karamandan.com

Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, ülkemizde ve yer yüzünde bir çok ülkede, muhtelif etkinliklerle kutlanmaktadır.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, ülkemizde ve yer yüzünde bir çok ülkede, muhtelif etkinliklerle kutlanmaktadır. Biz de, tüm kadınların, Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, acı ve gözyaşının az, mutluluk ve gülücüklerin çok olduğu, nice günlere erişmelerini diliyoruz. Kutlamalar nedeniyle yapılan toplantılar, gösteriler ve yayınlanan bildirilerde, özellikle, kadınların toplumdaki statüleri, sosyal ve ekonomik pozisyonları, hak ve özgürlükleri üzerinde durulmaktadır. Bu kutlamaları, toplumumuzda yaşayan her on kadından altısının şiddete maruz kaldığı, töre cinayetleri dediğimiz olaylarda bir çok genç kızın bizzat aileleri tarafından katledildiği, diri diri toprağa gömüldüğü, kadın ticaretinin ve seks pazarının  artmakta olduğu, sokaklarda kalan kadınlar için “sığınma evleri” açmak zorunda kalındığı, sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta, kadının geri plana atılmaya çalışıldığı bir ortamda gerçekleştirdiğimizi  bilmek zorundayız.

Türk kadını, Cumhuriyetimizin kuruluşu ile ve erkelerle birlikte, padişahın tebası olmaktan kurtulmuş, vatandaş, birey, hukuk ve hak sahibi, talep eden, sorgulayan bir varlık olmuştur. Kadınlarımızın eğitim, meslek sahibi olma, çalışma hürriyeti, sosyal ve siyasi hakları, medeni nikaha sahip olma gibi insani haklara sahip olması yönünden, bir çok medeni ülke kadınlarından daha şanslı olduğunu görürüz. Türk kadını, seçme ve seçilme hakkını 1930’lu yıllarda kavuşurken, medeni bildiğimiz İsviçre kadını bu hakları uzun yıllar sonrasında elde etmiştir.

Kadınlarımızın, günümüzde sahip oldukları statüyü değerlendirirken, bu günlere, kız çocukların diri şekilde toprağa gömüldüğü, kızların nüfustan sayılmadığı, bir kelimeyle boşanmış sayıldıkları, mirastan hak alamadıkları, şahitliklerinin kabul edilmediği, mal ve köle olarak pazarlarda alınıp satıldıkları, aile içlerinde konuşmaları, gülmeleri ve bir şey istemelerinin mümkün olmadığı, günlerden geçerek gelindiğini de unutmamalıyız. Günümüzde bile, dünyanın bir çok yerinde, bu türden, çağ dışı şartlarda yaşamak zorunda olan  çok sayıda kadının varlığı da bir gerçekliktir.

Uluslararası Eğitim Merkezi’nde (Teksas/ABD) bulunduğum Eylül 1991 ayında, temsilciler olarak, sırasıyla ülkelerimizi tanıtıyorduk. Benden önce takdim yapan Arabistanlı Mohamed, ülkesinde kadının statüsü konusunda açıklama yapmakta ve sorulan soruları cevaplamakta oldukça zorlanmıştı. Benim takdimimde de benzer sorular soruldu. Salonda bulunanların çoğu kadındı. Türk kadınının da Arap kadınları gibi olduğunu sanıyorlardı. Salonda bulunan kadınlar arasında, beyaz kadın yüzbaşı, beyaz (sarışın ve Polonya kökenli) Astsubay, Zenci kadın astsubay, beyan kadın astsubay (hamileydi), emekli beyaz kadın ve genç beyaz kadın şeklinde dağılıyordu. Toplantıyı yöneten zenci bayan Astsubay (Afrika kökenli), onun amiri zenci erkek astsubay ve merkezin üst amiri beyaz kadın Albay şeklindeydi. Eğitim ortamımızda, kadının sahip olduğu bu statüyü dikkate alarak, bana soru sormuşlar ve alacakları cevabı da bildiklerini düşünüyorlardı. Türk kadınının statüsünü anlatmaya, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin başbakanı bir bayandır. Adı Prof. Tansu ÇİLLER’dir. Bayan bakanları da vardır “ diyerek başlayınca salonda bir uğultu koptu. Aldıkları cevap onların bekledikleri cevap olmamıştı. Bayan ÇİLLER’i  birkaç kişi hatırladı. Türk kadınının Medeni Kanuna göre nikaha sahip olduğunu, tek eşlilik, siyasi, sosyal ve çalışma haklarını elde etme dönemlerini, mühendislik, öğretmenlik, hekimlik, ziraat, ticaret, milletvekilliği, bakanlık dahil her iş ve meslek alanında görev aldıklarını örneklerle anlattım. Kadınların görev almadıkları makamlar olarak, uzun süre eleştirilen Valilik/Kaymakamlık konusunda gelişme olduğunu ve halen Muğla ili valisinin ilk kadın vali olarak görev yaptığını da anlattım. Takdim sonunda beni tebrik edenler oldu. Koordinatöre bir  bakır işlemeli tabak hediye ettim. Türkiye ve Türk kadını ile ilgili olarak öğrendikleri onlar için çok şaşırtıcı olmuştu. Bu arada belirtmeliyim ki, eğitim merkezinin amiri olan bayan albayı merkezde kaldığım süre içinde bir kez, o da merkez dışında bir lokantada öğlen yemeğinde görebildik. ABD ordusunda Albay demek erişilmesi çok zor bir seviye ve sonsuz saygı duyulacak insan demektir. Benim rütbem binbaşı olduğundan, ABD binbaşı rütbesini temsil eden işareti  yakamda taşıyordum. Benim binbaşı rütbemi uzaklardan görenler oldukları yerde çakılıp kalır, selama durur ve ben geçtikten sonra yollarına devam ederlerdi. Bu saygı, kişiye değil öncelikle rütbeye idi. ABD ordusunda general demek ise çok ayrı bir durumdu. Günümüzde, bizim Orgeneraller ve Kuvvet Komutanları itile kakıla nezarethanelere götürülürken, bu durumları hatırlayarak içim sürekli sızladı.

Dünya kadınlar Günü kutlamalarında bir çok dilek ve temenni dile getirildi. Kadının toplum hayatının her alanında, yönetime katılımı, meclislerde yer almaları, erkeklere göre oranların yükseltilmesi istendi. Kadın Milletvekili sayısı dikkate alındığında, batılı ülkelerin gerisinde olduğumuz açık olup, Arap ülkeleri ve üçüncü dünya ülkeleri ile kıyasladığımızda durum oldukça lehimize çıkıyor. Seçme-seçilme hakkını 1930’lu yıllarda kazanan Türk Kadını, gelinen bu noktada, olması gereken seviyenin oldukça gerisindedir. Gün geçtikçe, kadınların geri plana itilmekte, çalışmak ve  meslek edinmek yerine, evde oturmaları, çocuk yetiştirmeleri ve kocalarına hizmet etmeleri tavsiye edilmektedir. Ekonomik özgürlüğüne kavuşmamış bir kadın için hayat zor demektir. Bekar, dul ve çeşitli nedenlerle yalnız yaşayan bir kadın için, hayatın ne kadar zor olduğunun görüyoruz ve yaşayanlardan dinliyoruz. Mahalle baskısı, sosyal yaygın baskı, çevre ve komşu kuralları gibi sınırları ve sonuçları belli olmayan bir çok kısıtlayıcı ve zorlaştırıcı etki söz konusudur. Baro Başkanlıklarında faaliyet gösteren Kadın Hakları Çalışma Gurubu kayıtları, hukuksal ve yasal haklarını arama konusunda, kadınlarımızın nice sorunlar yaşadığını göstermektedir. Ankara Adliyesinin koridorlarında bir birine sarılmış vaziyette ve ürkek tavırlarla dolaşan kadınların “ kadın hakları odası neresi? “ şeklindeki sorularıyla sıkça karşılaşıyoruz.

Toplum hayatımızı düzenleyen hukuk kuralları ve kanunlarımız çağdaş dünya devletlerinin kanunlarından adapte edilerek  uzun yıllar önce yürürlüğe konmuş olmasına ve günümüze kadar çok kez değişiklikler yapılmış olmasına rağmen, bu kanunları tam olarak uygulayamamışız. Kanunların çıkarılması ve sayfalarda yazılı olması başka, gündelik hayatımızda uygulanması ve benimsenmesi başka şeylerdir. Yasal kurallar yanında bir de fiili olarak geçerliğini koruyan kurallar söz konusudur. Bu duruma sayısız örnek verebiliriz. Medeni Kanuna göre resmi nikah zorunlu olduğu halde, nikahsız ve çok eşli yaşam yaygın olarak sürmektedir. Mecliste bulunan bir çok milletvekilinin bile, nikahsız ve çok eşli yaşam sürdüğü konuşulmaktadır. Ankara çevresi köylerinde bile, kız çocuklarına hala mirastan pay verilmediğini bilen ve bu konuyla ilgili davaları takip etmiş bir kişi olarak, kırsal kesimlerde, köylerde ve ağalığım geçerli olduğu yörelerde, kadınların nice zorluklar içinde olacağını tahmin edebiliyorum.

Kadınların statülerinin yükseltilmesi, hak ve menfaatlerinin korunması, yönetime katılımlarının artırılması, eğitim ve sağlık hizmetlerinden azami olarak faydalanmalarının sağlanması, kadın ticareti ve istismarının önlenmesi, şiddete dayalı yaralanma ve ölümlerin önüne geçilmesi dahil olmak üzere, kadının iyiliği, mutluluğu ve refahı gibi konularda yapılacak iyileştirmelerin, erkekler tarafında yapılması gerektiği de ayrı bir çelişki teşkil etmektedir. Tüm kadınlara mutlu, sağlıklı ve başarılı nice yıllar dileriz..



Yazan: Av. Naci SÖZEN, 07 Mart 2010 / ANKARA

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş