karamandan.com

Taassup Aşı, Ağrıtır Başı

Bir isim nedir ki?` diye soruyordu Shakespear’e ‘Romeo ve Juliet’ te … Bir yönüyle öyle olsa da, bir isim, bir sözcük, bir sıfat, bir kavram bazen her şey olabiliyor... (1)

Son günlerde, taassup` ve `mutaassıp` sözcükleri  CHP için dillendirilir oldu. Ben o kulvarda kalem oynatmadığımdan erbabına havele edip, tarihten bir sayfa açmayı yeğledim.

Tarih meraklılarının başvuru kitabı Mehmet Zeki Pakalınlar`ın üç ciltlik `Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü’ hiç beklemediğim genişlikte yer ayırmış sözcüğe... Belli ki, sözlüğün yazıldığı dönemde, üzerinde sıkça tartışma çıkan bir kavrammış `taassup`... Yoksa bazı terimleri iki satırla geçiştiren Pakalınlar, `taassup` maddesi için altı koca sayfa ayırmazdı (c. III, s. 363-368). Madem öyle buyurun bizde şöyle bir tarih yolculuğuna çıkalım, hissemize ne düşecek, görelim!

Taassup sözlükte:

Körü körüne bağlılık, batılda ısrar etme.

“Aşırı bağlılık, aşırı taraftarlık, fanatizm.

Bir şeye veya kimseye taraftar olma.

Kendi din ve milliyetini çok üstün tutarak başka din ve milliyetten olanlara kin, nefret ve düşmanlık gösterme.

Yakınlarına, milletine yapılan zulümlere karşı çıkma.

Haksız yere husumet etme.” Olarak tarif edilen taassup TERİM olarak:

“Din, ahlak, adet gibi konularda haksızlık ve düşmanlık derecesine varacak kadar saplantıya düşmek demektir.”

 

Olumsuz anlamda kullanılan bu tür taassup bilgisizlikten, muhakemesizlikten ve aşırı inatçılıktan kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan taassubun aşırılığı, toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmasına en büyük engeldir.

İnancının gereği ve dininin icabı olarak, görevini yerine getirmeye gayret göstermek, içinde yaşadığı toplumun toplumun ortak değerlerine saygılı olmak, onları korumak ve savunmak taassup sayılmaz. Böylesine bir gayret ve taraftarlığa taassup değil “salabet-i diniye veya salabet-i milliye veya ahlakiye” denir.

Bu tarz bir taassup toplumun kanı/canı hükmündedir. Kendi dinine, milli ve ahlaki örfüne  karşı bu duyarlılığı kaybeden  bir millet, tarih sahnesinde söz sahibi olamaz” 2

Gerçek Türk ahlakı, büyük bir hoşgörürlüğe ve müsamahaya yer verir. Taassup sevilmez. Türke göre taassup ve yobazlık, kendine emniyeti/güveni olmayan şahıs ve toplumlara vergidir. Türk edebiyatı asırlarca yobazlarla alay etmiş, onları kınamıştır. Türk, imanından o derece emindir ki, asırlarca Bizans mozaikleri karşısında namaz kılmış, bu mozaikleri kapatmayı bile düşünmemiştir. Ayasofya 1453’te cami, hem de protokolde bütün Osmanlı Cihan Devleti’nin birinci camii olduğu halde, tympanon duvarındaki mozaikler 1573’te Mimar Sinan’ın büyük tamiri sırasında, kubbe mozaikleri 1580 – 1592 arasında, sonra 1630’dan az önce, tamamı 1672’de – hiç tahrip edilmeden – üzerine badana çekilerek kapatılmıştır. Doğu kemerlerindeki mozaikler ancak 1801’de, geri kalanlarda 1750’de badana ile örtülmüştür.

Bu durum, asırdan asra taassubun arttığını, Osmanlı şevketinin - “Kudret ve kuvvetten doğma haşmet. Padişaha mahsus heybet ve saltanat”ın – taassupla alâkası olmadığını gösterir.

Selânik  Ayasofya Camii’ni XX. yüzyılın başlarında II. Abdülhamîd, hem Bizans, hem Türk kısımlarına aynı derecede para harcayarak, büyük masraflarla onarmıştı. Selânik 1913’te Yunanlıların eline geçti. Derhal kiliseye çevrildi. 1950’ye doğru, Türkler tarafından XVI. asırda yapılan âbîdevî son cemaat revâkı, taş oymacılığı şâheseri olan minberi, kürsü ve müezzin mahfili, hiçbir iz bırakılmamacasına kaldırılıp tahrip edildi. (3)

 

Kendine güveni olmayan toplumlar, dinde olsun, rejimde olsun, mutaassıptırlar.

Milletlerin seciyesi, karakteri bin yılda oluşur. M.Ö. 36’da Türk hakanı Çiçi Yabgu’nun meşhur nutkunda “millet olduk” diye bir cümle vardır ki, bu iki kelimelik harika cümle, bundan 2.044 yıl önce söylenmiştir. Atalarımız bencil değildi, geleceğe dönüktü. Şahsi değil, toplum içindi. Murad Hüdavendigâr’ın Kosova’sında, Mustafa Kemal’in Sakarya’sındaki ruh, bu ruhtur. Öyle üç beş asırda olmamıştır, olacak şey de değildir.

Mustafa TÜRK

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

1-Taha Kıvanç. http://www.tumgazeteler.com/?a=4372201

 

2-Dini Kavramlar sözlüğü. Diyanet işleri Başkanlığı Yayınları ANKARA – 2006

 

3- Türk Tarihi. Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu – Yılmaz Öztuna

AKLINIZDA BULUNSUN:

BENZERLERİNİN ÇOĞALMASINI DİLEDİĞİM BİR KİTAP: SİYASET

Genç ve etkili siyaset bilimcilerimizden Prof. Dr. Mümtaz”er Türköne”nin editörlüğünü üstlendiği çok farklı bir eserden söz etmek istiyorum: Çalışma “Siyaset” anabaşlığını taşıyor. Ebadından, muhtevasına kadar Türkiye”de benzerini pek görmediğimiz yeniliklerle dolu bir eser. Kare biçiminde tasarlanan sayfa düzeni, yayıncılığımız için alışılmadık bir yenilik ama asıl ilginç olanı, siyaset hakkında gazete okuyucusundan öğretim üyesine kadar bilinmesi gereken her tabakadaki bilginin, çok ustalıklı bir editör çalışmasıyla bir araya getirilmesi, birbirini destekleyen paralel metinler halinde yan yana sunulması, gerektiğinde resimler, çizelgelerle zenginleştirilerek rahat bir okumaya zemin sağlanması bence. Batı üniversitelerinde rastladığımız biçim ve muhtevaya uygun bir nitelik taşıyan kitabın başlıca bölümleri şöyle: Siyaset Teorisi, İdeolojiler ve Sistemler, Siyasetin Toplumsal ve Kurumsal Boyutları, Siyasetin Güç Merkezleri, Çağdaş Siyasi Yönelimler ve Siyasetin Küresel Boyutları. Kitap, Lotus Yayınevi tarafından Ankara”da neşredildi ve tam 768 sayfa. Hem ders kitabı, hem müracaat eseri olarak alkışlanması gereken bir çalışma; ilgilenenlerin kaçırmaması gerekir. Bilgi için: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ve www.lotuskitap.com

 

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş