef çocuğun özgür iradesiyle kişiliğini geliştirmesi mümkün olmamakta, elinden alınmaktadır. Tek tip kıyafetle de çocuğun;
-Çok kolay yönlendirilmesi,
-Çocuk üzerinde baskı oluşturulması,
-Çocuğun kolay kontrol edilebilmesini vd. de sağlar ki, bu sorumluların işini kolaylaştırırken çocuğun kendi karakter ve kişiliğini geliştirme sorumluluğunu üzerinden alır. Kimliksiz, kişiliksiz kılar. Zira çocuk, çevresinin desteği ve yönlendirmesiyle aktif bir özne olarak kendi karakterini inşa eder. Yaratılıştan getirdiği mizaç özellikleri üzerine, aile ve toplum tarafından inşa edilen karakter sonucunda, her insan bir benlik ve kişilik kazanır.
Mizaç stilleri ve huylar, insanın iç istekleri doğuştan gelir. Karakter ise, kişiye, eğitimle ve şuuraltının inşası yoluyla kazandırılır. Oysa bugün okullarımızda, çocuk karakteri simbiyotik / asalak gelişimine zemin hazırlamaktadır. Okullarda, Çocuklar üzerindeki olumsuz baskılarla kendi olamayan ikiyüzlü tipler inşaa edilmektedir.
Çocuk okula ön kabulle gelir. Savunmasızdır. Birinci kademede ki çocuk tam gelişmemiştir. Kuralları bilir:
- Okula varınca sıraya geçileceğini,
- Zil çalınca içeri girilip-çıkılacağını,
- Ses çıkarmadan oturması gerektiği gibi önlük giyilmesi de onların algısı içinde herhangi bir kural gibidir. Bu aşamada “ Çocuğun yaratılışında potansiyel olarak var olan güçlü ve baskın fıtrî ahlâkî değerler ön plana çıkarken, yaratılışında zayıf derecede var olan ve 0-6 yaş arasında şuuraltına güçlü şekilde inşaa edilir. Karakterler ve ahlâkî değerler de hissedilirken kişide olmayan ve kişinin iradesiyle şuurlu bir şekilde kazandığı ahlâkî değerler hayatına yön verir.” (Karakter Eğitiminde Mizaç
Dr. Selim Aydın)
İşte bu aşamada çocuk bir yere, bir gruba özgür iradesiyle dahil olmalıdır. O gruba dahil olarak kendinden bir şeyler katabilir. Gruba yön verip değiştirirken de kendisi olarak aidiyet kazanır. Tersinde ise, simbiyotik bir asalak, sindirilmiş bir birey olarak ön ergenlik dönemine ulaşır.
Ön ergenlikle baskın bir şekilde 10 -11 yaşlarında çevresine tepki olarak, kendini ifade eder. Yıllardır bastırılmışlığa isyanıdır bu. En bariz şekli ile de , kızların etek boylarını kısaltmaları, belirgin şekilde makyaj yapmaları, erkeklerin ise kravatlarını açmaları, gömlekleri salıvermeleri, saçlarını dikmeleri …:
Kendilerini, kişiliklerini ön plana çıkarma gayretlerindendir. Yoksa bir genç kız ne diye eteğini kısaltıp kendini teşhir etsin ki …
Özellikle bu çağdaki çocuklarda, örneklerini bariz bir şekilde yaşadığımız okullarda gördüğümüz şekliyle özgürlükleri kısıtlandığında, üzerlerinde baskı oluşturulan öğrenciler bunu kendilerine karşı tehdit olarak algıladıkları için; öğretmeni derste dinlememekte, derslerini boykot ederek içine kapanmakta, çevresine düşmen kesilerek kontrolden çıkmaktadır. Despot idarecilere ayak uyduran öğretmenlerce de “kendisini ifade etme şekli” okunamayan öğrenciler ise; Öğretmen Kurul Toplantıları’nda bağnazca mahkum edilmektedirler.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın da asıl yapması gereken çocuklarımızda karakter gelişiminin sağlanması olmalıdır. Kılık kıyafet konusundaki Bakanlığımızın bu uygulamasını da şiddetle destekliyorum. Eğitim bölgelerine baktığımızda üç aşağı beş yukarı hepsinin de ekonomik ve sosyal yönden hemen hemen aynı olduğunu görürüz. Endişe etmemek lazım. Çocuklarmız ilk başlarda çok özenli ve hassas olsalar da zamanla hepsi aşırılık ve markalardan uzak kendisine özgü giyim şeklini oluşturacaktır. Sadece onlara güvenelim.
Başta velisinin, Okul idaresi ve öğretmeninin, çevresinin tahakkümüyle bastırılmış duygularıyla iki yüzlü, kendisi olamayan çocukların durumu, bu toplumun en büyük sorunudur.
Sevgili anne ve babalar, öğretmenler bırakın çocukları kendileri olsunlar. Özgürleşsinler…
21.yüzyıl Türkiye’sinin aydınlık ufukları bağnaz eğitimcilerin dar, tutucu, sıkışıp kaldığı dar kalıplarla aydınlatılamaz.
Ülkemizin geleceği için; demokrasinin başarılı olması, kişilerin ferdî karaktere ne ölçüde sahip olduğuna bağlıdır. İnsanın ahlâki (etik) bir varlık olduğunu unutan ve bireyde karakter gelişimine önem vermeyen bir demokrasinin başarılı olma şansı da çok düşüktür. Çünkü demokrasi, erdemli insanların benimseyebileceği ve yaşatabileceği bir yönetim tarzıdır.
Lütfen! Hastalıklı ruh halinden çıkalım. Çocukları sahiplenme, tahakküm ve baskıyla yönlendirip kullanılabileceği inancından kurtulalım. Çekelim çocukların üzerinden ellerimizi. Çocuklarımızın özgür iradeleriyle kendileri olmalarına fırsat tanıyalım.
Mustafa Türk
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

