Bugün okulumuzun ( Hamza Anaç i.ö.o ) Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmeni İsmail Demirörs ile “karne” ve dönem sonu yaşananlarla ilgili
konuları enine boyuna konuştuk, bende sohbetle ilgili önemli noktaları sizinle paylaşmak istedim.
Veli olarak çocuklarımızla, eğitim-öğretim dönemi boyunca ne kadar ilgilenebildik. İlgilenenlerimiz ise nicelik yoksa nitelik açısından mı ilgilendi? Yani öğrencimizin sadece okul ihtiyaçlarını mı karşıladık? Yoksa onunla ilgi alanlarını keşfetme, motivasyonunu artırma veya çeşitli eksikliklerini giderme noktasında destekleyerek, arkadaşlık mı yaptık?
Galiba biz de zamana ayak uydurduk. Öyle ki, kendimizi biraz daha dünyalık işlerimize kaptırdık. Geleceğimiz olan çocuklarımızla çokça ilgilenemedik. Yoksa ilgilenmiş gibi yapıp da, kendimizi akladık mı? Bu konuda vicdanen müsterih miyiz? Bu soruların cevabı elbette kendimizde saklı, kimseyle de paylaşmayacağız, galiba?
Önemli olan nokta, yaptığımız yanlışları bilmek, eksikliklerimizi bulmak ve bir daha yapmamaya, daha iyisini yapmaya, eksikliklerimizi doğru alanda tamamlamaya çalışmak olmalı. Her insanın yanlışları olduğu gibi anne, baba veya veli olarak da yanlışlarımız olacaktır. Peki, karne dönemleri, önemli bir sınavın sonucu vb. durumlarda "Ne oluyor da birden aklımıza çocuklarımız geliyor?" Uzun bir dönem sonunda da aklımızda evlatlarımız yer ediyor. Yok, hayır burada duralım bence. Buraya keskin bir parantez açalım, yok bence zihnimize çivi yazısıyla yeni bir şeyler kazıyalım. Aslında çocuklarımız değil de onların karneleri ve sınav sonuçları geliyor sanki hepimizin aklına. Çocuklarımızdan önce, onların karneleri, sınav sonuçları ( SBS ,YGS-LYS ) geliyor. Onların çabaları, emekleri, yetenekleri, becerileri ve kapasitelerinin önünde sadece, elde edilen sonuçlar akla geliyor. Ya duyguları, heyecan ve korkularını hiç düşünüyor muyuz?
Nasıl ki, en iyi yemeği yapmak için çabalayan bir bayana ilk lokmayı tattığımızda, “ yemek tuzlu olmuş, az pişmiş...” veya nasıl ki iş yerinde “istenilen netice alınamadığında memnuniyetsizlik ifade eden olumsuzluklar karşısında” bizde uyandırılan hislerimizle şöyle demez miyiz?
- elimden geleni yaptım
- sizin istediğiniz gibi yaptım
- yeteneklerim ölçüsünde en iyi yapabileceğim buydu
- kimse bana bu işi yaparken destek olmadı vb.
Yaptıklarımızın veya yapamadıklarımızın önüne kişiliğimizin konulması bizi de yaralar. İşyerimizde/evde veya toplumda başkalarıyla kıyaslanmak, arkadaşlarımızın kişiliğimize eleştiriler yöneltilmesi hepimizi incitir. Düşününce, bunlar bir yerlerden tanıdık geliyor olmalı. Ama nereden?
İnsan olarak başkalarının eksikliklerini, hatalarını, başarısızlıklarını görmek, kendimizi yargılamaktan çok daha kolay geliyor bize. Galiba genelde de eleştirmeye davranışlarımızdan değil, kişiliklerimizden başlayarak onanmaz büyük hatalar yapıyoruz.
Hepimiz aslında “beşikten mezara karar” birer öğrenciyiz, bir okulda olmamak öğrenciliği bıraktığımız anlamına gelmez. Hayatın içinde hepimiz bu hisleri taşıyoruz. Böylece de yaşamaya devam edeceğiz gibi geliyor. Ne zamana kadar peki?
Yukarıdaki duyguların aynısı, çocuk yaşta olmaları hasebiyle daha şiddetlisi, çocuklarımızın kendi dünyalarında nasıl fırtınalar kopartıyordur. Onlar ellerinden geleni, kendi kapasiteleriyle, bizim desteklediğimiz ölçüde yapmaya çalışıyorlar. Fırsat tanıdığımız kadarıyla istenilen sonuca ulaşıyorlar. Biz farkında olmadan yukarıdaki duyguları biz kendi çocuklarımıza da yaşatıyoruz. Belki istemeden belki farkında olmadan yapıyoruz bunu. Onların kişiliklerini, kendince kurguladıkları dünyalarını acımasızca yıkıyoruz. Eksikliklerini, ilgilerini ve yeteneklerini ön plana çıkaramadan, köreltip, bencillik yaparak kendi hedefimizi dayatıyoruz. Çocukluklarını da yaşayamadan ruhen çökmüş mutsuz bireyler yetiştiriyoruz.
Bu konuda neler yapabiliriz veya şöyle söyleyelim, bu konuda neleri eksik ve yanlış yapıyoruz.
Çocuğumuzun hayatında bizim dayatmalarımız olmamalı. Çocuklarımızın eğitimlerini bir süreç olarak görmeliyiz. Çocuğumuzu sene başında okula yollayıp karnede ki sonuçlara göre hüküm verme yerine, beş aylık süreçte yaptıklarını/yapamadıklarını da görebilmeliyiz. Başkalarıyla asla kıyaslamamalıyız. Yoksa bir gün kıyaslanan biz olabiliriz. Eğitim yaşantılarında destekçileri ve eğitim koçları olmalıyız. Her takımın sporcularını çalıştıran koçları gibi, bizde çocuklarımızı hayat maratonuna sabırla hazırlamalıyız. Ama donanımlı da olmalıyız. yapacağız derken, yıkmamalıyız.
Şimdi başa dönecek olursak, çocuklarımız Cuma günü karne alacaklar. Her çocuk evine takdirname götüremeyecek. Bu, bizim çocuğumuz da olabilir. Önemli olan çocuğumuzun şunu yada bunu alıp almaması değil, kapasitesine göre başarı çıtasını emin adımlarla yükseltebilmesidir. Bunu bizim kadar çocuğumuzda istemelidir. Unutmayalım ki “ Çocuklarımız istemedikçe bizler bir şey öğretemeyiz”
Öyleyse karnelerini getirdiklerinde, gözlerinin içine bakıp “Oğlum/kızım, seni çok seviyorum. Bizim için önemli olan sensin!” Karnen de derslerle ilgili ölçüt olarak bilgilenmemiz adına önemli. Birlikte değerlendirip eksiklerimizi görelim" demeliyiz. Tatili burnundan getirmemeliyiz. Başarıda başarısızlıkta tek başına çocuğun değil, bizimdir.
Efendim, sevgi ve muhabbetle... İyi tatiller diliyorum.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir