10 yılda 3 milyon kilometre karelik, yaklaşık Avrupa kadar bir alan fethedilmiş... Akıllara durgunluk veren ise; 3 milyon km. kare alanda, 10 yılda 100 savaşta sadece 250 (iki yüz elli) tane düşmanın, öldürülmüş olmasıdır.
Hz. Peygamber s.a.v. son nefesini verdiği sırada 3 milyon kilometrekarelik bir ülkeyi yönetmekteydi. Bu 3 milyon kilometrekarelik alan, yaklaşık Avrupa büyüklüğünde bir toprak parçasıydı. Ve 10 yıl gibi kısa bir zaman aralığında fethedilmişti.
Binlerce kişilik ordulara karşı yapılan ve 9’u büyük boyutlarda olan yaklaşık 100 savaşın sonucu olarak bu topraklar fethedilmişti. Bu savaşlarda ‘Uhut’ dışındakilerden zaferle çıkılmıştır. Asker sayıları bakımından aradaki oran, onlar aleyhineydi. Düşman askerlerinin sayısı en az üç kat daha fazlaydı.
Bu boyutlarda meydana gelen ve Avrupa büyüklüğünde toprakların fethiyle sonuçlanan savaşlarda Hz. Muhammed (s.a.v)’in ordusu tarafından düşman saflarından öldürülen insan sayısı sadece 250 (iki yüz elli) kişidir.
Yüz binlerle ifade edilen insanın katıldığı, devasa boyutlarda fetihlerle sonuçlanan bu savaşların tamamında ölen düşman sayısı sadece 250(iki yüz elli) kişidir.
Bu örnek bile, tek başına, on dört asırdan beri dünya çapındaki en büyük dâhilerin, dev filozofların ve her biri düşünce semamızın yıldızı olan nice mütefekkir ve ilim adamlarının, hep O'nun arkasında el pençe divan durup, O'na hitaben: "Sen, sana mensubiyetle övündüğümüz insansın." demelerinin sebeplerinden sadece birisidir. Öldürmek için değil yaşatmak için var olma, davası…
Çünkü O, Allah’ın Rahman sıfatı ile çepeçevre kuşatılmıştır. Donatılmış, tavzif edilmiştir. O, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmıştır. O, adeta ışık prizması gibi Rahman isminin tezahürü olarak, insanlığa 98 esmayı yansıtmıştır. Allah’ın sıfatlarıyla insanlara muamele etmiştir. Cevşen’ül Kebir itibariyle 1001 Esma’ül Hüsna’yı (Allah’ın güzel sıfatının tezahürünü, açılımını) yaşayarak hayatın içinde bizlere de göstermiştir.
Evet, zaman yaşlanıyor, ihtiyarlıyor; bazı düşünceler köhneleşiyor ve değerden düşüyor; fakat inananların sinelerinde Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), her gün daha da açan bir tomurcuk gibi, daima yenilenip tazeleniyor.
Yıllardan beri binlerce defa, yer değiştirenler; yer değiştirip kendilerine tutunacak bir dal arayanlar; o sistemden bu sisteme, o ekolden öbür ekole koşuşup duranlar, bütün bu çırpınıp durmaların fiyasko ile neticelendiğini görüyor ve şimdiye kadar hiç fiyasko görmemiş Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) mektebine koşuyorlar. İşte M. Bucaille, R. Garaudy ve daha nice Allah aşıkları, Isaac Bashevis Singer, Prof. Malcolm Daneken Wintis,William Phillips vd…
Dr. Henry Fritz Schaefer Georgia Üniversitesi’nde kimya profesörü ve Kuantum Kimya Merkezi’nin direktörüdür. Tam 5 kez Nobel ödülüne aday gösterilen Schaefer için dünyanın en nitelikli üçüncü kimyageri denmektedir. İnançlı bir bilim adamı olan Schaefer, bilimsel çalışmalarının amacının Allah’ı tanımak olduğunu şu sözleriyle ifade etmiştir:
“Bilimin bir anlam kazandığı ve bana zevk verdiği anlar; kendi kendime ‘İşte bu Allah’ın yaratması” dediğim anlardır…”der.
Kendi varlığını anlamlandırmak, kendisini evrende bir yere yerleştirmek ve evrendeki konumuna göre kendisi dışındaki dünyayı okumak ister.
Bu istek onu kendine dönmeye, kendini anlamaya, kendini çözmeye, kendini bilmeye yöneltir. İnsanın kendini bilme yönelimi Peygamberimizin diliyle “Rabbini bilme” yolunda atılan ilk adımdır. Zira Peygamberimiz “Kendini bilen Rabbini bilir” buyurmuştur.
Akıl ve havsalamız alsa da almasa da, sineler O Şem'aya, O Güneş'e pervanedir.. çok yakın bir gelecekte, şimdiye kadar bir türlü O'na koşamayıp da kış sinekleri gibi takılıp yolda kalan derbeder ve perişan akıllar, yolda kalışlarına pişman olacak ve ellerini dizlerine vurarak: "Biz niye pervane olup O'na koşmadık?" diyeceklerdir. O zaman belki de birçoğu için her şey bitmiş olacak...
Dünyanın en vahşi, adetlerine en mutaassıp, en inatçı ve en cahil bir toplumun değişiminin ardında yatan asıl güç, evrensel bir kişilik geliştirmeleridir. Bu evrensel kişiliği ise Allah’ın sıfatlarını benimsemeleri ve kişiliklerini o sıfatlarla donatmalarıdır.
Bugün, yeniden dünya sahnesinde rol almak istiyorsak [hizmetlisinden, başbakanına kadar] evrensel kimliğin vasıflarıyla donanmak zorundayız. Bu vasıflarla donanmanın ilk adımı ise, bu vasıfları ve bunların sahibi olan yüce rabbimizi olabildiğince yakından tanımaktır.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir