karamandan.com

Kitabı üzerine yemin eden milletin, kitapsız çocukları

“Ah kitapsızlık!
Ah! Kitabı üzerine yemin  eden milletin, kitapsız çocukları ah! Ne diyeyim ben bilmem ki?”
Yavuz Bülent BAKİLER

İvriz Öğretmen Lisesi …

Aşık Veysel’in, “Benim sadık yarim, kara topraktır.” şiirini okumam, şuurlu olarak kürsüden bir topluluğa yaptığım ilk hitabımdı. Halimi, hiç beğenmemiştim. İrticalen, beş dakika olsun konuşma kabiliyetim yoktu. Topluluklara hitap edebilme iştiyakı içinde idim. Ancak içine kapanık, çekingen konuşma kabiliyeti olmayan birisiydim. İçimden hep, “Ah diyordum, günün birinde ben de bir topluluk önünde kağıda-kitaba bakmadan, kendimi ifade edecek kadar konuşabilsem!” diye geçiriyordum.

Bir gün, Namık Kemal’in bir makalesini okudum. Diyordu ki: “Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısıyla orantılıdır. Bir insan ne kadar çok kelime bilirse, aklını o nispette iyi kullanır. Önüne konulan kitabı okur ve anlar. Kendisine anlatılanları iyi kavrar. Ve gerektiğinde kendisini iyi ifade eder. Bir insanın kelime dünyası yeteri kadar kuvvetli değilse, okuduklarını anlayamaz. Anlatılanları kavrayamaz ve kendisini ifade edemez. Geriliğimiz dildeki kısırlığımızdandır. Mezhep kavgaları, siyasî ve iktisadî alanlardaki çıkmazlarımız, hep Türkçemizin yeteri kadar gelişmemesinden, zengin bir dil haline gelmemesindendir” diyordu.

Adeta o güne kadar cehalet uykusunda imişim de haberim yokmuş. Namık Kemal’in makalesiyle kendime geldim. Çok okumaya başladım. Dersten ziyade kitap okuyordum. Annem de alışmıştı bu halime, üzerime bir battaniye örtüverirdi. Artık yatağımda değil, çoğu kez okuduğum kitabın üzerinde uyanıyordum. Günde bir kitabı bitirdiğim çok oluyordu. Okulun kütüphanesinde herkes yemeğe giderken, Naci Abi kapıyı üzerimden kitleyip gidiyordu.  O günlerde İktidar değişimi ile okulda ki kadro ve öğrenci kıyımı, sınıf kitaplıklarındaki kitapları da vuruyordu. Fırının altındaki çöplük çuvalla kitabı, bana sunuyordu. Gizlice eve taşıdığım kitapları da okudukça, zamanla fikir ve düşüncemle kelime hazinem daha da zenginleşiyordu. 

Üniversitede Öğretmen Okulu psikolojisinden sıyrılmam vakit alsa da ben, artık o ben değildim. Hitabet ve fikirlerimle ön plana çıktığım bir toplantıda; “ Hayır! İslamiyet Türkler sayesinde yücelmiştir..!” diye haykırarak ifade ettiğim cehlimdeki cesaretimi tebrik eden lisedeki Okul başkanımız bile, beni tanıyamamıştı…

Bugün çeşitli dergi ve gazetelere yazılar yazıyor, saatlerce kağıda ve kitaba bakmadan konuşabiliyorum. 2001 Aralık ayında kurduğumuz KARDİLDER’in (Karaman Türk Dili Dostu Çalışanlar İletişim Derneği) Başkanı olmam nedeni ile tanıştırıldığım Ülkü Ocakları Başkanı sevgili kardeşim, Türkçeye sahip çıkmamız dolayı heyecanla sarılıp beni tebrik etmişti. Sonrasında, suratı asılmış; “ Bir de derneğinizin adını “Türk Dili Dostu” koymuşsunuz. Yarım saattir konuşuyorsunuz. Konuştuğunuz kelimelerin yarısı Arapça” demişti…

Bunları niçin yazıyorum? Haftada bir gün, bu sütunda okuyucuların huzuruna çıkıyorum. O münasebetle bana mesajlar geliyor. Elbette benimle hemfikir olanlarla beraber, eleştirenler de pek çok. Ama yazdıklarımı hiç, ama hiç, ama hiç anlamayan okuyucularım da var. “Ben “Bayram haftası” diyorum, onlar “Ne bu mangal tahtası?” diye karşıma dikiliyorlar.” Anlıyorum ki onlar benim yumruklarımı sıkarak “ İslamiyet Türkleri değil, Türkler İslamiyeti yüceltmiştir..!” diye bağırdığım, tepindiğim, dövündüğüm yıllarımın karanlığı içindedirler. Mesela ben değerli tarihçimiz Yılmaz Öztuna‘nın tarih kitaplarından, Sorbon Üniversitesinin tarih kürsüsünde görüşülmüş, hazırlayana tarih doktoru sıfatı kazandırmış tezlerden, Batının Şark Mes’elesinden, Ermenistan’ın Doğu Anadolu üzerindeki büyük emellerinden, İsrail’in “Arz-ı Mev’ut” davasından, mankurtlaşmaktan bahsediyorum. Benim sevgili okuyucularımdan bazıları yazdıklarıma “saçma-sapan” diyorlar şaşırıyorum. Büyük Âkif beni de teskin etmeye çalışıyor:
“Ne Kürt elifbayı sökmüş, ne Türk okur ne Arab
Ne Çerkez’in, ne Lâz’ın var bakın elinde kitab!” diyor.

Şair ve Yazar Yavuz Bülent Bakiler, Türk dilinin, Türk halkının kitap alışkanlığının olmaması nedeniyle kan kaybettiğini ve yıllardır emek verilerek dile sokulan kelimelerin eski kelime diye çıkartıldığını söylediği Karaman konuşmasında, dilin insan ve millet hayatındaki yerinin önemli olduğunu belirtmişti. Bakiler, Batı dünyasında çocukların iyi bir seviyede yetişmesi için ders kitaplarının 71 bin kelimeyle yazıldığını vurgulayarak, bu sayının Japonya'da 44 bin, İtalya'da 32 bin, Türkiye'de ise sadece 6–7 bin olduğunu dile getirmiş. Bakiler, çocukların, bu sayının yalnızca yüzde 10'u ile konuştuklarını ve tek çıkış yolunun kitap okumak olduğunu dile getirmişti.
İstatistiki olarak;   

Nüfusun İngiltere’de %21’i, Fransa’da %21’i, Japonya’da %14’ü, Amerika’da %12’si, Türkiye’de % 0,01’i(on binde bir)düzenli kitap okuyor.

Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’nda kitap okuma oranında Türkiye; Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu yüz yetmiş üç ülke arasında seksen altıncı sıradadır.

Bir Japon bir yılda ortalama yirmi beş kitap okuyor.

Bir İsviçreli bir yılda ortalama yedi kitap okuyor.

Bir Fransız bir yılda ortalama yedi kitap okurken Türkiye’de altı kişi bir yılda bir kitap okuyor.
Türkiye’de bir kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın üç yüz katını bir Norveçli, iki yüz on katını bir Amerikalı, seksen yedi katını bir İngiliz, seksen yedi katını bir Japon ayırıyor.
Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan üç kat fazla….
Kitaba bir yılda Norveçli 137 $, Alman122$, Belçikalı 100$, Avustralyalı 100$, Güney Koreli 39$, Türk 0,45$ veriyor. Dünya Ortalaması 1,3 $...

Bir yılda ABD’de yetmiş iki bin, Rusya’da elli sekiz bin, Japonya’da kırk iki bin, Fransa’da yirmi yedi bin kitap basılıyor. Türkiye’de ise yedi bin kitap basılmakta.
Ülkemizde Dergi okuma oranı %4, Gazete okuma oranı %22, Radyo dinleme oranı %24, Televizyon izleme oranı %95 …

Bu tablonun iç açıcı olmadığı belli. Çağın gerisinde kalmamak, küreselleşen dünyada hak ettiğimiz yeri almak istiyorsak bu tablodaki olumsuzlukları gidermemiz gerekiyor.
Türkiye’nin geri kalış sebeplerinin başında da, çocuklarımızın yeterli miktarda dil zenginliğine sahip olmamasının olduğunu belirten Yavuz Bülent Bakiler: “Namık Kemal diyor ki, “Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısı ile orantılıdır...’’ O bakımdan da diyor “Ülkenin kalkınması ve yükselmesi bizim dilimizin zenginliğine bağlıdır, diyordu.” Vatan şairimiz; “Devlet-i Aliyye’nin duraklamasını ve gerilemesini, mekteplerimizde-medreselerimizde iyi, güzel, zengin bir Türkçe ile eğitim yapmadığımıza-yapamadığımıza” bağlıyordu. Ya bugün…?

Dil, bir milletin, bir devletin hayatında bu kadar mı önemli? Dil, her milletin olduğu gibi, bizim de varlık sebebimiz, şah damarımız! Büyük felâketler, dilin bozulmasıyla başlıyor. Batılı ilim adamları diyorlar ki: “Her insan beyninin bir deha merkezi var. Bu deha merkezini çalıştırdığınız, geliştirdiğiniz takdirde, cemiyetlere lider seviyesinde kimseler yetiştirirsiniz!”

Batı, kendi insanının deha merkezini kitapla, kelimeyle, araştırma yaptırmakla geliştiriyor. Kur’an, boşuna mı “oku!” emriyle başlıyor? “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
''Kelime insanın cebindeki paradır'' ifadesini de kullanan Şair Bakiler, ''İnsanın parası ne kadar çoksa ihtiyaçlarını o kadar rahat görür, insanın hafızasındaki kelimeler ne kadar çoksa o ölçüde başarılı olur.

Gelişim çağındaki çocukların kendi dillerini öğrenmeden, özellikle çizgi filmlerle yabancı dile maruz kalmaları, bu çocuklarımızı gelecekte toplumdan kopararak geleneklerinden uzaklaştıracaktır.

Bakiler’in ifade ettiği gibi “Dile ve kültüre sahip çıkmak tüm vatandaşlarımızın milli bir görevidir”.

Dil üzerinde düşünür ve dili bir düşünce odağı gibi kabul ederseniz dilin düşünce hayatınızı zenginleştireceğini göreceksiniz. Dil düşüncenin evidir; binlerce yıllık insan zekası kelimelerde, deyimlerde, ifade kalıplarında gizlidir. İnsanlık tarafından bilgilerimizi depolamak için kullanılan ilk araç dil olmuştur. Bugün aynı işi daha sistemli yapması için bilgisayarı yarattık. Buna rağmen, günümüz için söylüyorum, dile yüklenmiş bilgi, bilgisayarlarımıza yüklenmiş bilgiden fazladır. Dil, bilgisayarlardan fazla olarak bilgilerin sadece yüklendiği yer değildir, aynı zamanda bilginin üretim alanıdır. Kısaca belirtmek istediğim şey, dilin düşüncelerimizi yansıtan bir araç olduğu gibi düşüncelerimizi geliştiren bir alan olduğudur. Basit bir örnek verelim: Bir insanın bildiği kelime sayısıyla, düşünce zenginliği doğru orantılıdır. Bildiğimiz kelime sayısı ne kadar fazlaysa düşünce alanımız da o kadar geniştir...

Dil üzerinde derin bir düşünce geliştirmeden doğru düşünmemiz mümkün değildir. Anlaşılmak, mesleğimizde başarı elde etmek, yaradılışımızdan getirdiğimiz ve sadece kendimize ait olan yeteneklerimizi yurdumuzun ve insanlığın hizmetine sunmak istiyorsak işe dilimize ilgi göstermekle/kitap okumakla başlayabiliriz.

Hatırlatma: Karaman’da 10 bin öğrenci hem kitap okuyacak hem de ağaç dikecek. Müracaat için lütfen ziyaret edin. http://www.secyildizini.com/

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş