Kim bu adam?Hemen her şeyi alınan ama hala gülümseyebilen, ruhunun bahçesinde sonsuza dek güller açacak bu insan kim?
Bir şair işte …
Kübalı. Kastro’nun kızıl zindanlarında yirmi iki yıl çile çekmiş. Hem de ne çileler: Kemikleri kırılıncaya kadar dayak, felç olana dek işkence, iflas etmiş bir solunum sistemi…
İdealleri uğruna, ölümü göze alabilecek kadar kıymetli bir insan.
“Böyle bir hayata nasıl dayanabildin?” diyorlar.
- O, “Allah’a imanım sayesinde,” diye cevap veriyor. Ardından da, hapishane duvarına kanı ile yazdığı yukarıdaki şiirini okuyor.
* * * * * * * * * * * *
“Bir coşku var içimde bugün, kıpır kıpır,
Kekik kokulu koyaklardan aşarak,
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum,
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında,
Ruhumu dinlemek istiyorum.
Dualar gibi yükselir-ken- ümitlerim,
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum.” Muhsin YAZICIOĞLU
1980 darbesinde Muhsin Yazıcıoğlu ile zıt kutuplarda mücadele veren ama 2.5 metrekarelik aynı hücreyi paylaşan Dev -Yol liderlerinden Nasuh Mitap:
“Ben Devrimci Yol davasından yargılanıyordum. Mamak Askeri Cezaevi’nde Muhsin Yazıcıoğlu ile birkaç ay aynı hücrede kaldık. Bu hücrelerde konuşmak, gülmek ve hareket etmek bile yasaktı. Havalandırmaya çıktığımızda sağa sola bakamazdı kimse, konuşamazdı. Bu şartlar altında Muhsin Yazıcığolu ile 2,5 metre karelik bir hücreyi paylaştık. Cezaevi yönetimi bizi birbirimize eziyet edelim diye aynı hücreye koymuştu ama onların umduğu gibi şeyler olmadı. Günlerimiz kavgasız gürültüsüz geçirdik. Günde 3 sefer sayım adı altında ikimize de dayak atılıyordu…”
Hayatın diriltici üsaresini ruhunda duyumsayabilen, bir çeşme başında, mis gibi yarpuz ve naneleri koklayan, güneşle kol kola papatyalar içinde kırlarda koşan içi huzur dolan…
Kim bu adam?
“Fırtınalı bir hayat yaşadı, pes etmedi. Hapse atıldı, üşüdü. Doğru bildiğinden dönmedi. Zor zamanlarda dik durdu. Ders aldı, ders verdi. En çok ihtiyaç duyulduğunda vefa gösterdi. Kalabalıklar içinde yalnız yürüdü; ama küsmedi. Kara bulutlar ansızın güneşini kapatınca, ‘sonsuzluğun sahibi’ne ulaştı.”
Peki, sırrı neydi:
Nasuh Mitap(!), aynada çektiği çile ve ıstırapla çökmüş, yaşlanmış çehresine bakıp, hayıflanıyor. Muhsin, “Neden sen benim gibi değilsin?” diyor.
Cevap müthiş:
“Ben senin gibi zindanda değilim ki…! Nasıl ? Beraberiz ya…
“- Yo…! Ben seccademde sonsuzluğun sahibi olan Allah’la beraberken duvarlar beni tutsak edemez. Ben hürüm. Sen her daim, tutsaksın.” Diyerek yukarda ki şiirini okuyordu.
* * * * * * * * * * * * *
Kunduracılar esnafından iri yan, cesur bir adam. Afyon ve civarını haraca bağladığı için 'Belâlı Tahir' diye tanınırken, karısına sarkıntılık eden bir alçağı kösele bıçağıyla doğrayınca, 'Kasap Tahir' diye anılmaya başlamış.
Hem ellerinden hem ayaklarından prangaya vurulan idam mahkûmu Tahir, hücresinden hava almak için hapishane bahçesine çıkarıldığı zamanlarda bile bu zincirlerle dolaşırken, bir gün bahçede Üstad Bediüzzaman Said Nursi ile karşılaşır.
‘Hür Adam’ın 'sûreti'nden 'siyret'ini okuyan Kasap Tahir, derdini ummana atmanın kıvranışı içinde:
“-Ne olur bana dua buyurun! Kurtarın beni bu halden Hocam!” diye yalvarıp yakarınca, Bediüzzeman:
“-Bu sana takılan şeyler, senin idam mahkûmiyetinin zincirleri değildir! Senin tesbihindir, bunlar! Sen namaza başla, teşbihini çek, ben de dua edeceğim, inşaallah kurtulursun!” diye nasihatte bulunur.
O andan itibaren Allah dostunun gönül frekanslarıyla ihtizaza gelen Tahir, madden ve manen temizlenip ‘tahir’ hale gelir ve namaza başlar. Namaz sonunda kendisini bağlayan zincirlerin halkalarını bir bir sayar. Bir de ne görsün; tamı tamına otuz üç halkadır, zincir. O andan itibaren o zinciri de teşbih edinir, Temiz Tahir...
Ve günler, haftalar, aylar derken, bir süre sonra Üstadı’nın kerameti gerçekleşir ve daha önce ruhu hürriyetine kavuşan TemizTahir’in, 1950 affıyla da cismi hürriyetine kavuşur.
Hür Adam’ın dediği gibi: 'O'nu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O'nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.' (Bediüzzaman)
Ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası ne Cehennem korkusu var. Cemiyetin yirmi beş milyon (Türkiye'nin o günkü nüfusu) TÜRK CEMİYETİNİN imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun. Kur'an'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet'i de istemem. Orası bana zindan olur. Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem'in alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur." (Tarihçe-yi Hayat, "İsparta Hayatı")
Evet, yaşatmak için yaşayanlar, daim yaşarlar. Mutlu yaşarlar. Efendim, gönülleriniz gül bahçesi misali gül gülistan olsun…
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir