Su Testisi Su Yolunda Kırılır

Yazan  Mustafa TÜRK

Beni derinden etkileyip sarsan, birkaç ölüm haberi vardır. Defne’nin ölümü de bunlardandır. Belki de ölümü ona yakıştıramadığımdandır.

Ölüme hazırlıksız oluşumdan. Ölüm yokmuş gibi yaşamamdandır. Kanlı canlı, kıpır kıpır  hayat dolu haliyle bir anda ölmesini kabullenemeyişim, bu yaşta da ölünürmüymüş algımdandır. Ölümün insana bu kadar yakın olmasıdır. Beni korkutan…

Oysa korktuğumuz ecel, bir varlığın kendi şartları ve buutları içinde geçireceği sürecin sonu ve o varlığın hayat serencamının bitimi demektir. Sonradan var olan her şey, aslında böyle bir “son” ve “bitim” yazısıyla dünyaya gelir.

Varlığın akıp gidişi içinde, başlangıçla bitimi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Her şey, bir damla gibi er geç toprağın bağrına düşer, erir. Ve bir ırmak gibi er geç akar bir denize ulaşır.

Bu, hemen bütün varlıkların müşterek alın yazısıdır. Bu yazı ile her varlık gün yüzüne çıkar ve yine bu yazı ile geldiği gibi ayrılır gider.

Bu serencam içinde, “"Sizin (…hayatınız) size, benim (…hayatım) bana." Ben buradayım siz ise oradasınız. Aramızda ne geçit ne köprü, ne de yol var!  Bu hayatı algılayış bakımından tam ve kapsamlı bir ayrılıktır, desem de,  bu konuya müdahil olmazsam kendimi mesul addederim. Burada olay bambaşka; kendi hayat tarzlarını “yegane doğru” olarak telakki eden bir güruhun, muktesebatımıza saldırıları sözkonusudur. Dizilerle, magazin programlarıyla, açık oturumlarla iğdiş edilen zihinlerin manipüle edilmesidir.

Malum kanal ve gazetelerin bir tek Defne’yi azize ilan etmedikleri kaldı. Bu apaçık halkla dalga geçmedir. Bu apaçık kendi hayat tarzlarını topluma dayatmadır. Seda Sayan “ Ne var canım, sarılarak çıktılarsa ne olmuş. Ben de sarılıyorum…”  demesi gibi. Hanımefendi, kendi camiasının kanaat önderi! ya…

Bu, marjinal bir kesimin kendi hayat tarzını “ölmüş gencecik bir anne, bir eş üzerinden” halka empoze etmesidir. Çocuklarımızın zihinleri bulandırılmakta, değer yargılarımız sabote edilmektedir.

Hıncal Uluç Defne Joy Foster’ın ölümünü kaleme aldığı makalesinde “özel hayat” gerekçesiyle gizlenen unsurlara dikkat çekti. Foster’ın 18 aylık çocuğu olan evli bir anne olduğunu hatırlattı. Hıncal Uluç, şok tespitlerinden dolayı da diğer köşe yazarlarının boy hedefi haline geldi.  ‘Su testisi, su yolunda kırılır.’ tespitinden fazlaca alınanlar kendi akıbetlerini duymuşcasına irkildiler. Tepki gösterdiler. Halktan ise destek yağdı:

Günümüz dizilerine bakıyorum da, beynimiz bir hayli yıkanmış. Artık her şey doğal geliyor. (Bora)
Defne bir ekran figürü olarak eğlanceliydi. Bu yaptıklarının doğru olduğunu göstermez. (Vefik)
Hıncal Bey, söylediklerinde sonuna kadar haklı. Defne’yi de herkes azize yaptı. Evli, çocuklu bir bayanın, daha o gün tanıdığı biriyle ne işi var. (Yahya)

Evet Hıncal Uluç halkın testini geçti! …

Sözün özü:

Ölüm, bütün varlıkların müşterek alın yazısıdır. Başlangıçlar bitimin emaresi,sonradan meydana gelişler, sona erişin esasıdır. Başlangıcı olmayanın sonu da yoktur. Ezeli olandır ki, ancak ebedi olan da O’dur.

O, “O’dur ki, hanginiz daha güzel iş yapacağınızın imtihanını vermek için, hayatı ve ölümü yaratmıştır.” (Mülk, 67/2)

Gelişin sırrını kavrama, bulunuşun imtihanını verme ve gidişe hazır olma. İşte insan için mühim olan da budur.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile