Köyün Ulu, Ögsüzlü ve Taşbaşı adlı üç camii vardır. Ulu camii kalenin eteğindedir. Hiçbirisinde yapıldıkları tarihi gösteren bir kitabe yoktur. Tarihi oluşundan öte mimari değerleri de yoktur.
Ayrancının toprakları Karamanoğulları tarafından avlak ve çiftlik olarak kullanılmakta idi: 14. yüzyıl ortalarında Musa ve Fahrettin Ahmet Beylerin Divle ve çevresinde yaşadıkları bilinmektedir. Musa Bey’in günümüzdeki Musa mahallesi çevresinde yaşadığı, kendi adı ile anılan Musa Dağı ve Yüğlük dağlarında avcılık yaptığı, Fahrettin Ahmet Bey’in ise Divle’de küçük bir saray ile Saraycık (Saracık) yaylağına bir av köşkü yaptırdığı tarihi bir gerçektir. Divle’de Melik Bey mahallesi’nde eskilerin konak dedikleri bu tarihi yapıdır. Burada (Melik Bey camii) adını taşıyan bir de mabed vardı. Konağın yanında Divle Beyi’nin suçluları sallandırdığı Kanlı ceviz de meşhurdu. Bakımsızlıktan ve ihmalden bu tarihi konak gibi camii de yok olmuştur. Yerleri bahçe haline getirilmiştir.
İlkçağda Ayrancı ve çevresi Hititlerin yaşam alanı olarak görülmektedir. Özellikle Hitit’lerin M.Ö. 1200 yıllarında Frigler tarafından yıkılmasıyla; Anadolu’nun Güney taraflarında, Mezopotamya ve Suriye’de Hititlerin devamı olan “Geç Hitit Şehir Devletleri” ne rastlamak- tayız. Bunlardan birisi de Ayrancı ve çevresine de hakim olan Tuvana (Tuvanuva) Krallığıdır. Bu dönemde Ayrancının Kocadere, Buğdaylı Deresi, Geleri Deresi, Koraş Köyleri çevresi, Ayrancı Merkez, Ulu Mahalle, Saray Köyü gibi yörelerimizdeki mağaralar ve inlerdeki düzenlemeler ve yaşam izleri, Hititlerin ve daha da net bir şekilde Tuvana Krallığından günümüze ulaşan uzantılar olarak değerlendirilebilir.
Bir süre Friglerin de etkisinde kalan Ayrancı toprakları. M.Ö. 8. yüzyılda Asurluların, Lidyalıların, 6. yüzyılda da Perslerin yönetiminde kaldı. M.Ö. 4. yüzyılda Makedonya Kralı Büyük İskender’in egemenliğine girdi. Büyük İskender’in ölümünden (M.Ö.323) sonra imparatorluk parçalanınca Ayrancı toprakları imparatorluğun Asya Karalığı yönetiminde kaldı. M.Ö. 3 yüzyılda Romalılar da Anadolu’ya adım attılar ve güdümlerinde birçok krallık oluşturdular. Bergama Krallığı buna örnek olarak gösterilebilir. M.Ö. 129 yılında Anadolu Romalıların Asya Eyaleti haline getirilince Ayrancı toprakları da bu eyalete bağlandı. Uzun süre Roma İmparatorluğunun yönetiminde kalan toraklarımızda Roma izleri somut bir şekilde kendisini göstermektedir. Ambar Köyünden çıkarılmış olan; Sidamara Lahti, köydeki antik Höyük ve diğer kalıntılar, Kale Köyü kalesi ve kaya mezarları, Pınarkaya (Divaz) köyündeki kale, kemer, sütun ve sütun başlıkları, Üçharman (Divle) ve Buğdaylı çevresinde olan kaya kiliselerindeki freskler ve steller bunların önemli kanıtlarıdır.
İşte, Özü Suyu’nun akışına göre sağda birden bire kat kat, katmer katmer yükselen dağın şurasında burasında görülen irili ufaklı, birçok geometrik şekilli delikler, tarihin meşhur Divle Kalesi’dir. Hafif meyilli ve zikzaklı bir dış yoldan buraya çıkılır. Kırlangıç yuvaları gibi dağın şurasına burasına asılmış gibi görünen yerlerse ilk insanların, sonra Hıristiyan keşişlerin ve rahip şakirtlerinin meskenleri idi. Oyma mabedlerin mezarları da vardı. Dar ve küçük kapılarla birbirine ulanan bu odalar, sofalar, geniş mahzenler, teraslı salonlar Girit’in Lavristosu’na benzer. Eski insanlar taşları adeta bir sabun kalıbını şekillendirir gibi delmişler, dağların içlerini bir köstebek gibi işlemişlerdir. Bazılarında üçer dörder oyma sütunlar vardır. Bazılarının ise sütunları yıkılmıştır. Bazı yerlerinde harçlı insan yapıları da görülür. Bu haliyle Ermenek kalesine de benzer.(1) Birçok bakımdan Karaman’daki Manazan mağaralarına da benzetilebilir.
Kalede belli başlı sekiz bölüm vardır. Ortasında masaya benzeyen, belki de bir ölü tabutunun veya sandukasının konulduğu bir yer olan salona yerliler (papazın oturduğu yer) diyorlar. Buralarda sarnıca benzeyen yerler de vardır. Bir büyük kilisenin sonradan mescit olarak kullanıldığı da anlaşılıyor. Kaleden suya inen gizli bir yolun bulunduğunu da söylenmektedir.
Bu mesken, mabed ve barınaklarda, başka bir ifade ile bu kalede gelip geçen birçok kavmin alın terlerinin izleri vardır. Etiler’in, Romalılar’ın, Bizanslar’ın, Ermeniler’in, Karamanoğulları’nın ve nihayetinde de Osmanoğulları’nın bu kalede iç içe, üst üste yığılmış emekleri vardır.
Özellikle, 395 yılına kadar Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyaleti olarak kalan Anadolu toprakları, bu tarihte imparatorluğun Doğu ve Batı Roma olarak parçalanması ile Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu)’nun payı içerisinde kaldı. Bizans yönetiminde iken zaman zaman Müslüman Arapların (Emevi ve Abbasilerin) saldırısına uğradı. Bizans döneminden başlayarak, Osmanlı Devleti’inin uzun bir sürecinde, Medine’nin vakıf toprakları olarak işlevini sürdürmüştür.
Fakat, bunların devirlerini tam manası ile dillendirmeye imkan yoktur. Ayrancı ve çevresi ile ilgili olarak, günümüze kadar herhangi bir arkeolojik araştırma ve kazı yapılmamıştır. Dolayısıyla Ayrancı / Divle tarih öncesi ve ilkçağdaki yaşamı hakkında net bilgilere sahip değiliz. Ancak tarih öncesi dönemlerle ilgili birçok yaşam izlerine rastlamaktayız. İlkçağ ile ilgili olarak da birçok kalıntının günümüze ulaşmış olduğunu görmekteyiz.
Not:(Bölümler halinde devam edeceğimiz bu yazı dizimize “ Karamanoğlu İbrahim Bey’in Karamandaki imaretine vakfedilen, Yunus ermenin dedeleri İsmail Hacı ve Yunus Emre’nin Karacalar Kuyusu ve daha bir çok köy gibi Bosala Köyü ile İlisra’dan da bahisle İlk Hıristiyanlığın Beşiği olan yaşadığımız bu çoğrafyadan da bahis açacağız. İnşallah…!
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

