Dünya nüfusu, her geçen gün hızla artmaktadır. Türkiye’de, duyumlarımıza göre, nüfus yoğunluğu 72,5 milyona ulaşmıştır. Eğer nüfus yoğunluğunun artışına paralel olarak besin ürünlerimizin de üretimi gerçekleştirilmezse, insanların yeterli düzeyde beslenememesi yüzünden açlık sorunlarıyla karşı karşıya gelinir veya beslenme sorunlarının üstesinden gelinemez. Nüfus yoğunluğunun mutlaka kontrol altına alınması gerekir, insanların yeterli düzeyde beslenmeleriyle ilgili sorunların da çözüme kavuşturulması gerekir. Tabi ki bu sorunların çözüme kavuşturulma görevi bilim adamlarına düşmektedir.
Bilim adamı demek önünü görebilen, öngören, yarınını ve gelecek günler hakkında fikir üretebilen kişi demektir. Bilimle teknoloji yan yana uyum halinde gitmesi gerekir. Bilimle teknoloji uyumlu olduğu takdirde insan sağlığı, doğa sağlığı, toprak sağlığı ve bitki sağlığı da birlikte uyum sağlayabilir. Ancak bu böyle olmuyor; teknoloji, bilime ve bilim adamlarına dayatma yolunu seçiyor ve sonuçta bilim insanlarını çalışma hızında ve hizmet etme içgüdüsünde bir istemsizlik ortaya çıkıyor.
Bilim adamları “doğayı, insan sağlığını, toprakları ve bitki sağlığını kirletmeyin, kirlettirmeyin” diyor, “ekolojik dengeler bozuluyor” diyor. Çevre kirleticilerin zararı nedeniyle “kanser riski artırıyor” diyor. Teknoloji bu çırpınışlara aldırmıyor ve aksine yeni yeni ürünlerin elde edilmesi için uğraşlar veriyor. Sigara tütünleri içine konulan maddeler sigara içiminin kullanıcısı tarafından daha fazla sayıda sigara tüketilmesine neden oluyor. Buna karşın bilim adamları sigara içmeyiniz diyor. Bilim adamları, sigara içilmesi ne kadar zararlı ise pestisitlerin, çevre kirletici unsurların, petrol ürünlerinin, eksoz gazlarının, tozun, dumanın, atmosferde bulunan kirletici gazların, atıkların ve artıkların da insanlara o kadar zararlıdır diyor. Bilim adamları yine insanlar yaşamak için dünyaya gelmişlerdir paranın esiri olsunlar diye değil diyor. Çeşitli GDO’lu (gelecek hafta detaylı bilgi verilecektir) ürünler, sağlığa zararlı katkılı boyalı ürünler ve kimyasal kalıntı içeren sebzeler, meyveler ve diğer ürünler pazara sunuluyor. Bunlar zararlıdır diyor bilim adamları, dinleyen yok.
Basında günlerdir gündemde olan Avrupa Ülkelerine ihraç edilen meyve ve sebzelerden söz etmek istiyorum. Duyumlarımıza göre ihraç edilen ürünlerden domates, kabak biber ve birçok meyvelerin üzerinde kimyasal ilaçların bulunduğu tespit edilmiş. Bu ürünler Ülkemize geri gönderiliyor. Belki de zehir yüklü ürünler iç pazarlarda tüketilecek. Bu zehirli gıdaların bu duruma getirilmesinde kim, kimler sorumludur? Zehirli maddeler, petrol ürünleri ve zararlı kimyasallar yani toksik maddeler insanın yağ dokusunda birikir ve yıllar sonra birikim taşar ve insanların ölümü gerçekleşir. Bu nedenle bilim adamları kanser olma riskinin teknoloji ile ilişkisi olabilir diyor. Dikkat ediniz diyor. Organik tarım ürünlerinin tüketimine yöneliniz diyor.
Avrupa ülkelerinde üretilen ve tüketilen ürünlerde acaba kimyasal kalıntılı meyveler ve sebzeler pazara sunulabiliyor mu? Tabi ki hayır? O zaman niçin bizim ülkemizde kimyasal kalıntılı ürünlerimiz kontrol edilmeden ettirilmeden tüketicilerimize sunuluyor. Yine niçin, çevre kirleticilerinin etkisi altında bulunan tarım arazilerinde yetiştirilen ve pazara sunulan ürünlerde de benzer durumlar söz konusu olduğu halde niçin çevre kirleticilerin kaynağı olan sanayi kuruluşları, tarım arazileri ile iç içe olan dağlarda kurulmasına ruhsat izini verilmesine göz yumuluyor? Niye?
Selam ve sevgiyle,
Prof.Dr. Mehmet Asil YILMAZ

