karamandan.com

Gelin, Namusunuzu Koruyun…(Evet-Hayır)

Baskı, zulüm ve ‘istibdat’tan ‘baskıcı yönetimden’ korunmanın en birinci yolu ve dahi çaresi; insanın, hak ve hukukunu bilmesi ile bu yoldaki mücadele ve mukavemet ‘dayanma, direnme’ şuurunda saklıdır.

İnsan temel hak ve hürriyetlerine sahip çıkmak ise, bunun ilk şartıdır. Bu ise öncelikle cehaleti ortadan kaldırmayı, hürriyet arzusunu uyandırmayı ve fikri seviyeyi yükseltmeyi gerektirir. Kitlelerin, müspet ve hürriyetçi görüşlerin gelmesini mümkün kılacak bir fikir ve eğitimden geçirilmesi, istibdat tehlikesinden korunmanın köklü çarelerinden birisidir.

Demokratik hak ve hürriyetlerin teminatı olarak kabul edilen meşrutiyetin tam manasıyla gelmeyişinden ve zulmün devamından şüphe edenlere ta o devirde Bediüzzaman şu dikkat çekici cevabı veriyordu:
“Zulüm, meşrutiyetin hatası değil, belki kafanızdaki cehaletin zulmetindendir. Siz divanelikle kısa yolu uzun yapıyorsunuz…
Bir millet cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti ‘ insan hak ve hürriyetleriyle milleti koruma ve bunlara hizmet etmek isteyenleri’ de  müstebit ‘uzak’ eder. 

Her zaman, kitlelerin hak ve hürriyetlerine layıkıyla sahip çıkıp savunmaları, baskı ve zorbalık arayışlarına karşı en büyük ve en güçlü engel teşkil edecektir. Bunlara ilgisizlik ise, toplumda baskı kurma arzu ve isteklerini ön plana çıkaracaktır. Millete hizmet mevkiinde olan kitlelerin korkaklığı, çekingenliği, teslimiyetçiliği ve nemelazımcılığı sebebiyle baskı idaresi kurma cesaretini kendilerinde kolayca bulabileceklerdir.

Milletin baskı, zulüm, bir zümrenin vesayetinden yani istibdattan emin olması için; hak ve hürriyetlerini kullanmasını ve sahip çıkmasını bileceği bir gayretin içinde olması gereklidir. Bunun ilk şartı da, cehaletin kalkması, daha doğrusu sorumluluklarını bilen, uyanık, kararlı bir toplum fikrinin gelişmesidir. Yazımı bir örnekle zenginleştirmem gerekirse, örneğim Fransa olacaktır. Şöyle ki:

Fransa’da ihtilal oldu, kapitalizm gelir. Ama, aristokrasi (soylu sınıfı) hemence “pes” deyivermedi. Birkaç defa cumhuriyeti yıktı. Cumhuriyet yeniden kuruldu. Bugün Fransa 5. Cumhuriyetle idare edilmektedir.

18. ve 19. asırlarda rejimi yıkmak için aristokrasi ‘soylu, sermayedar, vesayetçi zümre’ halk karşısında sahip olduğu ayrıcalıklı üstünlüğünü kaybetmemek için direndi. Yirminci asırda ise onun yerini BÜROKRASİ aldı.

Bürokrasi MEMUR SINIFI demektir. Ancak hizmet üreten değil, ülkenin maddi ve manevi kalkınmasına engel olan memurin sınıfı.

Bürokrasi 1958’lerde Fransız hükümetinin Cezayir politikasını tasvip etmedi. Pasif direnişe geçti. Pasif direniş 1961 de Orduya yansıdı. Kendiliğinden aktivite kazandı. O zamanın Genel Kurmay 2. başkanı General Salan DARBE yapmak istedi.

Durumu haber alan Başbakan Michel Debre radyodan halka seslendi:
“Sevgili Fransızlar !
Bana verdiğiniz oy sizin namusunuzdur. Gelin, namusunuzu koruyun…”

Bunun üzerine iki yüz bin Parisli, silahsız olarak evinden çıktı: P.T.T. Genel Müdürlüğü’nün, Radyo evinin ve Parlamentonun etrafını çevirdi. Darbeyi önledi. General Salan İngiltere’ye kaçmak zorunda kaldı.

Başbakan Michel Debre hükümeti, seçmenin pasif desteği ile yetinmemiş, milletin aktif desteğini de kazanmıştı. Bu desteğe ancak insanının inandığı değerler sistemini benimseyen hükümetler ve gerektiğinde kelleyi koltuğa alabilecek cesur liderler sahip olabilirdi.

Eğer Başbakan Michel Debre, en ufak bir gürültüde şapkasını alıp kaçan, kişiliksiz, korkak biri olsa idi, Fransa bugün 6. Cumhuriyetle, belki de Cunta ile idare ediliyor olacaktı…

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş