Birkaç yıl sonra ilk çocukları Emre dünyaya gelmiş. Sonrasın da ikinci çocuk Nermin’in dünyaya gelmesi, mutluluklarına mutluluk katmış. Herkes, onların bu mutlu ve huzurlu yaşantılarına özenirmiş…
Ta ki Doktor Hayri Bey ve ailesi tatil dönüşünde trafik kazası geçirene kadar...
Hayri beyin eşi ve çocukları bu kazada vefat ederler. İşte o günden sonra; zavallı Hayri üzüntüsünden aklını yitirir...
Şimdi beş katlı evi olmasına rağmen, sokaklarda yatıp kalkıyor. Evine giremiyormuş. Anılar canlanıyormuş gözünde… Önüne gelenden sigara ve para ister dolaşır. Kâğıt parayı da, çok para ona zarar verdiğinden sevmezmiş… Mahalle esnafı, onun hikayesini bildiğinden; ona her konuda yardımcı olmaya çalışıyor ve her daim sahip çıkıyor…
Bir gün hızlı hızlı yine nöbete gitmek için servise doğru yürürken, deli Hayri’yi gördüm. ‘Şimdi benden para ister’ düşüncesi ile cebimden bozuk para çıkardım. Sigara paketinden de bir sigara… Bana yaklaştığında;
—Hayri ne haber? Dedim.
—İyiyim. Dedi
Bozuk para ve sigarayı alsın diye uzattım…
Önce yüzme manalı manalı baktı...
—Ben senden para veya sigara istedim mi?
—Hayır, istemedin Hayri.
—Peki, öyleyse ben sigara veya para istemeden neden veriyorsun?
Dondum kaldım. Ne diyeceğimi şaşırdım... O deli Hayri’nin yerini sanki aklı selim biri almıştı. Kem küm ettim… Bana,
—Senin yaşın kaç? Dedi
—36
—Benden tam 15 yaş küçüksün. Ağabeyin sayılırım senin… Benden sana tavsiye; istemeden, hiç kimseye para verme ki kıymetini bilsinler… İsteyene, ihtiyacı olana, gücün yetiyorsa parayı ver ki; paran çoğalsın, bereketli olsun…
O gün deli Hayri’nin sözleri akşama kadar aklımdan gitmedi... Tebessüm ettim ve düşündüm…
Acaba Hayri’de mi bir arızalık var bizde mi?
ERSİN ÜNAL
GÖNÜLDEN DAMLALAR
BURSA
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Her sabah nöbete giderken önüme çıkar, benden sigara ve para isterdi. Kâğıt para verirsem yırtıp atar, bozuk para verince takla atardı...
